Salı, 8 Eylül 2026

Korkularınızı büyütmek boynumuzun borcu!



8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yaklaşırken hemen hemen her yerde kadın dayanışmaları, komisyonları, örgütleri işçi, emekçi kadınları alanlarda olmaya yönelik çağrılarını bütün bu baskılanmaya rağmen yapıyorlar.


Zehra Çaldağ

Kadınların sokakta, parkta, yolda, çalıştığı yerde her nerede olursa olsun yan yana gelmesinden korkuyorlar. Öyle ki o korkuları yüzünden her yeri ablukaya alıp şehirleri, ilçeleri, mahalleleri bütün ülkeyi topyekun hücreleştirmeye çalışıyorlar.

Hele ki bilinçli, örgütlüyseniz bulunduğunuz her yerin etrafını koca koca duvarlarla çevirip hücreleştirmek istiyorlar.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yaklaşırken hemen hemen her yerde kadın dayanışmaları, komisyonları, örgütleri işçi, emekçi kadınları alanlarda olmaya yönelik çağrılarını bütün bu baskılanmaya rağmen yapıyorlar.

Eylem, etkinlik, açıklama gibi bir faaliyet yürütmeye çalışıyorlar. Yapılan bu çalışmalar sömürücü, baskıcı, despot erk zihniyetlilerin korkularını daha da büyütüyor olacak ki saatler öncesinde etkinlik, eylem, açıklama yapılacak alanlar resmen işgal ediliyor ve ‘güvenlik alıyoruz’ denilerek ya alanlara sokulmuyoruz ya da yaka paça alandan uzaklaştırılıyoruz.

Fakat onlar da her ne olursa olsun bir araya geleceğimizi biliyorlar ve asıl bu yüzden korkuyorlar. Ne yaparlarsa yapsınlar vazgeçmeyeceğiz!! Korkularını büyütmeye devam edeceğiz!

Çünkü biz de onlar da biliyoruz ki bu düzen böyle gitmeyecek. Saraylar, saltanatlar elbette yıkılacak bir gün. Ve o sarayları, saltanatları yıkacak olanlar çoğalıyor, bilinçleniyor ve örgütleniyorlar. Daha çok da içten içe, sessiz sessiz örgütlenecekler ve günü geldiğinde bugün her yeri hücreleştirenleri o hücrelere tıkıp tarihin çöplüğünün en derinine gömecekler.

Korksunlar, korkuları kabusa dönüşsün!.. Her kadının bakışlarından, her işçinin, emekçinin, açlığa, yoksulluğa, işsizliğe, eşitsizliğe, köleliğe mahkum edilmeye çalışılan her canlının gerçekleri görmesinden, anlamasından, sormaya, sorgulamaya başlamasından her an endişe ve korku duysunlar. Kader, fıtrat, alınyazısı diye yutturmaya çalıştıkları şeylerin kader olmadığını sömürücü sistemin kendilerine reva gördüğü ve dayattığı şeyler olduğunu yavaş yavaş, azar azar, sessizce, boğazımızın düğümlenmesi gibi fark edilmesinden elbette korkmaları gerekiyor.

Çünkü işçilerde, emekçilerde, kadınlarda, öğrencilerde, işsizlerde, ücretsiz izin, kod-29 dayatılanlarda, ezilen, hor görülen inançlarda, şovenist, milliyetçi hezeyanlarla düşmanlaştırılmak istenen halklarda, aç bırakılan çocuklarda öfke mayalanıyor yavaş yavaş ve asıl bu mayalanan öfke korkutuyor onları.O nedenle bu kadar çok ve acımasızca saldırıp susturmaya çalışıyorlar.

Ama nafile, korkunun ecele faydası yoktur. Ne kadar çok yasaklarsanız ne kadar çok baskı altına alırsanız alın o korktuğunuz mayalanma o kadar sıkı, o kadar kararlı bir o kadar keskin olacak ki, işte o zaman geri dönülmez bir yolculuğunuz başlayacak. Ve o günler çok uzak olmayacak.

Biliyorlar bu sefer Gezi gibi olmayacak çünkü. Bu sefer nasırlı elleriyle fabrikalardan, sanayi sitelerinden, kalem tutan eller masalarından, okullarından, kamu kurumlarından, yerin yedi kat altında ölümle nikahlı olanlar o kara elmas diyarından, aşağıladığınız, her gün katillerini, tacizcilerini, tecavüzcülerini koruduğunuz, kolladığınız, sırf gravatlı diye cezai indirimlerle müsamaha gösterdiğiniz ve ölüme, tacize, tecavüze erkek şiddetine mahkum etmeye çalıştığınız kadınlar, bizim bir damla gözyaşlarına, tırnağına kıyamadığımız ama sizin aç bıraktığınız çocuklarımız, her gün kapısını Alevi diye işaretlediğiniz, Ermeni diye aşağıladığınız, Kürt olduğu için katlettiğiniz, vatan haini ilan ettikleriniz günü geldiğinde birleşerek insanca yaşayabilecekleri sınıfsız, sınırsız, eşit, özgür bir yaşam için öyle bir ayağa kalkacaklar ki kaçacak delik bulamayacaksınız!

İşte o zaman ne TOMA’nız ne gazınız ne tüfeğiniz ne topunuz ne bombalarınız ne baskılarınız ne de hücreleriniz… hiçbir şeyiniz işe yaramayacak. Çünkü işçi sınıfı da ezilen halklar da, hele kadınlar artık kaybedecek bir şeyin kalmadığını, bıçağın kemiği çoktan geçtiğini ve artık boğazına kadar gelip de düğümlenen o sessiz çığlığını istese de daha fazla tutamayacağını ve ayağa kalkması gerektiğini anladığında önünde hiçbir gücün duramayacağını bilecek ve korkmadan insanca yaşamak için ölümün üzerine korkusuzca yürüyecek!

Bizlere düşen de fabrika fabrika, şantiye şantiye, sokak sokak, mahalle mahalle yaklaşan o tarihsel günün daha çabuk gelmesini sağlamak için sessiz sessiz, yavaş yavaş, içten içe, ilmek ilmek örgütlenmektir.

Ve söz veriyoruz. Korkularınızı büyütmek boynumuzun borcu olsun!