Canlanan İşçi Hareketi ve Devrimci Odak İhtiyacı



Yeni bir birleşik devrimci sendikal hareket, sadece işçilerin bugünkü taleplerini karşılamakla yetinmeyip aynı zamanda sınıf mücadelesinin uzun vadeli hedeflerini de gerçekleştirmeyi amaçlayan bir yapı olmalıdır


Kapitalizm bütün dünyada zafer kazanmıştır, ama bu zafer, emeğin sermayeye karşı kazanacağı zaferin başlangıcıdır.” (V. İ. Lenin)

Lenin’in Marx’ın öngörüsünden hareketle ifade ettiği gibi, kapitalizmin zaferi aynı zamanda işçi sınıfının sermayeye karşı zaferinin başlangıcıdır. Bu, kapitalizmin çelişkilerinden doğan bir zorunluluktur. Kapitalizmin üretim sürecinde yarattığı devasa emek gücü bir yandan sermaye birikimini hızlandırırken diğer yandan bu birleşik emeğin potansiyel gücünü açığa çıkarmaktadır. İşçi sınıfının örgütlü mücadelesi bu gücün somutlaşmasıdır.

Türkiye ve Kürdistan işçi sınıfı, son birkaç yıldır hızlanan ekonomik yıkım ve kölece çalışma koşullarının ağırlaşmasıyla yeni bir canlanma dönemine girdi. İstanbul, İzmir, İzmit gibi sanayi kentlerinin yanında Tekirdağ’dan Urfa’ya, Bursa’dan Gaziantep’e, Muğla’dan Hatay’a kadar dört bir yanda direnişlerin biri bitmeden diğeri patlıyor. Somalı madencilerin Fernas direnişi, Çatalca-Polonez, İstanbul-Hadımköy As Plastik, Bursa-Eker Süt, İzmit-Bekaert, Tuzla-MKB Rondo ve Tarkett direnişleri hala sürüyor.

Son aylardaki direnişlerin dikkat çeken özelliklerinden biri de işçilerin sergilediği kararlılık. Urfa Özak tekstil direnişinde olduğu gibi Polonez örneğinde de devletin valisi-kaymakamı, polisi-jandarması yetmezmiş gibi müftüsü-imamı bile işçilerin direniş iradesini kırmak için seferber edildikleri halde sonuç alamıyorlar. Defalarca ters kelepçeyle gözaltına alınan Polonez ve İzmir-Torbalı’daki Lezita işçileriyle Soma’dan Ankara’ya çıplak ayakla yürüyen Fernas madencilerinin kararlılığı bunun son örnekleri oldu.

İşçilerin insanca bir yaşam için verdikleri bu mücadeleler sermayenin saldırılarının yoğunlaştığı bir dönemde kritik bir eşiğe geldi. İşçilerin artan direnişi sadece ekonomik taleplerle sınırlı kalmıyor artık, aynı zamanda sendikalaşma haklarının tanınması, çalışma koşullarının iyileştirilmesi, iş güvencesi gibi daha geniş hak taleplerini içeriyor. Özellikle tekstil, gıda, metal, maden ve inşaat işçilerinin yaptığı grev ve direnişler, temel taleplerin ötesine geçerek işçi hak ve onurunun korunması ve geliştirilmesi mücadelesine dönüştü.

Türkiye’de emekçi sınıflar, ücretlerin düşüklüğü ve hayat pahalılığı cenderesine sıkıştırılmış durumdalar. İşçi sınıfının ezici çoğunluğunun mahkum edildiği asgari ücret açlık sınırının altında kalıyor. Bu durum, emekçilerin en temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamaması ve giderek daha fazla yoksulluk içinde yaşaması anlamına geliyor. İşçi hareketindeki canlanmanın temelinde bu etken var. Türkiye ve Kürdistan illerinde Temmuz’dan bu yana 100’ün üzerinde işçi direnişinin görülmesi bunun sonucu.

Ancak bu direnişlerin büyük çoğunluğu genellikle yerel ve kısa vadeli kaldı. Andığımız işçi eylemleri, çoğunlukla bağımsız sendikaların örgütlediği küçük çaplı direnişler olarak sınırlı kaldı. Bu tür “mevzi direnişler” bir bütün olarak işçi sınıfının üzerindeki baskıyı hafifletmekte yetersiz kalırken, uzun vadede kalıcı bir çözüm getirmiyor. Sermaye, işçi sınıfı üzerindeki baskılarını giderek artırırken mevcut direnişlerin etkisinin kalıcılaşmasının yolu işçi sınıfının daha güçlü ve devrimci bir örgütlenmeye olan ihtiyacına yanıt verebilmekten geçiyor. Çünkü sermaye önümüzdeki dönemde çok daha vahşi saldırılara hazırlanıyor. IMF komiseri olarak ekonominin dümenine oturtulan Mehmet Şimşek’in hazırladığı OVP (Orta vadeli Program) işçi ücretlerini daha da bastırmanın yanında güvenceli çalışmanın kalan kırıntılarını da ortadan kaldırmayı hedefliyor. Kıdem ve ihbar tazminatının, sigorta hakkının tümden ortadan kaldırılması bu azgın sömürü ve soygun programının hedefleri arasında.

Mevcut Sendikal Yapıların Yetersizliği

Son dönemdeki işçi direnişlerinin bir diğer önemli özelliği geleneksel sarı sendikaların etkisinin azalması ve bağımsız sendikaların ön plana çıkması oldu. Mevcut sendikal yapılar, sınıf mücadelesinde işçilerin çıkarlarını savunmaktan başka her şey yapıyorlar. DİSK ve KESK gibi sendikaların bürokratizme teslim olmasıyla sergiledikleri pratik, bu yapıların işçi ve emekçilerin güvenini iyice kaybetmesine yol açtı. Artık bu sendikaların dönüşümü teorik bir olasılık olmaktan dahi çıkmış durumda. Sınıf hareketi daha radikal ve militan bir mücadele hattına yönelmek zorunda.

Bu noktada devrimci sınıf sendikacılığı anlayışına dayalı yeni bir odak yaratma zorunluluğu ortaya çıkıyor. Mücadeleci Sendikalar gibi bağımsız sendikal girişimler, bu ihtiyacı karşılamaya yönelik önemli adımlar atıyor. Farklı sektörlerde faaliyet gösteren ve militan meşru mücadeleyi esas alan bu oluşumlar, işçi sınıfının güncel ve tarihsel çıkarlarını savunmayı hedefliyor. Bu tür girişimler, burjuvazinin koyduğu sınırları ve yasakları aşarak sınıfın geniş kesimleriyle daha etkili bir ilişki kurmayı amaçlıyor.

Türkiye’de özellikle inşaat ve maden işçilerinin direnişleri ffili meşru mücadelenin zorunluluklarını ortaya koyan önemli bir deneyimdir. Bu mücadeleler, işçi direnişlerinin birbirinden öğrenmesi ve güçlenmesi açısından kritik bir rol oynamaktadır. Kitlelerin örgütlenmesinde fark yaratan pratikler hayati önem taşırken, bu örnekler devrimci örgütler ve kadroların kendi rutinlerini ve alışkanlıklarını sorgulaması gerektiğini de gözler önüne seriyor. Örgütlenmenin yaygınlaştırılması için yeni bir tarz ve yönelim benimsenmesi şarttır.

Ancak devrimci sendikal hareketin önündeki en büyük engellerden biri, ideolojik farklılıklar ve “eylemsiz teoricilik” olarak tanımlanan tavır. Pratikte sınıf mücadelesine dayanmayan teorik tartışmalar, işçi hareketine birleşik bir müdahale zeminini zayıflatıyor. Mücadeleci Sendikalar gibi girişimlerde bu tür ideolojik tartışmalar büyük ölçüde aşılmış durumda. Hareketin öncelikli amacı, işçilerin hayatlarına dokunan somut adımlar atmak ve sınıf mücadelesini pratiğe dökmek.

Devletin ve Patronların Tepkisi

İşçi hareketleri karşısında faşist devletin ve patronların saldırganlığı arttı. Polisin grevcilere yönelik terörü ve işçilerin işten çıkarılmaları, direnişi kırma çabaları olarak öne çıktı. Örneğin, Çatalca’daki Polonez fabrikasında sendikalı oldukları için işten çıkarılan 146 işçinin direnişi kırmak için yapılan baskı ve saldırıları bizzat Çatalca İlçe Emniyet Müdürü  yönetiyor. Fabrikanın önü bile işçilere yasaklandı. Yetmedi fabrika kapısına giden yol polis barikatlarıyla çevrelenmiş bir labirente dönüştürüldü. Direnişi kırmak amacıyla fabrika önünde direnen işçilerin beklediği ağaçlar bile patronlar tarafından söküldü.

Ancak tüm bu baskılara rağmen işçiler mücadelelerinden vazgeçmiyorlar. İnsanca bir yaşam ve onurlu çalışma koşulları talebi, işçi sınıfının en temel taleplerinden biri olarak direnişlerin merkezinde yer alıyor. Devletin ve sermayenin bu tür direnişleri bastırma çabalarına rağmen işçiler kararlılıklarını sürdürmekte ve daha geniş bir toplumsal dayanışmanın işaretlerini vermektedirler.

Devrimci Bir Sendikal Odak: Gereklilik ve Zorluklar

Günümüz Türkiye ve Kürdistan’ında işçi sınıfı, sermayenin şiddetli saldırıları karşısında hayatta kalma mücadelesi veriyor. Bu mücadelede, işçi sınıfını sermayenin baskısından kurtaracak bir devrimci odak yaratmak, tarihi bir sorumluluk olarak karşımıza çıkıyor. Sendikal hareketin sadece ekonomik taleplere odaklanmaktan çıkarak, sermayeye karşı topyekûn bir direniş stratejisi geliştirmesi gerekiyor. Mücadeleci Sendikalar gibi bağımsız sendikal hareketler bu yönde umut verici bir gelişme gösterse de bu oluşumların daha geniş kitlelerle buluşması ve daha etkili bir mücadele yürütmesi için halen kat edilmesi gereken uzun bir yol var.

Türkiye’deki işçi sınıfı, sadece ekonomik taleplerini değil aynı zamanda politik ve toplumsal haklarını da savunan militan bir mücadeleye yönelmek zorunda. İşçi sınıfı, sermayenin tahakkümüne karşı militan bir duruş sergileyerek, yeni bir birleşik devrimci sendikal hareketin örgütlenmesine ihtiyaç duyuyor. Bu örgütlenme, sadece işçilerin bugünkü taleplerini karşılamakla yetinmeyip aynı zamanda sınıf mücadelesinin uzun vadeli hedeflerini de gerçekleştirmeyi amaçlayan bir yapı olmalıdır.

[Birleşik Devrim Dergisi, Ekim-Kasım-Aralık, Sayı: 40]