“Dinazorlar” sürekli haklı çıkıyor



“Kutsal” piyasaların o çok sevdikleri dille soralım: Grafiklerdeki yükselen ve alçalan eğriler ve rakamlarla salgın hangi seviyeyi test ediyor? Neyi test ediyor?


Devrim Şen

Salgın karşısında “süper güçler” neden çaresiz kaldı?

Çin gibi milyarlık nüfusa sahip bir ülke -çapının büyüklüğü de düşünülürse- çok kısa bir sürede bu salgını yenmeyi başarırken hem nüfus hem de coğrafi alan olarak Çin ile kıyaslanamayacak kadar küçük İtalya’da neden çok daha ağır bir tablo ortaya çıkardı?

Dahası İtalya’da ortaya çıkan manzara ne ise benzerinin diğer Avrupa ülkeleri ve ABD’de çıkmasının kaçınılmaz olduğunu söylemek mümkün. Diğer ülkelerin İtalya somutunda kendi gelecek imgelerini görmeleri nedensiz değil. Neden acaba?

“Kutsal” piyasaların o çok sevdikleri dille soralım: Grafiklerdeki yükselen ve alçalan eğriler ve rakamlarla salgın hangi seviyeyi test ediyor? Neyi test ediyor?

Yanıt bekleyen sorular

Emperyalist kapitalizmin tek bir kutsalı vardır, o da piyasa! Kutsal mabetleri üzerine kurdukları sistem olmasın test edilen?..

Şu an sorunu nasıl tanımlayacakları konusunda dahi tam bir çıkmazın içindeler. “Salgını abartmayın” diyen tutum bir yanda salgını çok ciddi gören tutum diğer yanda.

Bu basit ve normal bir ‘çelişki’ gibi görülebilir ancak sonuçları itibariyle düşünülünce durum hiç de öyle değil. Burjuva siyasetçiler ve ideologları daha bu ilk noktada bir çıkmazın içindeler. Neyi nereye koyacaklarını şaşırmış haldeler.

Konuya bu iki zıt yaklaşım biçimi, anlamlandırma çabası mantıki bazı sonuç ve sorgulamaları da haliyle peşinden getiriyor:

Eğer bu salgın bildiğimiz gripten biraz daha güçlü bir salgınsa nasıl oldu da tüm dünyayı ele geçirip hayatı durma noktasına getirdi? Sistemi bir bütün olarak tıkadı? Dahası kutsal piyasa kırılma noktasına, çöküşün eşiğine gelebildi? Eğer çok büyük ve çok ciddi bir salgınsa ölüm oranları nasıl yüzde 1 ila 3 arasında kalabiliyor? Daha yüksek olması gerekmez miydi?

 Alın size kutsal “Piyasa düzeni”   

Yaşananları yerine oturtmak için biraz tarihe göz atmak gerekiyor. SSCB ve uyduları şahsında revizyonist sistem 1990’lı yıllarda çöktü. Bir zamanlar adına “Çift kutuplu dünya” denilen dönem kapandı. Revizyonizmin bütün kazanım ve uygulamalarını tasfiye etmeyi başaramadığı sosyalizmin yarattığı toplumsal yaşam biçiminin dünya işçi sınıfı ve emekçi kitleleriyle ezilen halklar nezdinde yarattığı etki de ortadan kalkmış oldu. Sosyalizm alternatifinin ikinci emperyalist paylaşım savaşının ardından kazandığı prestij ve çekim gücü emperyalist burjuvaziyi adına “sosyal devlet” dedikleri bir anlayışa mecbur bıraktı. Kamu alanına daha çok kaynak ayırıp belli harcamalarda bulunarak kitleleri sistem içinde tutmanın yol ve yöntemlerini yaratmak zorunda kaldılar.

Ne var ki içi 1950’li yıllardan sonra boşalan ve giderek sosyalizmle hiçbir ilgisi kalmayan revizyonist sistemin tabelasının inmesiyle birlikte sosyalizmin tarihsel baskısı da son bulmuş oldu. . Neoliberalizm sosyalizm karşısında zaferini ilan etti ve tüm toplumsal yaşam neoliberalizmin sınırsız kâr felsefesine uygun şekilde örgütlenmeye başlandı. “Sosyal devlet” anlayışı ve kamu harcamalarına ayrılan kaynaklar burjuvaziye artık “gereksiz masraf” olarak görünmeye başladı. Daha önce ‘kamu hizmeti’ olarak parasız ya da çok düşük ücretle sağlanan bütün sosyal haklar metalaştırıldı, paralı hale getirilerek korkunç bir sömürü konusu yapıldı. Kısacası burjuvazinin yüzüne taktığı “sosyal” maskeye ve bu yüzden yapmak zorunda kaldığı harcamalara artık ihtiyacı kalmamıştı.

Neoliberalizmin kutsalı olan piyasa modeline göre sağlık sektörü de bu değişimden nasibini aldı. Kapitalist devlet eliyle iyi-kötü yürütülen sağlık sektörü de tamamen özel girişimciliğe terk edildi. Merkezi ve bütünsel yapısı yerine tek tek özel sermayelerin ya da girişimciliğin pazarı haline getirildi. Sağlığın toplumsal anlam ve önemi yerine gelen anlayış modern haramilikten başka bir şey değil. Bu sistemde hekimlik mesleği bile tarihsel ve toplumsal anlamını yitirerek beyaz önlüklü harami haline getirildi. “Ya paranı ya canını” demek olağanlaştı.

Koronavirüs salgını karşısında bugün bu denli çaresiz kalınmasının asıl nedeni zaten sağlık sisteminin neoliberal politikalar doğrultusunda getirildiği noktadan başka bir şey değildir. Normal şartlarda pek “sorun çıkarmadan” işleyen ve girişimcilerine son derece tatlı karlar sağlayan sistem olağan dışı durumlarda bloke olup tıkanıyor. Oynaması gereken rolü, yerine getirmesi beklenilen görevi yerine getiremiyor.

Dikkatleri dağıtmanın alemi yok

Burjuva ideolog, siyasetçi ve kimi aydınların asıl gözlerden gizlemeye çalıştıkları, sorgulanmasından korktukları konu da bu zaten: Neoliberal politikaların toplumu nasıl çaresiz ve savunmasız bıraktığı gerçeğinin sorgulanmasını merkeze koymak yerine saçma sapan tez ve görüşler ortaya atılarak dikkatler başka yönlere çekilmeye çalışılıyor. Onlarca yıl devasa bütçelerle propagandası yapılan neoliberal “serbestlik, özgürlük, girişimcilik” anlayışının gerçek sonuçlarını gözlerden gizlemek istiyorlar. Yeminli uşak ideolog ve siyasetçiler ve satın alınmış aydınların “yukarı tükürsen bıyık aşağı tükürsen sakal” diyerek ne a ne de b diyememelerinin nedeni budur.

Salgını kontrol altına alma gerekçesiyle uyguladığı yöntemler ayrı bir tartışma konusu olmakla birlikte Çin gibi milyarlık bir ülkede kısa sayılabilecek bir sürede salgının kontrol altına alınmasıyla “Medeniyetin beşiği” Avrupa’da işlerin çığrından çıkmasının nedeni öncelikle burada aranmalıdır. Bugün İtalya’da ortaya çıkan tablonun çok yakında diğer ülke ve kıtalarda da aynı korkunçlukla ortaya çıkacağını iddia etmek bu yüzden bir kehanet değildir.

“Dinazorlar” sürekli haklı çıkıyor

Tarihsel bakımdan ömrünü çoktan doldurmuş çürüyen bir sistem olarak kapitalizmin insanlığı nasıl bir yok oluş tehlikesiyle karşı karşıya bıraktığını anlatmaya çalışan komünistlere düne kadar “dinazorlar” gözüyle bakılıyordu. Onlar “Ya barbarlık içinde yok oluş ya sosyalizm” dedikçe kendisini ‘ilerici’ kampta gören küçük ve orta burjuva “solcular” dahi küçümseyerek dudak büküyorlardı.

Ama işte doğa ve yaşam bazen Avustralya’da aylarca söndürülemeyen korkunç bir yangın felaketi biçiminde kimi zaman olağanüstü sıcaklık ya da soğuk hava dalgaları, görülmedik seller ya da kuraklık şeklinde şimdi de gündemdeki korona virüs felaketi şeklinde bu uyarının ne kadar haklı ve yerinde olduğunu gözümüze sokuyor.

Dolayısıyla bir taraftan insanlığın bu yeni felaketi en az hasarla atlatması için birbirimize omuz verip dayanışma bayrağını yükseltirken bir yandan da bu felaketlerin sorumlusu bu çürümüş düzenle bir an önce hesaplaşma yöneliminin gereklerini yerine getirmeye yönelmeliyiz!