Çarşamba, 9 Eylül 2026

Yılmaz Güney: Söküp Alamazlar!..



Devrimci sanatçı Yılmaz Güney 9 Eylül 1984’te sürgündeyken hayatını kaybetti


Devrimci sanat, devrimci süreci anlatan sanattır. Devrimci sanat, toplumsal, siyasal, kültürel değişimleri ve kavgayı hem tanık olarak anlatan hem de onu etkileyen sanattır. Sadece tanık olarak izlemek ve yansıtmak yeterli değildir; aynı zamanda bu süreci etkileyen bir yönü olmalıdır.

(…) Edebiyatta devrim nasıl bir rol oynuyorsa, devrimci edebiyat da devrim için büyük bir rol oynayabilir. Oynamaktadır, oynamıştır da… Devrimci sanat ve edebiyat, devrimci mücadelenin hem etkileyen, hem de etkilenen ayrılmaz bir parçasıdır.

(…) Halkımın savaşçısı olmaya kendini adamış bir sanatçı olarak önümüzde duran görevlerin bilincindeyim. Sanatçı olarak devrim kavgasının sıradan bir eriyim. (Yılmaz Güney)

Yılmaz Güney her şeyden önce bir devrimciydi. Kimi “sanatçılar” gibi popülaritesini ve konumunu kaybetme korkusuyla devrimci kişiliğini sanatçı kişiliğinin ardına gizlemedi, sulandırmadı. Kamerasını ve popülaritesini, kitlelere devrimci mesajlar iletmek için bir araç ve silah olarak kullandı. Hemen tüm emekçilerin Yılmaz Güney’e karşı engin bir sevgi duyması, onunla bütünleşmesi, Kürt ulusunun, emekçi halkın içinden gelmiş, onların devrimci potansiyellerini kavramış olan sanatçının daha ilk filmlerinden itibaren halkın ezilmişliğini, yüreklerinde sakladıkları isyanı dile getirmesiyle doğrudan ilgilidir.

Filmografisinin gelişkin aşamalarında Yılmaz Güney, özellikle ’70’lerde feodalizmin çözülüşünün ve kapitalist ilişkilerin kitlelerin yaşamındaki dramatik etkilerini, gerçeği tüm yalınlığıyla yansıtarak dile getirdi. Faşist rejimin, onu bir komployla uzun bir cezaevi yaşamına mahkum etmesi Yılmaz Güney’i ne kitlelerden koparabildi ne de devrimci sinemasını gitgide geliştirerek ürünler vermekten alakoyabildi. Cezaevinden kaçtıktan sonraki yıllarını mültecilikle değil, ülkesinin ve halkının sorunlarına, acılarına, mücadelesine duyarlı, ona yalnız tanık olmakla kalmayıp kendi cephesinden silahlar sunarak geçirdi.

Ölüm onu, devrimci kişiliğini sürekli geliştirdiği, geldiği ideolojik-siyasal düzeyi sanatına giderek daha iyi ve salt eleştirellikle sınırlanmadan yansıttığı en verimli olgunluk çağında yakaladı. Faşist rejim, Yılmaz Güney’i işçi ve emekçilerin gönlünden söküp alamadı.

***

“Sanatçının Niteliğini Pratiği Belirler”

Kendisini proletaryanın kurtuluş davasına adamış, “sanatı devrimin bir aracı, silahı” olarak değerlendirmiş Yılmaz Güney’i ölümünün 42. yıldönümünde saygıyla anıyor, sanata ve mücadeleye bakışını anlatan bir röportajını yayınlıyoruz.

  • Proleter devrimci bir sanatçının görevlerini saptarken ölçümüz ne olmalıdır?

Yılmaz Güney: Herhangi bir ülkede, devrimci bir sanatçının görevlerini ve sorumluluklarını saptarken o ülkenin tarihi, toplumsal, ekonomik ve siyasi yapısını, o ülkedeki toplumsal kurtuluş mücadelesinin düzeyini, kitlelerin sanat ve kültür ilişkilerinin düzeyini doğru kavramak gerekir.

Devrimci sanatçı, devrimci tabiatı gereği militandır, yenileştirici ve değiştiricidir. Toplumsal kurtuluş mücadelesinden ayrı düşünülemez… Devrimci mücadeleye organik bir biçimde bağlı olmalıdır. Bu nedenle, devrimci bir sanatçı, o ülkenin devrimci mücadelesinin hedefleri ve görevleri doğrultusunda görevlerle yüklüdür. O herşeyden önce bir devrimcidir, militandır, sanatı devrimin bir aracıdır bir silahıdır.

Genel olarak ifade etmek gerekirse, devrimci sanat halkın yaşamını, halkı ezen sınıf baskılarını, bu baskılara karşı halkın mücadelesini, yeni bir topluma duyduğu özlemleri, ezen sınıflara duyulan kini, nefreti temel almalı, onların devrimci mücadele ruhunu geliştirmeli, halk kahramanlığını, halk için fedakarlık ruhunu derinleştirmeli, olumlu ve olumsuz insan örneklerini karakterize ederek mücadeleyi bütün boyutlarıyla konu edinmelidir.

Sanatın ana konusu, işçiler, köylüler, halk aydınları, devrimci militanlar, kısaca sosyalist mücadele süreci olmalıdır. Bu süreç içerisinde olumlu-olumsuz, sınıf dayanaklarıyla birlikte işlenmelidir. İşçiyi anlatırken patronu, köylüyü anlatırken toprak ağasını… toprak kapitalistini, devrimci militanı anlatırken kaypak küçük burjuva unsurları… polisi… bürokrasiyi ve devlet mekanizmasının işleyişini de sınıf gerçeklerine bağlı olarak anlatmalıdır.

Sadece toplumun objektif tanımlanması, sadece eleştirel gerçeklik yeterli değildir. Devrimci sanat, toplumun gelişen güçlerinin sanatıdır, bu güçlerin gelişmesini ve mücadelesini sergilerken, aynı zamanda yol gösterici olmalı, fakat kuru slogancılığa düşülmemelidir, işi basite indirgememelidir.

Toplumun gelişen güçleri önündeki engelleri, engellerin ideolojik, siyasi, kültürel, toplumsal niteliklerini kavratmada devrimci sanata büyük görevler düşmektedir. Devrimci sanat, sosyalist ve ilerici olanı ele alırken, gerici ve olumsuz güçleri gerçeğe ters düşecek biçimde ele alırsa, küçümserse ya da olduğundan çok önemserse hayalci olur, oportünizme kayar, devrimci görevleri yerine getiremez. Aynı zamanda devrimin zaaflarını vurgularken bu zaafları da ne abartmalı ne de küçümsemelidir. Devrimci sanat, devrim güçlerinin yarına duydukları inancı pekiştirirken, devrimin önündeki zorlukları da objektif olarak belirtmelidir.

Sanat ve kültürde, yaratıcı çalışmamızın kaynağı halktır, halkın devrimci mücadelesidir. Devrimci sanat kaynağını halktan alır, ürünlerini halka götürür. Karşılıklı etkileme ve etkilenme süreci içerisinde halk sanatın sanat da halkın gelişmesine yardımcı olur. Önemli noktalardan biri de şudur:

Devrimci sanat, halkın ve özellikle gençliğin bilincini yozlaştıran, halka zararlı düşüncelere karşı verilen mücadelede etkin ve güçlü bir temizleme silahıdır. Kendinden olan şeyleri küçümseyen, kendinden olan hey şeye güvensizlik duyan, yabancı şeyler karşısında kölece eğilen, yabancı olan şeylere hayranlık duyan bir anlayışın yıkılmasında, bu anlayışın maddi temellerinin kavranmasında, kendine ve kendinden olanlara güven duygusunun geliştirilmesinde devrimci sanata büyük görevler düşmektedir. Yabancı sigara, yabancı damgalı giysiye, yabancı müziğe… sanata… edebiyata, körükörüne bağlanan, kendi sigarasını, giysisini kendi sanat ve fikir adamlarını hor gören bir anlayış, emperyalizmin bilincimize yerleştirdiği organik ajanlardır.

Bu anlayış, kaynağı aynı olmakla birlikte farklı biçimlerde siyaset ve devrimci mücadele alanında da belirgin biçimde kendini göstermektedir. Biçimsel olarak taklit etmek, benzemeye çalışmak. Hatta devrim yapmış ülkelerin halk deyimlerini kullanmak, onlardan örnekler vermek… Her ülkenin tarihi ve toplumsal koşulları kendi devrimini ve devrimcisini biçimler. Bu nedenle, şu ya da bu ülkenin devrimcilerine biçimsel olarak özenmek, taklit etmek, ezbercilik, kopyacılık gibi şeyler yanlıştır. Bir ağacın gölgesinde ağaç yetişmez. Yetişse bile o ağacın gölgesinde kalır, kendini bulamaz. Kendini küçük gören, kendi özgücüne, kendi işçisine, köylüsüne, kendi siyasetine ve siyasal önderliğine, kendi sanatçısına, kendi kültürüne dayanmayan, umudunu dıştan gelecek yardımlara bağlayan bir halk, kesinlikle ekonomik, toplumsal, kültürel ve siyasal boyunduruktan kurtulamaz. Sözün kısası devrim yapamaz… yapsa bile devrimini yaşatamaz.

Köylümüz darda kaldığında elini havaya açar, havaya bakar, havaya konuşur. Ama ürünü topraktan, toprağı işleyerek, toprağın kahrını çekerek alır. Bitkilerin, ağaçların kökü topraktadır, havada değil. Din kitaplarında, kökü havada olan ağaç resimleri vardır. Oysa asıl dayanağımız kendi toprağımızdadır. Hava havadır. Umut dışta değil, içtedir. Umut kendi toprağımızda ve kendi halkımızdadır.

Her türlü olumsuz eğilime karşı yürütülecek ideolojik mücadelenin bir unsuru olarak devrimci sanat, doğru bir ideolojik ve teorik temellere dayanmalıdır. Sanatçı, sanatsal kaygı ve titizliğinin yanı sıra bir devrimci olduğunu akıldan çıkarmamalıdır.

  • Sanatçının devrimci görevleri temel alması gerektiğini söylediniz. Bir devrimcinin görevleri nelerdir?

Yılmaz Güney: Bir devrimcinin temel görevi, bilimsel sosyalizmin bilimini özümlemek, öğretilerinin propagandasını yapmak ve bilimsel sosyalizmin ilkelerine uygun bir pratik içinde yaşamaktır. Yani içinde bulunduğumuz toplumsal ve ekonomik yapıyı doğru kavramayı başarmak, buna bağlı olarak sınıflar arasındaki ilişkileri doğru biçimiyle değerlendirmek, sınıf mücadelesini günlük yaşayış içinde sürdürmek, sömüren sınıfları ve temsilcilerini, onların iç-dış, maddi-manevi toplumsal dayanaklarını, sömürülen kitlelere devrim hedefleri olarak göstermek, işçi sınıfının tarihi rolünü, yani devrimin önder ve itici gücü olduğunu anlatmak, kitlelerde devrim isteği ve heyecanını kabartacak propaganda ve ajitasyon çalışmaları yapmak, emekçi kitlelerin ekonomik, demokratik, siyasi hareketlerine katılmak, hem kendisini, hem de kitleleri örgütlemektir. Ayrıca emekçi kitlelerin dikkatini sınıf hedeflerinden şaşırtmak için girişilen gizli kapaklı oyunları bozmak, onlara günlük isteklerini en doğru bir biçimde ifade edebilmeleri için yardımcı olmak, bütün çalışanların, ulusal ve uluslararası planda çıkarlarının birliğini, devrimin dostlarını ve düşmanlarını kavratmak, bir devrimcinin genel görevleri arasında sayabileceğimiz çalışmalardır.

İşte, proleter devrimci sanatçı da çalışmalarını devrimci mücadelenin organik bir unsuru olan sanatının araçlarıyla gerçekleştirecektir. Sanatın yaptığını herhangi bir bilim dalı gerçekleştirseydi, sanata gerek kalmazdı. Demek istediğim şudur: Sadece doğru fikirlerin kabaca aktarılması değil, yeni toplumsal süreç içerisinde insanın çalkantılarını, umutlarını, acılarını, coşkularını, sanatının hamuruyla yoğurarak anlatabilmek; yani sanatçı sezgi ve duyarlığını, yeteneğini katabilmek.

  • Size proleter devrimci bir sanatçı denebilir mi?

Yılmaz Güney: Bir sanatçının kendisine “ben proleter devrimci bir sanatçıyım” demesi, ya da yakınlarının ona “proleter devrimci sanatçı” adını yakıştırması onun proleter devrimci bir sanatçı olduğunu göstermez. Sanatçının niteliğini pratiği belirler. Amacım proleter devrimin bir savaşçısı olmaktır. Proleter devrimci saflardayım. Pratiğim adımı ve yerimi belirleyecektir.

[Yılmaz Güney, “Kayseri Konuşmaları“, Siyasal Yazılar I, sayfa 15-20, Mayıs Yayınları]