Memet, Memet…



Bu gencecik adam öyle içten “yoldaşlar” dedi ki, o an kitaplarda okuduğum komünistlerden olduğumu hissettim


Bazı günler vardır, kimse bilmez ahvalinizi. Başkaları anlamaz olmadığından değil. O anı yaşayanlar daha bir farklı duyumsar da ondan. Çoğu zaman anlatamazsınız, çünkü  kelimeleriniz yetmez. Çoğu zaman da zaten kelimeler yetmez diyerek anlatmak istemezsiniz. 

Memet’i toprağa bıraktığımız 4 Mart 1992 de o günlerden birisidir benim için. 

91 yaz sonu yanlış hatırlamıyorsam. Lise bitmiş, üniversite sınav sonuçlarını beklediğimiz zamanlar sanırım. Haber geldi. Tahsin Amca bizi “devredecek”. Tahsin Amca niye devrecek, onu görebilecek miyiz, akılda binbir soru. 

Fahrettin Altay’da randevulaşıyoruz. Tahsin Amca dahil herkes tam vaktinde orada. 17-18 yaşında olan bizler için 35’lerinde olan Tahsin Amca zaten bizden “çok büyük” birisi. Yanında da ona göre daha genç ama bizler için “abi” sayılacak bir kişi: Memet. Kısa bir an nereye gidelim tartışması oldu ayaküstü. Memet birden hareketlenip eliyle bir sokağı işaret ederek “Yoldaşlar, bu taraftan” diyerek grubu harekete geçirdi. 

Yoldaş” mı? Örgütleneli neredeyse 1 yıl olmuş. Tahsin Amca dahil kimseden “yoldaş” kelimesini duymamışım aramızda. Bu gencecik adam öyle içten “yoldaşlar” dedi ki, o an kitaplarda okuduğum komünistlerden olduğumu hissettim ve  içimi ona karşı sıcacık bir sevgi kapladı. Evet, bizler “yoldaş”tık. Bu kadar net ve basit. 

Asfalt veya beton alanında çalışan belediye işçilerinin başlattığı bir direnişe ziyaret organize edilmiş. Bir minibüs “yoldaş” ziyarete gidiyoruz. Yoldaşlar arasında “sakallı”, “büyük” olanlar da var. Liseden örgütlenmenin getirdiği bir kafayla bir an düşünüp “Yahu biz o kadar yaşlı bir siyaset miyiz” diye şapşal bir soru soruyorum kendi kendime.

Minibüs hareket halindeyken Memet arka taraftaki bizlere doğru geliyor: “Zayıf ihtimal ama gözaltı olabilir. Ziyarete geldik diyeceğiz. Eğer TİKB sorulursa ağzımızı açmıyoruz.” Bunu söyledi ve gitti. Yıllar sonra düşündüğümde Memet’in bu basit ve çok kısa gibi gözüken bilgilendirmesinin altında yoldaşlarına güven duygusu yatıyordu. 

Gidilen direniş sonlandırılmış. Boşa düştük bir an. Daha önceden alınan bir karar mıydı yoksa hemen o an mı verildi bilmiyorum, minibüs rotasını yeni başlayan Yurt-İçi Kargo direnişine çevirdi. “Devrimci Proletarya” pankartını açarak giriyoruz direniş alanına. İşçiler karşılıyor bizi, selamlaşıyoruz. Çaylar ikram ediliyor, sohbetler başlıyor. 

On beş – yirmi jandarma eri ile güvenlik sağlanmış sadece. Bağlamamız da var. Başlıyoruz türkülere. Bir ara Ferhat Tunç’tan “Özgürlük  Mahkumlar”ını söylerken grupta bir dalgalanma oldu. Bir bakıyoruz ki, bir er bizimle birlikte ayağı ile tempo tutarak türküyü söylüyor. Bakışlar ere yönelmiş, gülümsüyoruz. Ama erin başına bir şey gelmesin diyerek ona yönelen bakışlarımızı hemen geri çekiyoruz. 

İşçilerle sohbet ederken bir işçi nereli olduğumu soruyor. Benim de acemiliğime gelip gerçek memleketimi söylüyorum. İşçi öfke ile sevgi arasında gidip geliyor. “İçerde senin hemşerin var. Grev kırıcısı. Bu ay sonu evlenecek. Aramızda yardım toplamıştık ama o gitti grevi kırdı” diye söyleniyor. 

Memet’e dair yazarken kendime dair hikaye anlattığım sanılmasın. Memet bu hikayenin her yerindeydi. Memet’i o gün bir dakika bile yerinde dururken görmedim. Vızır vızır her yere koşturuyordu. Bizler onun bu koşturması sayesinde işçilerle bağ kurabiliyorduk. 

Kuruluş yıldönümü gelip çattı. Bir bölgeye afişleme yapılacak. Akşam vakti dalıyoruz sokağa. Sokak dik bir yokuş. Bunun dışında dikkat çeken bir özelliği yok. Yani ha o sokağa yapmışız afişlemeyi ha yan sokağa. Ama sokağa girerken Memet yoldaş sokağa dair basit fakat önemli bilgiyi veriyor: “Sabahları bu sokaktan işçi ordusu akıyor”. 

Bir sokakta afişlemeye devam ederken “harrrr harrrr” diye bir ses duyuldu. O dönemi yaşayanlar bilir. Bu ses ancak Ford minibüslerden gelir. Akşamın o saatinde Ford minibüs demekse yüksek ihtimalle polis ekibi demektir. Sesten emin ama araçtan emin olmayarak, yüksek ihtimalle başlatan bendim, panikleyip sokağın diğer tarafına doğru koşmaya başladık. En sonu bir arsaya gelip soluklandık. Memet sakinledikten sonra “Yoldaşlar böyle panik halinde koşulmaz ki” diyerek uyarısını yaptı yapmasına ama aslında afişlemenin en  başında polisle karşılaşma olasılığında ne yapıp ne yapmayacağımızı konuşmadığımız da ortaya çıktı. Etrafın sakinleştiğinden emin olunca bu defa kendimize gelen güvenle de birbirimizi omuzlara alarak direklerin ulaşabildiğimiz en yüksek noktalarına kuruluş afişlerimizi asarak bitirdik çalışmayı.

Kuruluş yıldönümü geldi dedim ya, İzmir’de sokak gösterisiyle kutlama yapma kararı alınmış. Hummalı bir çalışma var. Bu sokak gösterisine dair Memet’in bir ifadesi ve bu ifadeye yaklaşımı beynime kazınmış durumda. Memet ısrarla yapılacak sokak gösterisi için “miting” kelimesini kullanıyordu. Bize de sürekli olarak “Tanıdığınız bildiğiniz işçileri, kişileri mitinge çağırın. O mitingte istediklerini konuşabileceklerini söyleyin” derdi. Ama onun miting dediği şeye biz “korsan” diyorduk. Çünkü korsan daha macerayı içeriyordu. Miting de neymiş? 

Ancak daha sonrasında Memet’in “korsan” yerine “miting” kelimesini tercih etmesinin basit bir tercih olmadığını kavradım. Evet “korsan gösteri”nin özellikle devlete karşı gelme bağlamında güçlü ve etkileyici bir anlamı vardı. Ama Memet’in kullandığı “miting” ifadesi o  eylemi devlete göre değil tam tersine bize göre tanımlayan, katılanların yasal sınırlar olmadan konuşma hakkı olduğu ve bu anlamda da daha doğru bir ifadeydi. 

Kuruluş yıldönümü ile ilgili ilk miting yapılamamıştı. İkinci miting için 4  Mart günü belirlenmişti. Öğleden sonra mitingin yapılacağı Gültepe’de bir yoldaşla buluştuk. Miting alanına bizi o götürecekti. 

Gültepe, ’80 öncesi İzmir’de “Küçük Moskova” olarak anılan ’90’larda da devrimcilerin yoğun olduğu, kısacası devrimciliği belirgin bir semti. Miting alanına giderken bir sokakta oynayan çocuklara denk geldik. Çocuklar bizi görür görmez, o semtin görünmez bilinci ile kim olduğumuzu anladılar ve “Abi ortalık polis kaynıyor, şu an yan sokaktalar,” dediler. Hiç tereddüt etmeden başka bir sokağa daldık. Ama ne yapacağımıza da karar veremedik bir türlü. 

Sokaklarda dikkatlice dolanırken Memet ile birlikte bir başka yoldaşa denk geldik. Meğer devlet mitingi öğrenmiş ve Gültepe’yi ablukaya almış. Memet de etrafta dolaşarak gelenleri yeni miting alanına Yenişehir/Tepecik’e kaydırmakla meşgul. Bize de buluşma saatini söyleyerek Yenişehir/Tepecik’e gitmemizi istedi. Bu arada ara sokaklarda dolaşırken Memet’le karşılaşıncaya kadar tek bir polise bile denk gelmedik. Mitingin yapılacağı bölgeye doğru giderken karşımızdan bir çevik kuvvet otobüsünün geldiğini görünce durumun ciddiyetini kavradık. 

Buluşma saatinde biz Yenişehir/Tepecik’in Hilal tarafındaki bir ara sokaktan caddeye doğru çıkıyorduk. Tam o anda Memet trafik lambalarının önüne gelmiş. Bizi fark ettiği anda eliyle “gelin” işareti yaptı. Bizim caddeye çıkmamızla sloganlar patladı, molotoflarla yol kapatıldı. Çok fazla sürmeden “Yoldaşlar dağılıyoruz” anonsu duyuldu.

Tepecik SSK Hastanesi tarafına doğru koşmaya başladığım an arkadan peş peşe silah sesleri geldi. Arkama baktığımda kilolu bir tipin peşimden koştuğunu ve silahını çıkardığını fark ettim, ara sokağa daldım süratle. 

İzmir’i bilenler bilir Yenişehir/Tepecik tarafı Roman mahalleleridir. Yabancı birisi girdiğinde de dikkat kesilirler. Silah seslerinin duyulmasından olsa gerek ben son sürat koşarken bir kişi bile benim önümü kesmeye çalışmadı, güvenle başka bir bölgeye geçebildim. 

Ertesi günkü buluşmaya gelen yoldaş bir kaybımız olduğu haberini verdi. Haberi getiren yoldaş vurulanın kim olduğunu kesin bilmemekle birlikte Memet olabileceğini söyledi. Utanmamız mı gerekir hala emin değilim ama oradaki üç yoldaş da “Memet olmasın” diye dillendirdik. Bir yoldaş Yeni Asır’ı alıp geldiğinde acı gerçekle yüzleştik. Toprağa düşenimiz Memet – Erap Yazar’dı. 

Sana ve diğer yoldaşlarımıza, devrim ve sosyalizm için hayatını feda eden tüm komünist ve devrimcilere “devrim ve sosyalizm” sözümüz hala geçerli Memet yoldaş. Hem İzmir için hem Türkiye için hem de Dünya için. 

Memet yoldaş ölümsüzdür! 

Yoldaşın olmaktan her zaman onur duymuş olan Yunus