Perşembe, 16 Temmuz 2026

Politik tutsaklar bizden ne bekliyor



Hapishanelerde yaşanan baskı ve işkenceler, tecrit ve infaz yakma gibi insanlık dışı saldırıları Görülmüştür Kolektifi’nden Adil Okay ile konuştuk


Alınteri: Rejimin vahşet boyutuna ulaşan tecrit politikasına karşı tutsaklara yalnız olmadığını hissettiren çalışmalar yürütüyor Görülmüştür Kolektifi. Tutsakların sesini ve sanatsal üretimlerini halka taşıyor. Bu bağlamda tecrite karşı anlamlı bir politik yanıt oluşturuyor. Görülmüştür Kolektifi’nin çalışmalarından söz ederseniz memnun oluruz. 

Adil Okay: Öncelikle konuyla ilgili duyarlılığınız için teşekkür ederim. Kurucuları arasında yer aldığım Görülmüştür Kolektifi’nin 12 yıllık serüvenini kısaca özetlemeye çalışayım. Benim ve bir grup arkadaşın tek tek bireyler olarak sürdürdüğümüz politik tutsaklarla yazışma, dayanışma çabalarımız 13 yıl kadar önce başladı. Bu süreçte mantığımızın sınırlarını zorlayan akıl almaz yasaklara  rağmen politik tutsakların ayakta kalma ve üretme mücadelesi içerisinde olduklarını gözlemledik. Ancak “dışarıdan” yeterince mektup alamadıklarından şikâyetçi olduklarını da fark ettik. Bunun üzerine mahpus mektuplarının ve sanatsal ürünlerinin daha geniş bir kitleye ulaşabilmesi için güçlerimizi birleştirip bir grup oluşturmaya ve web sitesi kurmaya karar verdik. Hem tutsaklara moral verme hem de okuyucuları mektup yazmaya teşvik etme amacıyla “www.gorulmustur.org” sitesini hazırladık. İlk sergimizi ise 12 yıl önce “Görülmüştür Mahpus resimleri ve mektupları” adıyla açtık. İsmimiz de oradan geliyor. Sitemiz aynı zamanda bir arşiv merkezi haline geldi. Özel arşivlerimizde bulunan mektupları, mahpus fotoğraflarını, şiir-öykü ve resim- karikatür çalışmalarını derli toplu paylaşmak amacıyla sitemize yüklemeye giriştik. 

Bugün itibariyle Türkiye’nin kamuya açık, kolay ulaşılabilen, en zengin sanal tutsak kütüphanesini oluşturduk diyebiliriz. 

Tutsakların içeride elle hazırladığı, bizim e-dergi haline getirdiğimiz hapishanede hazırlanmış sanat edebiyat dergileri, yüzlerce resim, karikatür, şiir, öykü, deneme, makale, belgeseller, videolar ve bine yakın mektup ile bu mektupları yazanların hapishanelerden yolladıkları fotoğraflar sitemiz arşivinde paylaşıma açıktır. Dileyen arşivimizdeki eserlerden yararlanabilir. 

Bizim farkımız “mektupla köprü kurmak” gibi bir misyonu üstlenmemizdir. Zira mektup konusunda ısrar etmezsek, hatırlatmazsak insanlar ne yazık ki kendi yoldaşlarını unutacak. Çünkü dışarıda gürül gürül akan bir dünya var. Gündelik hayatın ağırlığı, rutin telaşlar ve devlet baskısı ile ekonomik zorluklar insanları -hatta politik insanları, hapishane deneyimleri olanları bile- bu konuda duyarsızlığa itiyor. Bizzat tutsakların değinileri, yazdıkları, şikâyetleri, sitemleri bu gözlemimizi doğruluyor. 

İşte biz mektuplaşma çağrısı ile bu boşluğu doldurmaya çalıştık. Bu çağrımızın içini doldurmak, etkili hale getirmek için ülkede ve Avrupa’da yüzlerce etkinlik düzenledik. Sergiler açtık. Belgeseller yaptık. Kitaplar yayınladık. Konferanslar düzenledik. Basına demeçler verdik. İnsanlara tutsakların rakam olmadığını sese, söze, dayanışmaya ihtiyaçları olduğunu hissettirdik. 

Alınteri: Sistem yalnızlığı, bireyciliği dayatırken mektup mektup içeriye soluk oluyorsunuz. Satır aralarından okuyoruz ama tutsakların bu çalışmaları nasıl karşıladığına dair bir şeyler söylemek ister misiniz?

Adil Okay: Bu sorunuza tutsaklar yanıt versin istiyorum. 

“Dönüşümlü açlık grevimin bittiği akşam geldi mektubunuz. Çorbadan önce mektuplarla doyurduk kendimizi. Ruhun doyması daha önemlidir ne de olsa.” Mahmut Ulusan, 2 No’lu F Tipi Hapishane. Kocaeli

*** 

“Aslında, dışarıda olsak belki de hiç tanışamayacağımız ya da fark etmeden yanından geçip yine de keşfedemeyeceğimiz dostlarla ancak tutsaklık koşullarında tanışabilirdik. Bu da hayatın cömertlik ve adaletlerinden biridir. Duvarlar ve yasaklar birçok şeyi sınırlar, kısıtlar. Ama engellerin çatlaklarından bir yol bulup, süzülüp, sıyrılıp gelir güzellikler. Küçük bir şey; mesela yazılan birkaç satır, yapılan bir davranış, bir ifade ediş biçimi çok şey anlatır.”

Deniz Tepeli. Kadın Kapalı hapishanesi. Sincan  – Ankara

*** 

“Adil abi, Yollamış olduğun kitabı, ‘Özgürlüğün Sesi’ni aldım. Sanki okuldan takdir belgesi-diploma almış gibi oldum. Çalışmanın güzel fakat sıkıntılarla dolu geçmesi ve nihayetinde de sonuçlanmasına sevindik. “Korona Günlerinde Mahpusluk” adlı kitap çalışması ise tam anlamıyla sürpriz oldu. Mektuplar içerinin durumunu gayet iyi anlatıyordu. Umudun dipdiri olduğunu vurguluyordu. Bazı bazı özlemi… Karikatürcü arkadaşlar, şakalarıyla yine döktürmüş elbette epey güldürdüler bizi. Bu ortamda gülmek ilaç gibi zaten.“ 

Cihan Karaman. 1 No’lu F tipi Hapishane. Tekirdağ

***

Beraberinde getirdiği avuçlar dolusu özgürlük tılsımlarını üzerimize boca eden 7 Kasım tarihli mektubun, hücre mazgalından içeriye 8 Aralık’ta dalıverdi (!) Çok teşekkür ediyoruz. İyi ki varsınız!

Resul KOCATÜRK ve Mustafa KOCATÜRK

F Tipi Hapishane B-8 Hacılar/KIRIKKALE

***

“Görülmüştür kolektifinin gönlümde ayrı bir yeri var. Bir çıkış olsaydı Görülmüştür platformu belki de edebiyatla bağımı koruduğum bir alan olacak.”

Serdar KOÇ. Yüksek Güvenlikli Hapishane E1-5 Ereğli/KONYA

*** 

“(…)Hayaller ve gerçeklik arasındaki farklılık tutmasa da moralleri bozmanın anlamı yok. Marx’ın sözü kulaklara küpe olacak niteliktedir: “Her şey o kadar umutsuz ki içimde umut yeşeriyor!” Hasılı ne olursa olsun, umutsuzluktan bile umut devşiren bir bakış açımız olmalı diye düşünüyorum. Elbette hatalar, öngörüsüzlükler vb. hususlarda söylenecek çok şey var ama malum koşullar elvermediğinden fazla ayrıntıya girmek istemiyorum. Sonuçta namenin ulaşmasını istiyorum… Aileden öğrendiğim kadarıyla sergiler devam ediyormuş. Performansına yetişene aşk olsun! Habire koşuşturuyorsun. Emeğine zeval gelmesin! 

Ayhan KAVAK. Yüksek Güvenlikli Hapishane. Ereğli- Konya

*** 

“Sesiniz, nefessiniz sevgili arkadaşlar! İyi ki varsınız! Gayretli çalışmalarınız, karanlıktan şikayet etmek yerine kalkıp bir mum yakanın eylemi kadar anlamlıdır. Varlığınızı hissediyoruz tüm bilincimiz ve kalbimizle. Aydınlık kimsenin tek başına yakıp da taşımayacağı kadar ağır bir meşaledir. Sizin eyleminizin de anlamı buradadır.”

İbrahim ŞAHİN. 2 Nolu F Tipi Hapishane C-İ-124. TEKİRDAĞ

Alınteri: İnfaz yakmalar, keyfi cezalar, tahliyelerin engellenmesi, hasta tutsakların ölüm döşeğine geldiği halde serbest bırakılmaması gibi uygulamalarla adeta ölüm cezası uygulanmasına karşı hapishanelerin dışarıda sahiplenilmesi nasıl sağlanabilir?

Adil Okay: (C)ezaevleri, toplumun “zorla” dizayn edilmeye çalışıldığı hatta tutsakların hasta edilmeye çalışıldığı mekanlardır demek daha doğru. Dışarıda da acımasız devlet sopası var. Dışarıda da özgür değiliz diyoruz ama “içerisi” ile kıyaslamak doğru değil. Evet, dışarıda AKP iktidarının karanlığı gün be gün zifirileşiyor.

Evet, her gün yeni bir hak ihlali ile karşılaşıyoruz. Ama içeride yani zindanda koşullar çok daha kötü. Özgürlüğünden mahrum bırakılan politik tutsaklar her geçen gün daha da daralan hücrelerde dik durmaya çalışıyorlar. Bir zamanlar “işkenceye sıfır tolerans” diyen AKP iktidarı, şimdi işkenceye yeşil ışık yakmış durumda. Tutsaklarının iradelerini kırmak için “her yol serbest” diye gizli genelge almış gibi saldırıya geçmişler.

İstisna durumlar için öngörülen “çıplak arama” özellikle OHAL’in ilanından sonra tüm politik tutsaklara dayatılmaya başlandı. 30 yılını dolduran tutsakların infazı akıl almaz gerekçelerle erteleniyor. “Senin iradeni yeteri kadar kıramamışız, sen hâlâ düşünmeyi başarıyorsun, git 6 ay, bir yıl, 5 yıl daha yat sonra gel” deniliyor.  Konu defalarca meclise getirilmesine rağmen bu uygulama devam ediyor. Diğer yandan hasta mahpusların tedavisi engelleniyor. Zor koşullarda diğer tutsakların yardımıyla hayatta kalmaya çalışıyorlar. Hastaneye “kelepçeli muayene” ya da “tabutluk” denilen ring araçlarında çile çekmemek için gitmek istemiyorlar. 

Sonuç olarak ne yazık ki insanlar hapishanede yeterli sağlık haklarına erişmediği için ölmeye devam ediyorlar, kimi zaman da intihara zorlanıyorlar. 

Beni üzen sarsan iki örnek vereyim: Mektup arkadaşlarım Aysel Koç ile Garibe Gezer’in yakın zaman önce hapishanede tek kişilik hücrelerde şüpheli intiharları. 

Yine sergilerimizde hazırladığımız kitaplarda şiirleri, sözleri yer alan mektup arkadaşlarımız Halil Güneş, Mehmet Gök, Kamil Turanlıoğlu tedavi imkânları sağlanmadığı için hayatlarını kaybeden tutsaklardan birkaçı. 

Tutsak hekim Ayhan Kavak ile birlikte hazırladığım “Firari Yazılar” adlı kitapta söyleşisi yer alan yazar Nevzat Çapkın da ölümün eşiğinde tahliye oldu. Dışarıda iki ay yaşayabildi ve ne yazık ki hapishaneden ölüm haberleri gelmeye devam ediyor. 

Hasta tutsaklar sorununa, dayanılmaz boyutlara ulaşan tecride, akıl almaz keyfi yasaklara, hak ihlallerine karşı dışarıda eylemler sürüyor. İHD ısrarla her hafta bir hasta tutsak için basın açıklaması düzenliyor. Biz yazıyoruz, hak ihlallerine değinen mektupları yayınlıyoruz, hasta tutsak mektuplarına yer veriyoruz, siz yazıyorsunuz, mecliste dönem dönem soru önergeleri veriliyor. Ama yetmiyor ne yazık ki.

Bu konuda daha fazla ne yapılabilir. Hep beraber düşünmek gerekiyor.

Alınteri: Tecrite karşı devam eden AG süreci nasıl gündemde yer tutabilir?

Adil Okay: 1980 faşist darbesinden sonra tüm işkencelere rağmen sosyalist solun ve Kürt yurtseverlerin direnişi kırılamadı. 19 Aralık katliamının ve F tipleri icadının hapishanelerde bu direnişi kırma amaçlı yapıldığını (80’lerde Ayhan Songar ve Turan İtil gibi ABD destekli Prof’ların tavsiyesi üzerine) plânlandığı biliniyor. İşte bugün de benzer bir program hayata geçiriliyor. Bu yeni yasakların, hak ihlallerinin, sürgünlerin “FETÖ darbe girişimi bahanesiyle” sosyalist solun ve Kürt tutsakların direncini kırma amacı taşıdığını söyleyebiliriz. 

Ayrıca vurgulamalıyım ki, bu yapılanlar dışarıda olan muhaliflere de bir gözdağıdır. “Her an içeri düşebilirsiniz. Sizin de başınıza bunlar gelebilir.” Devletin mesajı budur. Öyle ya dünyada tanınan yazar ve şairleri, gazetecileri, seçilmiş belediye başkanlarını, 6 milyon oy alan bir partinin genel başkanlarını hapse atan “devlet neler yapmaz, her an bize de gelebilirler” korkusu yayılmak isteniyor. 

Şimdi tecride karşı başlayan ve dönüşümlü olarak devam eden açlık grevlerini de bu bilgiler ışığında değerlendirmek gerekiyor. Bazı hapishanelerde dönem dönem uygulanmaya konulan, iletişim ve ziyaret yasakları İmralı’da yıllardır sürüyor. Tabii ki kabul edilemez. Tabii ki bu mezalime karşı ses çıkarmak gerek.

Geçmiş deneyimlerden biliyoruz ki politik tutsaklar mecbur kalmayınca “açlık grevleri-ölüm oruçları” gibi eylem biçimini tercih etmezler. Seslerinin duyulmadığı, her geçen gün koşulların kötüleştiği bir ortamda açlık grevlerine başvuruyorlar. Açlık grevlerinin ölüm orucuna dönüşmeden sona ermesi için tutsakların meşru taleplerinin kabul edilmesi gerekiyor. Bunun için bizim de yasal yolları zorlayarak, kamuoyu oluşturmamız, siyasi iktidarı zorlamamız gerekiyor. 

Açlık grevine başlayan tutsaklardan Kader Peker, Tarsus hapishanesinden yolladığı yeni aldığım mektupta konu ile ilgili şunları yazmış:

“Bizler de 27.11.2023 tarihinde İmralı Cezaevi’nde yaşanılan insanlık dışı uygulamaların son bulması için süreli-dönüşümlü açlık grevlerine başladık! (…) Yaşanan toplumsal kaos ve krizlerin çıkış yolu tüm halkların eşit ve özgür yaşam hakkından geçmektedir.  (…) Dolayısıyla bizler artık hiçbir yerden “Tabutlar” gelmesin diyoruz. Yaşamı seviyoruz, daha barışçıl bir toplum için, daha özgürlükçü bir yaşam için başlatmış olduğumuz bu açlık grevlerinin bir an önce son bulması için sizlerin de öncülük etmenizi ve Türkiye’nin daha yaşanılır bir ülke olması için adım atmanızı, sesimize ses olmanızı istiyoruz. Tecrit bir insanlık suçudur.”

Tarsus C-7 koğuşunda bulunan siyasi mahpuslar adına…

Kader PEKER. Kadın Kapalı Hapishane C-7 . Tarsus/MERSİN

Mektubun bütününü www.gorulmustur.org sitesinden okuyabilirsiniz.

Alınteri: Görülmüştür Kollektifi ile dayanışma göstermek ya da kolektifin parçası olmak isteyenler nasıl bir yol izlemeli?

Adil Okay: Bize, yani politik tutsaklara az çok destek olan, mektup yazan, kitap yollayan, mektupları bilgisayara geçiren, paylaşan herkesi Görülmüştür Kolektifi’nin emekçisi/ destekçisi sayıyoruz. Biz fonsuz, sponsorsuz faaliyet gösteren bir grubuz. Ama Görülmüştür Grubu olarak desteğe tabii ki ihtiyaç duyuyoruz. Sergilerimizi dolaştırmak için hem ülke içinde, hem dışarıda kurumlardan davet bekliyoruz. Okurlardan teknik destek istiyoruz. Kuruluş manifestomuzda yazdığımız gibi devletten ve/veya AB Fonlarından ve/veya sermayeden destek almıyoruz. İstemiyoruz. Ama pul, kitap kabul ediyoruz. Sergilerimizi dolaştırabilmek, tutsaklarla ortak hazırladığımız kitaplarımızı dağıtabilmek, daha çok insana ulaştırmak için destek – davet bekliyoruz. 

Bildiğiniz gibi Görülmüştür Kolektifi olarak redfotoğraf grubuyla birlikte hazırladığımız hemen her sergimizi kitaplaştırdık. Bu kitapların tanıtılması da bir katkı olacaktır. Bunun için okurlar okayadil@hotmail.com veya gorulmustur@gmail.com e-posta adreslerimize yazabilirler.

Web sitemizi (www.gorulmustur.org) ve sosyal paylaşım ağlarındaki sayfalarımızı tanıtmak, orada yayınlanan haberleri, mektupları paylaşmak tutsakların seslerinin daha çok insana ulaşması demektir. 

Alınteri: Teşekkür ederiz.

Adil Okay: Biz de teşekkür ederiz. Dayanışma ile…