Plastik zevkler, plastik düşler. Televizyonun herkese vaat ettiği ama çok az kişiye bahşettiği bu cennet, plastik. Hepimiz onun hizmetindeyiz. Eşyaların giderek daha çok, insanların ise daha az önemli olduğu bu uygarlıkta amaçlar araçların esiri: Eşyalar seni satın alıyor, otomobil seni kullanıyor, bilgisayar seni programlıyor ve televizyon seni seyrediyor.
İnsanlar giderek çoğalırken bir yandan daha da yalnızlaşıyorlar. Çoğalan yalnızlar şehirlere yığılan kalabalıkları oluşturuyorlar. “Rica etsem dirseğinizi gözümden çeker misiniz, lütfen?” Reklamın başlıca işlevi başarısızlıkları tazmin etmek, fantezileri beslemektir. Bu tıraş losyonunu alarak kime dönüşmek istersiniz?
Latin Amerika’da kimsenin olmadığı topraklarımız ve kocaman karınca yuvalarını andıran kentlerimiz var; dünyanın en büyük ve en adaletsiz şehirleri bunlar. Sanki zorba modernizme nostalji ve hoşgörüsüzlükten başka yanıt olamazmış gibi, ne kadar safsa o kadar iyi olan geçmişe dönüşü öneriyorlar.
Kültür eğlenceye indirgenirken, eğlence de evrensel ölçekte parlak bir işe dönüşüyor; hayat bir gösteriye indirgenirken, gösteri de ekonomik ve politik güç kaynağına dönüşüyor; haber reklama indirgeniyor ve reklamlar emrediyor.
Merkezsiz bir labirent olan dünya yıkılıyor ve kendi gökyüzü de üzerine yıkılıyor. İnsan emeğini kendi ürününden ayıran, sözü ve eylemi kalıcı ayrılığa zorlayan, gerçekliği belleğinden boşaltan ve her bireyi rekabetçi ve diğerlerinin düşmanı yapan bu sistem bütün yüzyıl boyunca araçlarla amaçları birbirinden ayırdı.
Kökünden ve bağlarından mahrum bırakılan gerçeklik, değerin ve değersizliğin krallığına dönüşüyor: Bizi değersizleştiren değer, malların, insanların ve ülkelerin değerini tanımlıyor. En çok kredi kartı olanın en saygıdeğer olduğu bir dünyada, lüks nesneler pazarın hiçleştirdiği özneleri kıskandırıyor. Sis ideologları, şimdi moda olan belirsizlikçiliğin piskoposları, bize gerçekliğin anlaşılmaz olduğunu söylüyorlar; bunu derken de gerçekliğin değiştirilemezliğini kastediyorlar. Küreselleşme enternasyonalizmi aşağılamaya indirgedi, örnek vatandaş ise gerçekliği kader gibi yaşayan oldu.
[Tepetaklak, Eduardo Galeano, Türkçesi: Bülent Kale, Sel Yayıncılık]
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!