Kürt halkının mitolojik bir destanı; umudun, direnme ve onurun simgesine dönüştürerek yeni destanlar yaratmasının simgesidir Newroz.
Umutsuzluk ve çaresizliğin, teslimiyet sarısının, faşizmin karasının Amed zindanında tutuşan kibrit çöpleriyle yakılmasının adıdır. Mazlum’ların bedenlerine ateşle işleyerek geleceğe saldığı o mesajdan bir halkın kendisini yeniden yaratmanın manifestosunu yazmasıdır.
İnancın, umudun en zifiri anlarda bile saklı olduğu yerden bulunup çıkarılması, insanlık onurunun kırıldığı yerden kendisini onararak daha güçlü ayağa dikilmesi iradesidir.
Tüm bu anlamları kavganın sahiciliğinde, ateş çemberlerinde, gündelik hayatın içinde yeniden üretenlere selam olsun!
Umutsuzluğu bedenlere ateşle yazılan direniş manifestosuna dönüştürenlere, o manifestodan Rojava’lar yaratanlara, Kürt dağlarını özgürlük ateşleriyle ışıtanlara, kölenin kölesi kadınları zorlu bir kavganın komutanı haline getirenlere selam olsun!
Bu birikim hepimizindir ve kolektif direniş tarihimizin tüm ögelerinden olduğu gibi ondan da güç alarak yolumuzu adımlıyoruz; buna dün olduğundan da çok ihtiyacımız olduğunu bilerek…
Sömürü rejiminin üç kuruşluk önlemler alınmadığı için adeta işçi öğütecek bir vahşet düzeyine ulaştığı günler bugün. İliç’te “geliyorum” diye diye yaşanan işçi ve doğa katliamı ve milyonlarca metre küp zehirli toprağın altında kalıp bulunmaları için arama çalışması bile yapılmayan dokuz işçi bunun son örneği ve uyaranıdır.
Kapitalizmin yapısal krizinin işçi ve emekçilere daha fazla işsizlik, yoksullaşma, daha vahşi sömürü koşullarıyla fatura edilmeye çalışıldığı, “daha az tüketin” denilerek emeğin kanını oluk oluk tükettikleri günler…
Kadınların, LGBTİ+’ların burjuva devlet ve ideolojik aygıtları tarafından alenen düşmanlaştırıldıkları, sistem açısından makbul olmayan her davranışın, her tutum ve tercihin hedefe çakıldığı, açlık ve yoksulluğa bu düşmanlıkların katık edilmeye çalışıldığı karanlık dönemler…
Gençler geleceksizlik kıskacında, umutsuzluğun en karanlık haline sürüklenerek sistemin uysal köleleri olmaya şükretmeye zorlanıyor. Birer birer intihar ederek o kıskacın nasıl bir cehennem olduğunu haykırıyorlar. Örgütlü mücadele kanallarının genişletilip derinleştirilmesi zorunluluğunu hatırlatırcasına…
Tüm dağlar, ovalar, zeytinlikler, doğanın kendisi özel bir sermaye birikim aracına dönüşmüş, maden patronlarına peşkeş çekilmiş durumda. Doğasına, yaşam alanlarına sahip çıkanlar jandarma copları, gözaltı ve ceza kararlarıyla yıldırılmak isteniyor.
Faşist saldırganlığın mevcut hali yetmiyor. Tüm bir toplumun o saldırganlığın parçası olması buyuruluyor. Emperyalistler ve gerici işbirlikçilerinin kışkırttığı savaşlar, iç savaşlar, ekonomik yıkım, siyasi zorbalık, doğanın canına okunarak somut bir gerçeğe dönüşmüş kuraklık gerçeğinden kaçıp buralara gelen göçmenler bunun için hedefe çakılıyor. Sistemin yarattığı yıkım onların varlığıyla perdelenmek isteniyor.
Kürt halkına yönelik saymakla bitmez saldırganlıklar onlarca yıllık mücadelenin tüm toplumsal kazanımlarının kökünden kazınması hedefiyle devam ediyor. Faşizmin önündeki en örgütlü halk bariyeri terörle yıkılıp geçilmek isteniyor. Emperyalizmin bölgesel planlarının askeri olmanın bedeli olarak Kürt halkının kanı, canı, kazanımları sunulsun isteniyor.
Devrimci olan, direnişi çağrıştıran, umut aşılayan her şey, her anlam ve değer özel hedef haline gelmiş durumda.
Karanlık bir tablo var karşımızda. Bu tablonun bizden yana olan tarafı tüm zorluklara, imkansızlık ve baskılara inat baharı doğurma ısrarından vazgeçmiyor. Dünya halklarının o kolektif soluğunun gücünü örgütlü bir mücadeleyle birleştirip sınıfsız sömürüsüz bir dünya özlemiyle buluşturmaktır baharı doğurmak, ağaçlara çiçekler giydirmek.
Newroz bu ruhun önemli bir parçasıdır. 1 Mayıs’ın kardeşi, direnen tüm dünya halklarının ruhsal izdüşümüdür.
Umudun mücadelede olduğunun ifadesi olan Newroz kutlu olsun.!
Doğanın da mücadelenin baharı olan Newroz piroz be!

Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!