Cumartesi, 19 Eylül 2026

Sermayesi göçmen düşmanlığı olan Özdağ’la Kılıçdaroğlu arasındaki ‘at pazarlığı’!



T24’ten Cansu Çamlıbel’in Zafer Partisi’nin ırkçı-kafatasçı genel başkanı Ümit Özdağ’la yaptığı röportaj, burjuva siyasetin düşkünlüğünün olduğu kadar devrimci-demokrat güçleri de yörüngesine alan burjuva bloklara eklenme siyasetinin çürüklüğünün anlaşılması açısından da çarpıcıdır


Göçmen/mülteci/sığınmacı düşmanlığı günümüz Türkiye’sinin siyasi trendi. Özel olarak kışkırtılması bir yana egemenler nezdinde kriz koşullarında bulunabilecek en kullanışlı aparat. İşçi ve emekçilerin ucuz göçmen emeğiyle nasıl karşı karşıya getirildikleri, artan hayat pahalılığı konusunda bile (ev kiraları bahsinde mesela) göçmenler hedef haline getirilerek tepkilerin sisteme yönelmesini engellemekte nasıl kullanıldıklarını yaşayıp görüyoruz. Bildiğimiz ırkçı-kafatasçı reflekslerle “demografik yapı değişiyor”, “kültürümüz tehlike altında” denilerek hangi toplumsal korkulara oynanıp tarihsel hafızadaki hangi karanlık noktaların kaşındığı ortada.

Bu koronun başını çekenlerden biri, Zafer Partisi denilen ve misyonu, göçmen karşıtlığının kışkırtılması üzerinden kriz süreçlerinin sistemin bekası açısından taşıdığı riskleri yönetmek olan “parti”. Mayıs-Haziran seçimlerinde kurdukları Ata İttifakı’nın (Aİ) cumhurbaşkanı adayının yüzde 5 oranında oy alabilmesi kriz-ırkçılık diyalektiğinin, çıkışsızlığın somut ifadesi olmuştu.

Bu gerici politikayla siyasi özne haline gelen Aİ ve özelde de Zafer Partisi’nin başındaki ırkçı-kafa tasçı Ümit Özdağ’ın burjuva siyaset arenasının en fırıldak pazarlamacıları haline geldiklerini biliyoruz. Varlıklarıyla burjuva siyasetin rafine hali olan, ırkçılık dışında başka bir “sermayeleri” bulunmayan, ama iklimin uygunluğuyla burjuva siyasetini belirleyen adresler haline gelen bu güçlerin diğer burjuva partilerle pazarlık ve anlaşmalarının arka planı deşifre oldukça, her şey bir yana nasıl bir toplumsal gerçeklikle karşı karşıya olduğumuz bir kez daha netleşiyor.

Ümit Özdağ denilen kafatasçının T24’den Cansu Çamlıbel’e verdiği röportaj pekçok açıdan çarpıcı. Bu çarpıcı yönlerinden biri de burjuva siyasetinin o çürümüş niteliğini açıkça ortaya koyması. Özdağ ve Oğan, seçimlerin birinci turunda aldıkları yüzde 5’lik oyla adeta açık arttırmaya çıkarak tek dayanakları olan göçmen karşıtlığı üzerinden pazarlık masalarına oturmuştu. “Bana şu bakanlığı verirlerse…” ile başlayan bu kirli açık arttırmanın iktidar ve burjuva muhalefet cephesindeki görüntüsü de başka bir düşkünlüğün ifadesi olmuştu. İktidar partisi bunu nispeten “usturuplu” yaparken Millet İttifakı denilen gerici ittifakın temsilcisi Kemal Kılıçdaroğlu, zembereğinden boşalmış bir göçmen düşmanlığı ve havada uçuşan vaatlerle oy avcılığına çıkmıştı.

Göçmen karşıtlığı üzerinden boy veren ırkçılığın geçer akçe olduğu, olması için de adeta ateşe benzin taşındığı bu koşullarda Özdağ ve her ipte oynayabilecek bir burjuva siyasetçi olduğunu alenen ortaya koyan Kemal Kılıçdaroğlu arasındaki pazarlığın-anlaşmanın perde arkası çok şey anlatıyor. Her şeyden önce halkın bu denli örgütsüz olmasının, hayal ve beklentilerinin kaç paralık pazarlıklara tahvil edildiğinin görülmesi açısından çarpıcıdır.

Özdağ’ın anlattıkları Kılıçdaroğlu gibi çapsız bir burjuva politikacısının sıkıştığı noktada nasıl bir fırıldak haline geldiği, ittifaklarıyla kurduğu ilişkinin anlık çıkarlar için hangi vaatlerle satışa sunulduğu açısından olduğu kadar bir bütün olarak burjuva siyasetindeki yozlaşma, çıkışsızlık bakımından da çarpıcı.

Özdağ’a göre Kılıçdaroğlu kendisine 3 bakanlık ve MİT başkanlığını bahşetmiş. Kendisini de İçişleri Bakanlığı’na getirecekmiş. Ama diğer ittifaklarıyla arası bozulmasın diye “bunu çok dillendirmesen iyi olur” demiş. Aralarında yazılı bir protokol de varmış. Bu at pazarlığında AKP cenahı da somut bir koltuk vermemiş, ama “Erdoğan ilerde bir şey yapar” demiş… vs. vs.

Göçmenlik karşıtlığı dışında bir sermayesi olmayan ırkçı-kafatasçı Özdağ’la Çamlıbel’in yaptığı röportaj, aynı zamanda devrimci-demokrat güçlerin politikasızlığı tercih ederek yedeklendikleri siyasetin çürüklüğünün anlaşılması açısından da çarpıcıdır.

Röportajın o bölümleri şöyle:

O halde bir de diğer eski yol arkadaşınızla ilgili sorayım. Sinan Oğan 14 Mayıs’ta sizin Cumhurbaşkanı adayınız olarak 5 gibi önemli bir oranı yakaladıktan sonra 14 Mayıs’a kadar çok ağır eleştirdiği Erdoğan’ı destekleme kararı aldı. Oğan’ın 28 Mayıs’taki ikinci turdan hangi adaydan yana pozisyon alacağını belirlediği süreçte siz kendisiyle görüştünüz. Beraber fotoğraf verdiniz ve aranızın bozulduğuna dair iddiaları yalanladınız. O dönem dediniz ki “Sinan Bey bana gerekçelerini açıkladı.” O gerekçelerden biri MHP Genel Başkanı olma hedefi miydi?

İki kişi arasında yapılmış bir toplantının içeriğini kamuoyuyla paylaşmam. Ama şunu söyleyebilirim; o toplantıyla -yani fotoğraf verdiğimiz toplantıyla- son kararını bana deklare ettiği toplantı aynı toplantı değil. O toplantıda biz birlikte bir fotoğraf verdik çünkü bizim dışımızda bazı dedikodular çıkartılmıştı. Onlara cevap vermiş olduk. O aşamada henüz bir karar alınmamıştı. Sinan Ogan, kararını Erdoğan ile konuştuktan sonra aldı. Ben kendisinin bana anlattığı gerekçelerin ikna edici olmadığını, Zafer Partisi’nin ancak sığınmacıların geri dönüş sürecini yönetmesi durumunda -ki bunun için İçişleri Bakanlığını da alarak- Erdoğan’a destek verebileceğimizi söyledim. O da Erdoğan’ın kendisine “Numan Kurtulmuş’u Ümit Bey ile görüşmek üzere görevlendirdim” dediğini aktardı. Gerçekten de bir gün sonra Numan Kurtulmuş beni aradı ve Erdoğan için destek istedi. Ben de kendisine “Olabilir ama bunun için bizim bir şartımız var. Bu şart Türkiye’deki 13 milyon sığınmacının bir sene içerisinde Anadolu Kalesi projesiyle vatanlarına geri yollanmasıdır. Sizin iktidarınızın, sizin partinizin bunu yapabileceğinize inanmıyoruz. Biz Zafer Partisi olarak Erdoğan’ı desteklemek için İçişleri Bakanlığını ve bu politikamızın kabulünü talep ediyoruz” dedim. Numan Bey de Erdoğan’ın asla bu tip bir ilişki içerisine girmediğini ifade etti, “Siz destekleyin, Erdoğan ilerde bir şey yapar” dedi.

Sinan Oğan’ı ikna ederken Erdoğan’ın kendisine de benzer bir şey söylemiş olma ihtimali kuvvetli değil mi? Şunu kastediyorum; Erdoğan Oğan’a net bir taahhütte bulunmadan “Sen bana destek ver, kazanınca duruma bakarız” mı demiştir?

Ben kendimle ilgili olanı biliyorum ve anlatıyorum. Numan Kurtulmuş’a “Kusura bakmayın buraya siz geldiniz ama kararı siz vermeyeceksiniz, Erdoğan verecek. Kendisine iletin; bizim bu teklif dışında hiçbir teklifi kabul etmemiz söz konusu değildir” dedim. Ve bunu da Kılıçdaroğlu’yla görüşmenin ardından basına yaptığımız açıklamada hemen açıkladık. “Sayın Kılıçdaroğlu’nu destekliyoruz. Çünkü Suriyelileri, Afganları ve diğerlerini vatanlarına yollamak konusunda bizim şartlarımızı kabul etti” dedik.

‘ÜÇ BAKANLIK VE MİT’TE KEMAL BEY’LE MUTABIK KALDIK’

Ama Kılıçdaroğlu’nu destekleme kararınızı açıklarken İçişleri Bakanlığı konusuna girmediniz. Halbuki o sabah tweet atmıştınız. Ve şimdi burada da Erdoğan’a ilettiğiniz taleplerin başında İçişleri Bakanlığı olduğunu anlattınız. Benim duyduğum Kılıçdaroğlu’ndan da İçişleri Bakanlığı dahil üç bakanlık sözü almışsınız. Size o sözü vermiş.

Söz vermek değil, yazılı mutabakatımız var. Biz İçişleri Bakanlığı dahil üç bakanlık ve Millî İstihbarat Teşkilâtı konusunda Kemal Bey’le mutabık kaldık.

Yani kamuoyuna açıkladığınız yol haritası dışında bir de gizli yazılı mutabakat yaptınız. Doğru mu?

Var tabii, o açıklanmadı. Ben de şimdiye kadar hiç açıklamadım.

‘İÇİŞLERİ BAKANI OLACAKTIM’

Burayı bu kadar hızlı geçmeyelim lütfen. Yeniden sormak istiyorum. Kılıçdaroğlu seçimleri kazanması durumunda Zafer Partisi’ne İçişleri Bakanlığı dahil üç bakanlığın yanı sıra MİT Başkanlığı’nı vereceği konusunda yazılı mutabakat imzaladı. MİT Başkanı da Zafer Partisi’nden olacaktı. Doğru mu?

Evet MİT Başkanlığı da. Ama o sözlü anlaşmaydı. Bakanlıklar yazılı mutabakatta vardı.

Peki siz hangi görevde olacaktınız?

Ben İçişleri Bakanı olacaktım.

Kılıçdaroğlu’nun Zafer Partisi’ne vereceği diğer iki bakanlık hangileri olacaktı?

Şu anda artık önemli değil.