Pınar Gültekin’i ilk önce yedi düğüm atılmış bir halatla boğan, can vermemişken koyduğu varilde diri diri yakıp üzerine beton döken Metin Cemal Avcı’ya “canavarca hisle öldürme” suçundan verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının “haksız tahrik indirimi” uygulanarak 23 yıla düşürülmesi (yatarı 14 yıl) ve cinayet anında yanında olduğu tespit edilen kardeşiyle, delilleri yok etmesine yardım eden aile üyelerine-iş ortağına beraat verilmesine yönelik tepkiler devam ederken, mahkeme kararının gerekçesini açıkladı. 125 sayfalık gerekçede Pınar Gültekin’in vahşice katledilmesine bildiğimiz argümanlarla meşruiyet kazandırılırken, katil Avcı’nın onu henüz can vermemişken yakmasının canavarca hisle yapılmış bir eylem olmadığı, bin dereden su getirilerek kanıtlanmaya çalışıldı. Yine kardeşi Mert Can Avcı’nın cinayet anında abisinin yanında bulunduğu tespit edilmesine rağmen beraat verilmesi de “o varilde Pınar Gültekin’in yakıldığını nerden bilecekti?” manasına gelen ve çocukları bile öfkelendirecek bir yaklaşımla savunuldu.
Kısacası gerekçeli kararda Pınar’ın canavarca hislerle katledilmediğinin kanıtlanması derdine düşen mahkeme, katil Avcı’nın savunmanlığı pozisyonuyla hareket etti. Karara, Pınar’ın katledilmek için Avcı’yı adeta tahrik ettiği yaklaşımı damgasını vurdu. Avukatların olayı medyatikleştirdikleri, ama bu arada hukukun gereklerini es geçtikleri vurgusu da cabası!
İstanbul Sözleşmesi’nin iptalinin ardından 20 kadın cinayeti davasında aynı tutum sergilendi
Pınar Gültekin’in katilinin savunmanlığını yapan bu yaklaşım yeni değil elbette. Özellikle İstanbul Sözleşmesi’nin Erdoğan’ın imzasıyla tek taraflı olarak feshedilmesinin ardından pek çok kadın cinayetinde aynı yönde kararlar verildi. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun TRT sanatçısı Hatice Kaçmaz’ın 15 bıçak darbesiyle katledilmesine ilişkin aldığı karar gibi pek çok kadın cinayetinde aynı tutum tekrarlandı. Sözleşmenin iptalinin ardından 20 kadın cinayeti davasında haksız tahrik indirimi uygulandığı ve hemen hepsinde katillerin psikolojilerinin, onurlarının, tahrik edildikleri mevzuların merkeze konulduğunu söylemek yeterli sanırız.
Öz savunma hakkını kullanan kadınlar içinse…
Bu böyleyken yıllarca sistematik şiddete ya da cinsel saldırıya uğrayan kadınların öz savunma haklarını kullanmaları konusunda aynı “haksız tahrik indirimine” kolay kolay gidilmediğini, Nevin Yıldırım örneğinde olduğu gibi bu hakkı kullanmaya cesaret eden kadınlardan adeta intikam alındığını belirtmeye gerek yok.
Pınar Gültekin’in özel hayatı didik didik edilerek haksız tahrike gerekçe uydurmaya çalışan mahkemenin katilin aklıyla-duygularıyla düşünüp hareket etmesi, yargının kadın düşmanlığı konusundaki karnesine eklenen son puan oldu sadece. Fakat bu örnek “haksız tahrik” meselesinin kadın cinayetleri özgülünde daha ciddi bir mücadelenin konusu edilmesi gerektiğini bir kez daha çarpıcı şekilde gösterdi.
İstanbul Sözleşmesi’ni iptal edenler de 29. maddeyi tartışmaya açıyorlar!
Bu fotoğraf o kadar çarpıcıydı ki Adalet Bakanlığı koltuğunda oturan Bekir Bozdağ bile “Bir soru sorarak da bu tartışmayı Yüksek Yargıtay’ımızın huzurunda Türkiye kamuoyunun dikkatine sunmak istiyorum.
Sadece soru. Bir kanaatimi ifade etmeden. Tasarlayarak ya da canavarca hisle veya eziyet çektirerek kasten öldürme suçunun işlenmesi halinde tahrik nasıl uygulanmalı? Ya da uygulanmamalı mı?
Uygulanacaksa bunun diğer suç tipleriyle acaba tasarlayarak ya da canavarca hisle ve eziyet çektirerek kasten öldürme suçunun cezai yaptırımı uygulanırken hepsi eşit mi olacak?
Aralarında bir skala, bir kademelendirme olacak mı, olmayacak mı? Bunları tartışmakta bunlarla ilgili değerlendirmeler yapmakta ben son derece fayda görüyorum” demek zorunda kaldı. Daha sonra da 29. maddenin yani “haksız tahrik” düzenlemesinin değiştirilmesi yönünde talimat verdi.
Toplumsal tepkilerin basıncı, İstanbul Sözleşmesi’nin feshinin yarattığı sonuçların yasanın 29. maddesinin uygulanmasındaki sorunlara bağlama yaklaşımı ve kim bilir hangi siyasi dürtülerle yapılan bu açıklama; iktidarın yargı üzerinde sıkı bir kontrolü, ideolojik-siyasi yönlendirmesi yokmuş gibi davranma cambazlığı dışında bir anlam taşımıyor. Fakat onlara bunu söyletenin kadın mücadelesi olduğu gerçeğini de bir kez daha hatırlatıyor.
Öz savunma hakkını kullanan kadınlar?
Aynı yaklaşımın öz savunma hakkını kullanan kadınlar için nasıl yorumlanacağıysa işin başka bir boyutu. Bozdağ’ın verdiği talimat Türk Ceza Kanunu’nun mevcut 29. maddesindeki haksız tahrik indirimlerinin “canavarca hisle” işlenen cinayetlerde geçerli olmaması, genel olarak cinayetlerde yapılan indirimin düzeyinin düşürülmesini içeriyor. Bu düzenlemeyi yapanların öz savunma hakkını kullanan kadınlar konusunda nasıl bir yaklaşım geliştireceklerini belirleyecek olansa yine kadın mücadelesinin basıncı olacaktır. “Haksız tahriki” ya da “canavarca hisle öldürmeyi” tartışmaya açan iktidar, kadınlar için azımsanmayacak bir koruma zırhı oluşturan İstanbul Sözleşmesi’ni iptal ederek bu konuda nasıl bir tutuma sahip olduğunu da gösterdi aslında. Nevin Yıldırım’a bu hakların hiçbirinin kullandırtılmamasında olduğu gibi…
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!