Yalancı Baharın Esintisi Çabuk Tısladı



Bu sömürücü barbar sistem devam ettiği sürece ister devlet yönetimine ister yerel yönetimlere kim gelirse işçiler, emekçiler açısından değişen fazla bir şey olmayacak!


Zehra Çaldağ

“Her şey çok güzel olacak, kışın sonu mutlaka bahardır” dendi. Elbette bahar mevsimi bir şekilde gelir de, işçinin-emekçinin-ezilen halkların baharı sırf AKP’ye sandıkta tokat atmakla gelir mi? Burjuva siyasetçiler ve kendini solcu olarak lanse eden popülistler “AKP halktan bir tokat yese, haddi bildirilse gerisi gelir…” dediler.

Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerin birinci turda olmadı ikinci tura kaldı, o da olmadı. Beklenen tokat ve bahar yerel seçimlere kaldı. Ezilen işçi ve emekçiler, geleceksizliğe boğulan gençler, her gün taciz, tecavüz yaşatılan kadınlar, ırkçılıkla düşmanlaştırılan halklar yerel seçimlerde CHP’yi büyük bir farkla birinci parti yapıverdi. Kürt halkı yine büyük bir mücadele ile kendi iradesine sahip çıkarak DEM Parti’yle kendi belediye başkanlarını seçti.

Ve bahar böyle ılık ılık esecekken maalesef ki esemedi, esemezdi. Çünkü belediye başkanlığına aday olanların, halkın takdiriyle büyük bir farkla başkanlığa gelenlerin bahar rüzgarının ılık ılık esmesini sağlamaya dönük hazırlıkları yoktu. Bahane de hazırdı: Giden başkan AKP’liydi kasayı boşalttı, çaldı, borç batağına soktu, bir haftada kuruyemişe şu kadar milyon harcadı falan falan…

Bahar kimin içindi sahi?

“Kardeşim sen bu belediyeye başkan adayı olurken bütün bunları düşünüp nasıl çözüm üretirim diye hiç mi düşünmedin” diye sormazlar mı? Her durumda şükretmek işçiye-emekçiye mi düşecek, yoksulluktan açlık batağına doğru sürüklenen hep onlar mı olacak?

Bu sömürücü barbar sistem devam ettiği sürece ister devlet yönetimine ister yerel yönetimlere kim gelirse işçiler, emekçiler açısından değişen fazla bir şey olmayacak! Çünkü burjuva düzen partileri sahte bahar rüzgarlarıyla ancak ekonomik ve siyasal krizlerin çok derin yaşandığı dönemlerde işçiler ve emekçilerle aynı taraftaymış gibi gözükmeye çalışırlar. Sınıfın, ezilenlerin duygularını sömürerek kendileri işbaşına geldiğinde her şeyin değişeceği, güzel günler olacağı palavrasını atarlar.

İşte gelinen nokta tam da burası! AKP karşıtlığı üzerinden yapılan propagandalar ve tabii işçilerin emekçilerin, ezilenlerin içinde bulunduğu açlık sefalet ve baskılar yerel yönetim seçimlerinde karşılığını buldu. Ama göründü ki bu bahar bizim beklediğimiz bahar olamaz; bu bahar belki sosyal demokratların baharı olur. Ama o da zor gözüküyor.

Her yerel seçim döneminde özellikle belediyelerde çalışan işçiler emekçiler hep işten atılma endişesi yaşarlar. Çünkü her gelen başkan önceki dönem çalışanları işten çıkarır kendi istedikleri işçileri işe başlatır. Bugüne kadar hep böyle olageldi. Hiç kimse bu işçilerin insan olduğunu, bakmakla yükümlü olduğu çoluğu, çocuğu, ailesi, ödemesi gereken faturaları, kirası ya da kredi borcu olup olmadığını düşünmedi. İşçiler onlar için kullanıp atabilecekleri bir mendil gibidir.

Proletaryanın kendisi için sınıf olma bilincinin zayıf olması en önemli sorunlardan biridir. Kasa boşmuş. Burjuvazinin ve onun bürokratlarının kendi zenginliklerini ve imtiyazlarını korumak için kullandıkları bir maymuncuk vardır: “Biz bir aileyiz, işyerleri olmasa siz nerede çalışacaksınız? Biz size iş vermesek nasıl para kazanacaksınız!”

Milyonlarca işçi kendisi için sınıf olma bilincinden yoksun ya da zayıf olduğunda sömürgen bürokratlar her şeyin faturasını işçilere yüklemeye bayılır. Tabii ki tek neden, kendisi için sınıf olma bilincinin yetersiz olması değildir. İşçilerin üyesi olduğu sendikaların, konfederasyonların da bunda payı çok büyüktür. İşçiler emekçiler sendikaya üye olmayı örgütlülük olarak gördükleri sürece ve sendikaların nasıl sınıftan uzak ve yabancı, ne kadar çürümüş, adeta patronların işbirlikçisi olduğunu, partilerin arka bahçesi olduğunu gözlemleyip taban örgütlülüğü için adım atamaz ise daha çok yalancı baharlara inandırırlar işçi ve emekçilere!..