Açlık sınırının 8 bin 223, yoksulluk sınırının 24 bin 513 lira olduğu ve fiyatların dur durak bilmeksizin artmaya devam ettiği bu koşullarda asgari ücret belirleme tiyatrosunun 3’sü bugün yapılacak. Adına Asgari Ücret Tespit Komisyonu denilen ve beşi en büyük işçi konfederasyonu olan Türk-İş’ten, beşi en büyük patron örgütü TİSK’ten, beşi de hükümetten olmak üzere 15 üyeden oluşan ve cumhurbaşkanının ağzından çıkacak rakama göre konuşabilecek olan komisyonun bugün bir rakamda anlaşacağı söylendi. Komisyonun hükümet temsilcisi Bakan Vedat Bilgin belli ki sarayın kulağına fısıldadığı, tiyatronun diğer figüranlarıyla da kulis yaparak zaten belirledikleri rakamı bugün yüzümüze okuyacak.
Sadece Sarayın günlük harcamalarının 10 milyondan 18 milyon liraya çıkarıldığı bu koşullarda asgari ücrete aynı oranda bile artış yapmayacaklarınıysa bakanların, Türk-İş ağası Ergün Atalay’ın açıklamalarından anlıyoruz.
Bugün açıklanacağı önden haber verilen ve belli ki açıklanacak olan asgari ücretin ne kadar olacağını Atalay önden siper kazma ve işçiyi açıklanacak açlık rakamına hazırlama misyonuyla zaten açıklamıştı. Asgari ücret onun ve sonra sahneye fırlayan Türk Metal şefi Kavlak’ın açıklamalarından da anlaşılacağı gibi açlık sınırının belki bir tık (100-200 lira) üstünde olacak.
Bugün açıklanmazsa bile bunun Türk-İş’in sergilediği tiyatroya çeşni katması için açıklanmayacağıysa malum. Bu çeşniyi Kavlak “gerekirse meydanlara ineriz” diye önden haber vermişti.
İşçi sınıfının kendi kaderinin belirleneceği böylesine kritik bir süreçte kurulan bu oldukça derme çatma tiyatroyu izler konumda kalması, daha “radikal” konuşan DİSK gibi konfederasyonların basın açıklaması sınırını aşmayan bir perişanlık sergilemeleri bir sınıf olarak yeniden, yeni bir ruhla örgütlenmenin yakıcı önemini bir kez daha hatırlatıyor. Bu açıdan da oldukça zorlu ama hiç beklenmeyecek kadar da “kolay” bir süreç bizi bekliyor. Zorlu; keza işçi sınıfının bölünüp parçalandığı, ideolojik-siyasi hegemonyanın bin bir çeşidiyle bir sınıf olma vasıflarını büyük oranda kaybettiği koşullardan bahsediyoruz. Kolay; çünkü krizin derinliği içinde birikmiş tepki ve öfkenin her an bir patlama şeklinde karşımıza çıkabilecek bir konjonktürden geçiyoruz. Mesele o patlamalar içinden sınıfın kendisini yeniden örgütleyeceği, varlığını tesis edeceği öncü birikimi doğru biçimlerde harekete geçirmekte.
Nebati gibi patronların gözünü parlatmaktan bitap düşen, kendisi de patron olan bir bakanın asgari ücret konusunda işçi sınıfına sadaka verilecek fakir-fukara muamelesi* yapma cesareti bulabilmesinin ömrünün hiç o kadar uzun olmaması buna bağlı.
***
*Nebati, “Asgari ücretin enflasyonu fazla tetiklemesine yol açacak bir adım da atılmasa iyi olur. Asgari ücretliye de memura da, emekliye de ne verilse haklarıdır. Dar gelirliye, fakir fukaraya vermek bereket getirir” demişti. Hem “sadaka vermek bereket getirir” anlamında bir cümle kuran bu patron hem de “aman enflasyonu tetikleyecek bir rakam olmasın” diye buyurmuştu.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!