Eylül Gökçin
Kapitalizm ile ilgili sıkça tekrarlanan ve oldukça da doğru bir söz vardır: “Kapitalizm gölgesinden yararlanamadığı ağacı keser.” Bu söz bir başka boyutuyla da bana tek bildikleri sadece kendi “kutsalları” olan faşist, dinci-gerici zihniyeti hatırlatır. Zira bu düşünce biçimi kendi gibi yaşamayanı, düşünmeyeni, giyinmeyeni, konuşmayanı, yazmayanı nefret söylemleriyle linç güruhları örgütleyerek hedef gösterir ve yaşam hakkı tanımaz. Bu bir bakıma “ya benim gibi olacaksın ya da yok olacaksın” demektir. Bu söylemleri Çorum’dan, Maraş’tan ve Sivas Katliamı’nda ellerinde benzin bidonuyla koşturan linç güruhlarından tanıyoruz.
İki gündür sosyal medyada ilginç ve bir o kadar da ironik bir tartışma yaşanıyor. Kendilerine “İbn Haldun Üniversitesi Öğrenci İnisiyatifi” diyen bir grup, Tarihçi ve Üniversitenin öğretim üyesi Prof. Dr. Halil Berktay’ın üniversitedeki zorunlu derslerinden biri olan The World Through Art and Literature (Sanat ve Edebiyat Aracılığıyla Dünya) dersinde, Rönesans sanatının örnekleri olarak ders notlarında yer verdiği ve okul koridorunun duvarlarına astığı “The Rape of the Sabine Women (Sabin Kadınlarına Tecavüz) ve “The Rape of Proserpina” (Proserpina Tecavüzü)” gibi heykellerin görsellerini çıplaklık ve cinsel sahneler betimlediği gerekçesiyle hedef alıyor.
Öncelikle kendilerine “İmam Hatip Nesli” diyen bu öğrencilere en baştan başlayarak o meşhur deyimle “Bilal’e anlatır gibi” üniversitenin ne anlama geldiğini veya sözlük anlamını öğretmek gerekiyor. Sonrasında belki Rönesans Sanatı anlatılabilir. Üniversite sözcüğünün sözlük anlamına gelecek olursak da yüksek düzeyde eğitim, öğretim, bilimsel araştırmalar ve yayın yapan fakülte, enstitü, yüksek okul ve benzeri bilim ve bölümlerden oluşan, bilimsel özerkliği ve kamu tüzel kişiliği bulunan öğretim kurumu…
Fakat onlar da farkındalar YÖK’ün varlığıyla, akademisyenlerin ihraç edilmesiyle, atanmış rektörlerle, ders içeriklerinin ve müfredatlarının değiştirilmesiyle ve tabii düğmesiz cübbelerin siyasi erkin önünün iliklenmesi yoluyla kısmen de olsa özgür ve özerk olan üniversitelerin köküne kibrit suyu ekildiğinin. Akademinin nasıl çoraklaştırılarak Asım’ın Nesli’ne uygun hale getirildiğinin. Bu yüzden bu kadar rahat at koşturup “müstehcen” ve “pornografik” buldukları ders içeriklerinin değiştirilmesini hatta işi bir adım daha ilerleterek “Ne gerek var Rönesans Sanatı diye bir dersin okutulmasına?” diyebilme cüretini gösterebiliyorlar.
Bu tartışmanın daha da ironik kısmı ise tartışmanın odağındaki “Yetmez ama Evet” furyasının başını çekenlerden biri olan ve sol karşıtlığı gibi nedenlerle İslami ve muhafazakar kesimin yanında saf tutan Prof. Dr. Halil Berktay’ın -deyim yerindeyse- rüzgar ekip fırtına biçmesi.
Liberal Sol’un Aydınlık menşeili isimlerinden biri olan Berktay’ın akademisyenlik yaptığı İbn Haldun Üniversitesi’nin kurucuları da oldukça dikkat çekici. Kurucu vakfı TÜRGEV olan üniversitenin yönetim kurulunda ise Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan ve kızı Esra Albayrak yer alıyor. Üstelik kendilerine “İmam Hatip Nesli” diyen ve Berktay’ı hedef gösteren bu öğrenciler üniversitenin amacını kendi dillerince iyi açıklamışlar “İslami değerlere saygılı bir üniversite” tabir-i caizse “helal üniversite” diyerek Berktay’a “Müslüman mahallesinde salyangoz satamazsın” diyorlar.
Diyoruz ya Berktay rüzgar ekip fırtına biçenlerden. 2016 yılına gidelim ve Berktay’ın Barış Bildirisi ve bildiriyi imzalayan Barış Akademisyenleri hakkında söylediklerine bakalım. Altını kalın çizgilerle çizdiğimiz söylemin ne kadar haklı olduğunu bir kez daha görelim.
Berktay 2016’da Habertürk’ten Balçiçek İlter’e verdiği bir demeçte bildiriyi imzalayan akademisyenlerin kendi mahallelerine göre tavır aldıklarını, çevre aidiyetinin bu konuda çok önemli olduğunu savunarak “Kürtlerin hak ve özgürlükleri, çatışmaların durmasıyla ilgili bir metin var deniliyor örneğin. Pek çok insan doğru dürüst okumadan, okusa bile doğru dürüst anlamadan… çünkü insanların siyasi tecrübeleri de zayıf veya arkadaşlık vs. nedeniyle imzalıyor” diyor. Yani Berktay Barış Akademisyenlerini bildiriyi okumadan, okusa dahi anlamadan imzaladığını söyleyerek ve üstelik üstenci bir dil kullanarak imzacı akademisyenleri alttan altta söylüyor, onları cahillikle suçluyor ve soluklanmadan ekliyor, ‘hepsi aynı mahalleden’. Ardından Barış Akademisyenleri’ne destek veren Noam Chomsky’i “saçmalamakla” suçluyor. “Biz biliriz havalarında” olduğunu öne sürerek Chomsky’e ukala demeye getiriyor. Aslında Berktay bu sözleri bile isteye sarfederek ait olduğunu sandığı mahallesine şirin görünmeye çalışıyor. Ve tabii ki gün gelip devran döndüğünde şirin görünmeye çalıştığı kesim tarafından hedef gösteriliyor. Küçükken severek dinlediğim hikayedeki gibi “yalancı çoban” kurtlar sofrasına meze haline geliyor.
Aslında herkes biliyor baştan beri zarların hileli olduğunu. İktidarın sallantıda olan varlığını korumak, sermayenin çıkarlarına göre şekillenen rejimin “bekası” için anaokulundan ortaöğretime, liseye ve en nihayetinde üniversitelere kadar ÇEDES’le, MESEM’le, Maarif Modeliyle ve akademideki ”İmam Hatip Nesli” ile eğitimi kendi ihtiyaçları doğrultusunda dizayn etmeye çalıştığını… Zira eğitim sistemi iktidarın kendi rejimini kurma yolunda genç beyinlerin kültürel ve ideolojik inşasını da içeriyor. Sonra ortalığı kendisi gibi düşünmeyene yaşam hakkı tanımayan linç güruhları sarıyor.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!