Bir Halkın Yoldaşı Olmak



Bir savaş alanındaydık hepimiz. Yoldaş ölümlerine bile insanca bir hüzünle “ağlayamadığımız” bir cephede…


Seni uğurlamak için İstanbul’dan otobüse binmem öyle kolay olmadı. Çünkü o gece İstanbul’un tüm ana artelleri, köprüleri halk seliyle kapatılmıştı. Uğruna ölüme meydan okuduğun halkın, hemen her yerde senin gözüpekliğine yaraşır bir meydan okuyuşla çatışıyordu polisle. Yaşlısı, genci, kadını çocuğu… tüm bir halk ayağa kalkmış, İstanbul olmuş, Taksim olmuş, Ethem olmuştu.

Böylesine anlamlı nedenlerle, gece 02:00′de bineceğim otobüse 04:30′da anca binebildim. Beklediğim yerde birbiriyle çatışan iki duygu arasında gidip geliyorum: Bir yandan yollar açılmasın, bu halk ablukası sürsün, Ethem’imiz bu ablukayla uğurlansın istiyorum; bir yandan da sana ulaşamayacağım tedirginliğiyle müthiş bir iç gerilim yaşıyorum. Biliyorum, yoldaşlarımız orada yanında olacaklar. Biliyorum, artık herbirinin yoldaşı olduğun halkın kendisi orada olacak. Ama ben de orada olmak istiyorum!!! Seninle doya doya bir sohbet bile edememiş olmanın burukluğuyla… Seni hep başkalarından dinlemenin hüznüyle yanı başına gelip içli bir sohbete girişmek istiyorum.

Günlerdir vurulduğun yere gelmek istiyordum. Orada dertleşmek… Gelemedim. İstanbul’da kalmak zorundaydım yoldaşım. Ama aklım hep sende kaldığı için ikiye yarılmış gibiydi benliğim. Sadece benim değil İstanbul’daki tüm yoldaşların öyleydi. Her an “ölüm” haberini beklerken senin ölüme meydan okuyan yaşam ateşin karşısında bizim de içimizde umut yeşermişti. “Ethem’in beyin ölümü gerçekleşti” diye haber yapan basına öfkeden kuduruyorduk. “Ethem yaşayacak!” diyordu tüm hücrelerimiz. Ama yaran ağırdı, biliyorduk. Yine de umutla-hüzün-isyan iç içe geçti günler boyunca.

Bir savaş alanındaydık hepimiz. Yoldaş ölümlerine bile insanca bir hüzünle “ağlayamadığımız” bir cephede. Hani derler ya “taş kesilmek” diye… İşte günler boyunca “taş kesilmiş” gibi yaptık. Göz pınarlarımızda duramayan gözyaşlarımızı bile hızla içine kovduğumuz, gerçeği kabul etmek istemediğimiz, gerçeği olduğumuz gibi yaşayamadığımız bu taş kesilme anlarını ben ömrümde ilk kez yaşadım.

Daha önce büyük cezaevi direnişlerinde ya da dışarda kaybettiğim yoldaşlarımızın acısını doya doya, hiçbir otokontrol yaşamadan hisseden ben bile bu halk isyanının olağanüstü gücü karşısında “acıya tuz basmayı” öğrendim! Ta ki “Ethem’in kalbi durmuş” haberi gelene kadar. O anda en çok istediğim şey doya doya ağlamaktı. Bir köşeye çekilip doyasıya ağlamak. Yine yapamadım.

Bilirsin biz devrimciler/komünistler hep başkalarının acılarını, sorumluluklarını da üstlenerek yaşarız hayatı. Kendi acımızı, duygularımızı öteleye öteleye… Sonra bütün hepsi bir çığ gibi büyüdüğünde, artık durdurulamaz olduğunda göz yaşlarımız hücum eder. Ankara otobüsüne bindiğimde seninle, sadece seninle başbaşa kalabildim yoldaşım. Ötelediğim tüm duygularımın ipini o zaman çözebildim.

Saat 10:00 gibi indim otobüsten. Kızılay’da, vurulduğun yeri aramaya başladım önce. Ölümsüzlüğe uğurlanacağın yeri… Buldum. Yakınındaki bankta oturdum bir süre. Orada neler olduğunu gözümde yeniden yeniden canlandırdım. Senin o hayatı “ti”ye alırmışçasına muzip muzip bakan yüzün canlandı gözümün önünde. Yoldaşlarınla birlikte o polis barikatını nasıl yardığınız, Kızılay’ı nasıl özgürleştirdiğiniz…

Daha önceki kitle gösterilerinden anlatılmıştı gözüpekliğin. Sen bir 100 metre koşucusuydun! Hayatı o hızda ve tempoda adımladığın her halinden belliydi. Gözündeki gençlik pırıltısı ve muzipliği olmasa seni on yılları devirmiş, hayatın çemberinden geçmiş bir olgunlukta sanırdı insanlar. Ki öyleydin de. Hem çok olgun ama hem de çok genç! Bende kalan halinse hep o muzip bakışların olacak sevgili yoldaşım.

Ben bunları düşünürken bir yandan da insanlar geliyordu, insanlar birikiyordu. Bu Pazar Ankara’nın o sakin Pazar sabahlarına hiç benzemiyordu, benzemeyecekti! Günlerdir olduğu gibi, Ankara yeni bir ruha doğuyordu.

Alan giderek doldu. Herkesin yoldaşı olmuştun. Alan “Ethem’in hesabı sorulacak!” sloganlarıyla inliyor. Kızılay’ın dört bir yanından akın akın insanlar geliyor. TDH’nin tüm bileşenleri bir yoldaşları gibi sahipleniyorlar seni. Vücut dilleri, sloganları haykırışlarındaki kararlılık bunu yüreğimde hissettiriyor: “Ethem’in hesabı sorulacak!”. Hepsini sevgiyle izliyorum.

Halktan insanlar kendi dilleri, öfkeleri, duruşlarıyla öyle doğal sahipleniyorlar ki seni. Onların yoldaşı olmuştun. Onların patlayan öfkesinin, isyanlarının sıra neferi, canı yoldaşı, en önde dövüşeni… O yüzden de sesler samimiyetle kenetleniyor birbirine ve Ankara göğünü yararcasına dalgalanıyor. Rengarenk… “Ethem’in hesabı sorulacak!”

Sendikalar, yasal partiler, kitle örgütleri, meslek odaları… Hepsi bağrına basmıştı seni… Hepsi… “Yoldaş” kavramının bu kadar geniş bir halk kalabalığının dilinden-sesinden göğe yükselmesine ilk defa tanık olmanın heyecanıyla tüylerim ürperiyor. “Bir halkın yoldaşı oldun Ethem yoldaşım” diyorum içimden.

Alanda konuşmalar yapılmaya başladı. Onları duymuyorum. Sadece sloganlar çınlıyor kulaklarımda. “Ethem yoldaş…” la başlayan ve hiç susmayan sloganlar. Senin adına, senin için, senin yerine gurur duyuyorum yoldaşım. “Hesabın sorulacak!” diye tekrarlayarak…

Polis her zamanki gibi vahşice saldırıyor. Gaz bombaları, asitli su… Kitle dalgalanıyor, ara sokaklara çekiliyor. Ankara, günlerdir süren sokak muharebelerinin deneyimiyle sokak aralarında hızla yeniden örgütleniyor. Ara sokaklarda da saldırıyor polis. Senin gibi becerikli değilim bu sokak çatışmalarında. Ama senin gözünle bakıyor, düşünüyor, izliyorum.

Bir süre sonra Kızılay yeniden doluyor. Aynı sloganlar gögü inletiyor. Polis bu defa daha bir vahşice saldırıyor. Kitleyse daha kararlı. Bir anda tüm Kızılay kırılan kaldırım taşlarının ve metal zemine sopalarla vurmanın çıkardığı seslerle inliyor. Kızılay şimdi savaş alanı. Karanfil Sokak’taki çatışmayı izliyorum. Taş vs. sağlamaya çalışıyorum. Polis akrepleri ve TOMA’larıyla defalarca saldırsa da kitle yeniden yeniden toplanarak çatışıyor. Yaşlı amcalar taş kırıyor çatışanlar için, teyzeler beddualar ediyor, gençler ölümüne çatışıyor. Senin gibi…

Polis gözaltılara başlıyor. Çok iyi bilmediğim Ankara sokaklarından metroya ulaşıyorum. Yoldan geçenlere soruyorum “Ethem buraya getirilemeyecek sanırım”. “İzin vermemişler” diyorlar. Kendime kızıyorum. Bu kadar naif bir beklenti içine girmiş olmama anlam veremiyorum. Seni Kızılay’a getirmelerine izin verirler mi?!

Sonra aslında o çatışmanın büyüsüne kapıldığımı, seni izlermiş gibi izlediğimi farkediyorum. Hızla toparlanıp Batıkent’e nasıl gideceğimi soruyorum. Neyse ki Sıhhiye’ye ulaşıp, dolmuşa binebiliyorum.

Dolmuştakilerin çoğu sana geliyor. “Cemevi’nde indirir misiniz” diyor her binen. Birlikte yol alırken sohbetler ediliyor. Dinlemiyorum. Sana ulaşamayacağım diye kendime kızıyorum. Sonra seni Çorum’a uğurlamak üzere Batıkent son durağa yürüyen kitleyi gördüğüm anda anlatılmaz bir sevinç duyuyorum.

Bir kısım yoldaş mavi flamalarımızla, bir kısmı da kırmızı tişörtleriyle etrafını sarmışlar. Bindirildiğin araca elimi değdirebiliyorum. O kadar kalabalık ki. Gerçekten bir nehir gibi akıyor kitle. Hiç susmayan sloganlar, sloganlarla…

Seninle aynı ekmeği bölüşen Ankaralı yoldaşları görünce kendimi koyveriyorum artık. Sana sarılır gibi sarılıyor, sarılıyorum onlara… Senin ruhunu gözlerine sindirmiş canım yoldaşlarım. Burjuvazinin başkentini inletecek yeni Ethem’ler doğacak, çoğalacak diyor gözleri. Öyle olacak yoldaşım. Seni çoğaltacağız, gençliğinin gözüpekliğince, engel tanımazlığınca…

Çorum’a doğru yola çıktığımızda o anlamlı anları kaçıracağız diye müthiş bir gerilim yaşıyorum.

Yoldaşlarının seni uğurlamak için yaptıkları hazırlıkları yetiştiremeyeceğiz diye… O gerilimle köye ulaştık. “Ethem yoldaş…”la başlayan sloganlar o şirin köyünün göğüne yükseldi. Seninle gurur duyduğu her halinden belli olan köyünün… Köyüne, yoldaşı olduğun tüm halkımıza söz, bu gurur büyüklüğünce çoğalacak Ethem’ler.

Biliyorsun M. Fatih yoldaşla aynı günlerde ölümsüzleştin. Sen, Fatih’in “örgütlediği” proleterlerden birisin yoldaşım. Fatih’le birleşerek yeni proleterler örgütleyeceksiniz. Size söz, sizi çoğaltacağız!..

[Bir yoldaşı]

18 Haziran 2013 tarihli Alınteri sayfasından alınmıştır.