Cumartesi, 1 Ağustos 2026

Dilovası davasında aileler “adalet” talebiyle Kandıra’da buluştu



Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde, iskân belgesi ve itfaiye uygunluk onayı bulunmadan faaliyet yürüten Ravive Kozmetik’e ait işyerinde 8 Kasım 2025’te çıkan yangın, yedi kişinin ölümüyle sonuçlandı. Davanın ilk duruşması, Gebze ve çevresindeki adliyeler yerine Kandıra Ceza İnfaz Kurumu yerleşkesinde görülmeye başlandı


Duruşma öncesinde İstanbul Emek ve Demokrasi Güçleri’nin çağrısıyla bir araya gelen hayatını kaybeden işçilerin aileleri, cezaevi kampüsü önünde açıklama yaptı. “Herkes gördü kimse dokunmadı, denetimsizlik ihmal, ölüm katliam” yazılı pankartı açılırken “İş kazası değil bu bir katliam”, “Kaza değil cinayet”, “Yandaş TRT bu haberi yayınla” sloganları attı.

“Temel güvenlik önlemleri yoktu”

Açıklamada konuşan avukatlardan Mürsel Ünder, yangının yaşandığı binada yangın merdiveni, acil çıkış, alarm ve otomatik söndürme sistemi gibi temel güvenlik önlemlerinin bulunmadığını belirtti. İşyerinin iskân belgesi ve itfaiye uygunluk onayı olmadan faaliyet yürüttüğünü dile getiren Ünder, çalışanların büyük bölümünün güvencesiz işçi statüsünde olduğunu ve işyerinde çocuk işçi çalıştırıldığını iddia etti. Ünder ayrıca dosyada kamu görevlilerine yönelik etkin bir soruşturma yürütülmediğini ifade etti.

“Birimizin adaleti hepimizin adaleti”

Dilovası’nda hayatını kaybeden işçilerin aileleriyle dayanışmak için alanda bulunan Sakarya Hendek’teki havai fişek fabrikası patlamasında yaşamını yitiren Halis Yılmaz’ın kardeşi Merve Nur Yılmaz, sözlerine Gayrettepe ve Hendek aileleri olarak burada olduklarını belirterek başladı. Yılmaz “Birimizin adaleti hepimiz için adalettir. Birimiz için adalet yoksa hiçbirimiz için adalet yok demektir” dedi. Hendek davasının karar duruşmasında sanıkların tahliye edilmesini hatırlatan Yılmaz “Bu cinayet düzenine daha kaç kişi lazım? Biz, son bir kişi kalana kadar mücadele edeceğiz” diye konuştu.

Yangında kardeşi Şengül Yılmaz’ı kaybeden Emine Bulut ise davanın Gebze’den uzakta, Kandıra’da görülmesini eleştirdi. Bulut, “Bizi neden süründürüyorlar? Gebze’de, Kocaeli’nde yer yok muydu? Öldürenler haklı, ölenler haksız mı oluyor?” ifadelerini kullandı. Bulut, faillerin en ağır cezaları almasını istediğini belirterek “Ben adalete güvenmek istiyorum” dedi.

Kamu görevlileri neden yargılanmıyor?

Aile avukatlarından Sevgi Evren, soruşturma sürecinin eksik yürütüldüğünü belirterek yalnızca şirket sahipleri ve iş güvenliği uzmanlarının yargılanmasını yeterli görmediklerini vurguladı. Evren, “Ravive/Lykke Kozmetik ile ticari ilişkisi bulunan kişi ve şirketlerin rolü açığa çıkarılmalıdır. Bu üretim sürecinden kazanç sağlayan herkesin sorumluluğu araştırılmalıdır” dedi.

Evren ayrıca, kaçak olduğu bilinen yapı hakkında verilen yıkım kararının uygulanmadığını, şikâyetlere rağmen gerekli denetimlerin yapılmadığını belirterek ilgili kamu görevlilerinin de yargılanması gerektiğini ifade etti. Olayın ardından binanın yıkılmasının deliller açısından soru işaretleri yarattığına dikkat çeken Evren, duruşmanın adliye yerine cezaevi kampüsünde yapılmasını “yargılamanın kamuoyundan uzaklaştırılması” olarak değerlendirdi.

Dayanışma ve “cezasızlık” eleştirisi

Duruşma öncesindeki açıklamaya, Hendek’teki havai fişek fabrikası patlamasında ve Beşiktaş Masquerade gece kulübü yangınında yakınlarını kaybeden aileler de destek verdi. Masquerade yangınında hayatını kaybeden Özkan Kayabaş’ın eşi Emine Kayabaş, davaların uzamasının yeni katliamları tetiklediğini belirterek, “Soma’da, Hendek’te, Amasra’da bu olası kastlar müebbetler çıksaydı, herkes yargılansaydı, sorumlu bakanlar, belediye başkanları oturdukları koltuklardan inselerdi bugün bu acıları yaşamayacaktık” dedi.

Ravive Kozmetik davası, iş cinayetlerinde sıkça tekrarlanan bir tabloyu yeniden gündeme taşıyor: Ruhsatsız faaliyet, denetimsizlik, güvencesiz çalışma ve ardından gelen ölümler. Ancak bu dava, öncekilerden farklı olarak yalnızca işverenlerin değil kamu görevlilerinin de sorumluluğunun tartışıldığı bir zeminde ilerliyor.

Ailelerin ve avukatların ısrarla vurguladığı nokta, olayın “iş kazası” kalıbına sığdırılamayacak kadar sistematik ihmaller zincirinin ürünü olduğu. Binanın iskân belgesinin bulunmaması, itfaiye onayının olmaması, daha önceki şikâyetlere rağmen denetim yapılmaması iddiaları, yerel yönetimlerden merkezi idareye kadar uzanan bir sorumlular halkasını işaret ediyor.

Duruşmanın Kandıra Ceza İnfaz Kurumu’nda görülmesi ise yargılamanın görünürlüğüne dair soru işaretlerini artırıyor. Aileler ve avukatlar bu durumu, kamuoyu baskısını azaltma ve süreci “teknik” bir davanın sınırlarına hapsetme girişimi olarak yorumluyor.

Davanın ilerleyen sürecinde, soruşturmanın kamu görevlilerini kapsayacak şekilde genişletilip genişletilmeyeceği ve yargılamanın ne ölçüde kamuoyu önünde gerçekleşeceği, “adaletin tecellisi” kadar toplumsal hafıza açısından da belirleyici olacak.