DİSK’e bağlı Genel-İş Sendikası’nın İZELMAN, İZENERJİ ve Egeşehir’de örgütlü olduğu 23 bin işçiyi ilgilendiren toplu sözleşme görüşmesinde anlaşma sağlanamayınca başlayan grev bugün 7’inci gününde. DİSK’in İzmir 1, 2, 3 ve 9 Nolu şubelerinin örgütlü olduğu işyerlerinde dün akşam belediye yönetimiyle bir görüşme daha yapılmış, işçi düşmanı Cemil Tugay o görüşmede önerdiği son teklifi açıklamış ve “Türkiye’de bu maaşla çalışan yok” diye vurguladıktan sonra da tabandan grev kırıcılığı örgütlemek için çağrılarda bulunmuştu. Tugay ilk 6 ay için teklif ettiği yüzde 29,16 oranındaki zammı komik bir oranla yüzde 30’a yükseltmiş, ikinci 6 ay için enflasyon farkı teklifini de yine gıdımlık bir farkla yüzde 17’den yüzde 19’a çıkarmıştı. Kısacası teklifin önceki teklifinden pek bir farkı yoktu!
“Sadece anlaşmak için üzerimize düşeni yaptık. Benim açımdan bu kişilerle görüşme yolu kapanmıştır. Ben görüşmek isterim ancak bu anlayışla görüşmemiz ve anlaşmamız mümkün değildir” şeklinde devam ederek görüşme masasını tümden tekmeleyen Tugay, grevin iç zayıflıklarının bilgisine de sahip olarak mikrofonlardan grevde olan işçilere alenen grev kırıcılığı çağrısında bulunmuştu. Görüştüğü heyeti kastederek “Öncelikle bu sendikalara üye olmuş olan, bu arkadaşlardan anlayışlı bir sonuç bekleyen, yarın işinin başında olmak isteyen çalışanlara sesleniyorum” diyerek işçileri alenen grev kırıcılığına davet etmişti. İzmir halkına linç ettirme çağrısını da ihmal etmeyerek!
Başından beri grev sürecine ciddi bir hazırlıkla girmediği anlaşılan, her zamanki gibi bir satışla son noktayı koyabileceğine güvenen ancak tabandan gelen baskı ve 23 bin kişilik bir işçi ordusunun tokadından duyulan korkuyla aldığı grev kararını uygulamak zorunda kalan DİSK Genel-İş, Tugay’ın bu son çıkışı karşısında yelkenleri hızla indirdi. Düşünsenize bir belediye başkanı günlerce halkı grevcilere karşı kışkırttı, grevi kırmak için çöp toplamaya çıktı, diğer belediyeleri işe koşmaya çalıştı hatta kiralık işçi kullandığına dair bilgiler yayıldı ama DİSK maaş bordrolarını bile çok sonra açıkladı. Belediye-İş’in yaptığı sözleşmeden yola çıkarak “eşit işe eşit ücret” derken işçi sayısı ve kilit önemdeki temizlik gibi işlerin belediyeyi yola getirip ortalama bir noktada anlaşabileceğini sandı.
Grevin haklılığının İzmir halkına anlatılması için kapsamlı bir ön hazırlık yapılmasından ailelerin hazırlanmasına kadar grevin başarıya ulaşması için yerine getirilmesi gereken en basit hazırlıkları bile yapmadı. Onun bu grev karşısındaki ciddiyetsizliğini toptan bir kırılmaya götürecek pası da Cemil Tugay dün akşam attı.
Bu grevi nereye bağlayacağını tabanın tepkisinden koktuğu için bilemeyen Genel-İş Tugay’ın attığı adı konulmamış referandum pasını anında kaptı. Henüz bir grevi sürdürmek için yapılacak onca şey varken bu pası yakalayarak grev oylamasına gideceğini, bunun için ilk önce temsilcilerle konuşacaklarını deklare etti. O noktada grev zaten fiilen bitirilmiş oldu. Çünkü zaten bir oylamayla alınmış grev kararını işçilerin moralini yüksek tutacak ve hasmına gücüne olan güveni her etapta hissettirecek bir yaklaşım yerine günlerdir adeta işçileri eyleyecek bir pratik içindeydi. İlçe belediyelerdeki örgütlü gücünü harekete geçirmeyi bile düşünmedi.
DİSK ve Genel-İş genel merkezleri grevi kucaklayacak, güç verecek, günlerdir yürütülen kapsamlı saldırılara yanıt verecek bir tutuma bile girmekten imtina etti.
Açıkçası DİSK ve Genel-İş, ciddi bir sınıf kavgası olan grevi kucaklarında bulmanın ve bir an önce kurtulmanın paniği dışında bir panik yaşamadıklarını pratikleriyle gösterdi.
İzBB işçilerinin eşit işe eşit ücret ve yoksulluk sınırına yakın bir ücret haklı talebiyle başlattıkları grev, Tugay’ın dün attığı referandum pasının yakalanmasıyla aslında fiilen sonlandırılmış oldu.
Grev sürecinde sergilenen bu ciddiyetsiz ve bir an önce kurtulma çabası bundan sonrasına dair de yeterince fikir veriyor. Muhtemelen Tugay ciddi bir kıyıma girişecek, sendikada da yönetimler tepeden atamalarla değiştirilecek. Kıyıma uğrayan işçiler Genel-İş tarafından bir başına bırakılacak!
Dememiz o ki işçiler bu pespayeliğe karşı kendi öz örgütlenmelerini yaratmalı, 1993’te yaşanan İzmir-Ankara yürüyüşü ve o sürecin hafızasını yeniden kuşanmalıdır.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!