Kadir Ağbaba
Kar yağıyordu, bir dönem Puşkin’in de konakladığı serhat şehri Kars’ın sokaklarına…
Kişi başına 5 okul gününe denkti tandır ekmeğimiz. 6. gün aklın ve eylemine bağlıydı iplik. Çok yüklenirsen hemen kopardı. Kıvamını yakalayabilirsen bütün günler sunardı özgürlüğünü…
Böylesi bir akşamın tanıklığı beni mest ediyor o anı anımsadıkça. Hafta sonu bir Pazar günü sinemaya gitmiştik Peldirvan’lı İsmail’le. Yeltekin Sineması’ndan rampalı yolu teperken Cızlavet lastikli ayaklarımız kayıyordu damla damla tanelenen karlı yollarda…
Birkaç caddeyi geçince Cumhuriyet ve Alparslan liselerinin olduğu caddeye vardık benden yaşça büyük İsmail’le -o Lise 2, ben ortaokul 1’deydim. Önümüzde haki renkli uzun modern kıyafetli genç bir kadın yürüyordu. Kararlı ve sert adımlarla yürürken sert topuk sesi isyan ritmiydi.
Önde İsmail arkada ben, yürüyorduk; loş sokak ışıklarının nöbetleşe düşen kar tanelerinde ortaklaşmamız gerekli bir gezegenin küçücük parçası her bireye ilham veren romantik renkleriyle ne kadar sınırsız ve güzeldi…
Hiç beklemediğim bir anda İsmail kötü bir davranışta bulundu. Geceye ve o atmosfere ihanet… Bizden üç beş adım önde yürüyen genç kadına kötü bir şeyler söyledi. Adımlarım yavaşladı. İlk kez tanık olduğum bu durum sarstı.
Karayollarını geçtik. 29 Askeri Birliği’ne yaklaştığımız anda genç kadın adımlarını yavaşlattı, hafif duraksayarak sağ elini belinin sol tarafına götürüp parıldayan siyah silahını çekerek İsmail’i yaka paça duvara yasladı. İsmail kekeme bir sesler yumağıyla yutkunarak, “Selma Bajı, sen misin?” diyerek nedamet getirdi. Şok olmuştum. “Selma Bajı” benim o anki ruh halimi anlamış olmalı ki, göz kırparak yaşıma ve gecenin cehaletine ışık olmuştu. Çok kırılmıştım öğrenci evi bahçesindeki komşum İsmail’e. Kar taneleri de kirlenmişti, çocukluğumun o dönemki bilinci de…
Geri dönerek eve varacak zamanı ve yalnızlığı göze alamamanın ezikliğiyle karşı kaldırıma sığınarak yürüdüm bir süre. Bir şeyler bildiğimden değil elbette. Ukalalık falan da değil benimkisi… Toplumsal atmosferin soluğunun her yaştan insana nüfuz etmesiydi muhtemelen. İsmail mi? O da tercih ettiğim kaldırıma geçti. Mahçup, iradesi zayıf, bu durumu hiç kimseye anlatmamam konusunda telkinlerde bulundu çaresizce. Bana değil, o dönemin atmosferine söz veren özeleştirel yanına “sadık kaldım” 21. yüzyılan ilk yedi yılına kadar…
Demem o ki, silahı çeken “Selma Bajı”, bir dönemin Serhat’ında bana da adres oldu; aslında bugünün ihtiyaç duyduğu kesik başlı sokaklarında kadınlar için de özgürleşme meşalesi…
Yine de kar yağmalı lapa lapa sosyalist bildiğimiz (aslında revizyonist) ülkenin sınırlarında coşan halkların üzerine. Üreten proletaryanın ışığı ortaklaşmalı. Bir de çocuk yaşımda tanık olduğum kötü bir anın göz kırpıntısını özledim bu gezegende…
(*) Terekemece bacı
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!