Ankara’da iki yıldır düzenlenen Şubat Kültür Sanat Günleri kapsamında bu ay M. Ender Öndeş ile “Ben Feride Bu Benim Sesim” ve “Son Defile” kitaplarından yola çıkarak bir söyleşi gerçekleştirildi.
“Küçük Yaşlardan Beri Yazıyorum”
Oldukça sıcak geçen etkinlik Ender Öndeş’in kendisini tanıtmasıyla başladı. “Küçük yaşlardan beri yazıya ilgi duyuyorum. Hatta ortaokulda yazdıklarımı babam sobaya atmıştı. Geldiğim politik gelenekte de yazı işleri bana kalırdı genellikle. Özgür Gündem geleneğinde çalışmak yazarlığımı etkiledi. Gazetenin İzmir bürosunda çalışıyordum. Dargeçit Katliamı’na dair haberler geldi. Haberi okuduğumda düzyazının bunu anlatamayacağını, bundan roman olacağını söylemiştim. O derece etkilenmiştim. Köşe yazılarına konu olan olaylar aslında içinde bir öykü barındırır. Yine de köşe yazıları edebi bir dil barındırmaz. Mesela bakıcılık yapan bir Kürt kadın, baktığı kişinin yıllar önce köyünü yaktıran komutan olduğunu öğrenir.”
Feride Karakteriyle Aramdaki Mesafeyi Kaybettim
“Bir öykü olarak yazdığım ‘Feride’ hikayesini daha sonra romanlaştırdım, hikaye o iskelede bitmemişti çünkü” diyen Öndeş, “Karakterleri yaratırken onlarla konuşuyorum. Kendi kendime tekrarlar yapıyor onları yaşatıyorum” diye ekledi. Bir yazar olarak yarattığı Feride karakteriyle arasındaki mesafeyi bazen yitirdiğini söyledi: “Bazen Feride karakterine aşık oluyorum.” Yazarın yarattığı karakterle arasındaki mesafenin kaybolmasının kötü bir durum olup olmadığı sorusuna “Yazar, karakteriyle mesafeli bir ilişki kurmalı” dedi. “Feride’de” eski sendikacı İsmet abinin Feride’yi morgdan kaçırması, onkolojinin önünde beklemesini söylemesi gibi ayrıntılar konuşulduğunda; hastaneleri iyi bildiğini, özellikle eski hastanelerin birbirine benzediğini ve oradan esinlendiğini belirtti. Feride’deki bıçak metaforunun kullanmasına dair soruya “Herkesin bir bıçağı vardır” yanıtını verdi. “Feride’nin” aşırı umutlu bittiği eleştirilerini “Hep beş sıfır yenilmeyeceğiz ya” diye yanıtladı.
“Kitap Çıkaracaksanız Politik Havayı koklayın”
Yeni kitabı “Son Defile” çıktığında 19 Mart isyanının patladığını hatırlatan Öndeş, “Tabii bu arada bizim kitap arada kaynadı. Siz Siz olun kitap çıkaracağınız zamanı iyi belirleyin” diye esprili bir şekilde “Son Defile” hakkında konuşmaya başladı. Bunu aslında bir intikam içermekten çok açık olan bir defterin kapatılması olarak değerlendirdiğini belirtti. “Sabo da İsrafil de kötü adamlar değil aslında. Bir dertleri var hayatta. Evet yanlışları var. İşkence sürecinin yaralarıyla, utançlarıyla yenişememişler. Kendilerine bir hayat kurmayı denemişler. Birisi evlenmiş, diğeri bir tamirhaneye kapatmış kendisini. Ben de o kuşaktanım. Anlıyorum. Bir Yaşar Kemal kadar kişilerin zihin yapısını anlatamıyorum. O ayrı bir yetenek. Yaşar Kemal beş sayfa yazabilirdi kişinin iç dünyası hakkında.”
‘Arif Mostarlı’ Yazılarını Alzheimer Olmamak İçin Yazıyorum
Arif Mostarlı adıyla yazdığı “Tarihin Belleği” yazılarını kendi hafızasını diri tutmak için yazdığını belirten Öndeş “Hafızamı diri tutmaya çalışıyorum. Aslında çok basit bir yöntem uyguluyorum ve kahramanların gölgesinde kalan büyük işler yapmış insanları ve önemli olayları öğreniyorum. Mesela bir Necmettin Giritlioğlu, Yalınayak İsmet, Fukara Tahir… Mesela Endonezya Cumhurbaşkanı geldi geçenlerde. İktidar, Atatürkçüler, herkes sevdi herifi. Oysa adam Endonezya’nın en büyük işkencecilerinden. Mesela Tupamaros Gerillaları tarihin en büyük firarını gerçekleştiriyor. Tünel çalışmaları sırasında 31 yıl önce anarşistlerin kazdığı bir tünel ile karşılaşıyorlar.”
Sırrı Süreyya Önder ve Arkadaş Zekai Özger’in de anıldığı etkinlik, Ender Öndeş’in kitaplarını imzalamasıyla başladığı gibi sıcacık sona erdi.
Alınteri / Ankara
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!