Irkçılıkla Emperyalizm İlişkisi



ABD’nin ırkçılığı sistemlidir. ABD aynı zamanda kapitalist emperyalist bir ülkedir. Oath Keepers gibi ırkçı gruplar içinde kök salmış faşist bir darbe tehdidi akla uygundur ama olası değildir. Bir başka emperyalist savaş tehdidi olasıdır ama… Biden hiçbir zaman Irak Savaşı’nı reddetmemiştir. Bu savaşın ülkeyi ve demokrasiyi savunmakla ilgili olduğunu düşünmeye ve en azından kamuoyu önünde bunu beyan etmeye devam eder.


Gary Leupp

Dikkatinizi çekti mi? ABD medyası ABD tarihine, özellikle de Siyahların tarihine birdenbire merak sardı. Bunun nedeni derin bir siyasi bölünme sürecinde yeniden dirilen Siyah Hayatlar Hareketi’nin, ırkçı inkarcılar ve ırkçılık güzellemesi yapanlar karşısında, Trump karşıtı güçleri, gerçek tarihin anti-ırkçı savunucuları olarak daha net bir biçimde kendilerini ayrıştırmaya zorlamasıdır. Birdenbire tüm MSNBC, CNN haber sunucuları sanki hayatları boyunca konuya pek duyarlıymışlar gibi “sistematik ırkçılık” kavramına sımsıkı sarılmaya başladılar. Cumhuriyetçileri “Eleştirel ırk teorisini” reddettikleri için kınayıp Marksistleri bile kapsayan BLM’yi [Black Lives Matter, Siyah Hayatlar Değerlidir] savunuyorlar. Bu, yeni eğitim ve örgütlenme imkanları sunan sıradışı bir değişiklik.

“Dış politika” tarihi, yani ırkçı emperyalizm tarihi de benzer şekilde merak konusu olacak mı acaba? Söylemek istediğim, “Kızılderili Tehciri”, “Meksika Savaşı”, hatta yalanlar üzerine kurulu İspanyol-Amerika Savaşı, “Filipinler İsyanı”nın (1899-1902) bastırılması vb. değil. Yakın tarihten söz ediyorum; şimdilerde göklere çıkarılan Liz Cheney’nin babasının, makamını, Irak’la savaş için sistemli bir biçimde kanıt toparlayanların komplo merkezi olarak kullandığı yakın tarihten.

2002 yılı boyunca bu ülkede yaşayan insanları Irak’ın 11 Eylül saldırılarıyla ilgisi olduğuna, kitle imha silahları stokladığına, terörist eğitim kampları barındırdığına, mobil laboratuvarlarda kimyasal silah imal ettiğine, roketler için alüminyum tüp ithal ettiğine, Kürt el-Kaide’sinin bomba inşa kampını desteklediğine vb. inandırmak için seferber oldular. ABD, Mart 2003’te ezici çoğunluğu haklı olduğuna ikna ederek ama NATO müttefikleri Almanya, Fransa, Belçika ve Türkiye’nin desteğini alamadan savaş çıkardı. Bu savaş, ülkenin dünya çapında aşağılanmasına ve kalıcı öfke odağı haline gelmesine neden olan yıkıcı ve haksız bir savaştı.

Görevdeyken Trump’ın yaptığı hiçbir şeyin Irak Savaşı kadar büyük bir suç olmadığını söylemek gerekir. Zalim ve kaba bir savaş çığırtkanı olmasına rağmen Dubya’yı (George Bush’a takılan bir isim) bugünlerde düzgün bir insan olarak tanımlama eğilimi, bize kurumsal medyanın ABD güçlerinin yürüttüğü kitle katliamlarını ne kadar ciddiyetle ele aldığını gösterir.

Yarım milyona yakın ölü. Harabeye dönmüş bir altyapı. Mülteci krizi. İç savaş, el-Kaide ve IŞİD. Irkçılık. Özcülük: Arapların beyaz Amerika’ya karşı birlikte iş çevirdikleri varsayımı. Afganistan’da Taliban’ın (Peştun yabancı düşmanı milliyetçiler) ve el-Kaide’nin (Arap uluslararası cihatçılar) birlikte düşünülmesi bile Öteki’nin basite indirgenmiş ırkçı bir biçimde ele alındığını yansıtır. Ama Anma Günü’nde Biden taburları ve ölenleri göklere çıkarırken ne Afganistan’da kaybedilen savaş ne de Irak Savaşı sorun edilir. Oğul Beau önce Kosova’da sonra Irak’ta (2008-2009) onların deyişiyle “hizmet ettiği” için kahramandır.

Biden’ın (danışmanlığını Tony Blinken yapmıştır) yalanlar üzerine kurulu Irak Savaşı’nda Bush-Cheney’nin önemli bir destekçisi olduğunu hatırlayın. Savaşın gerekçelerinin düzmece olduğu anlaşıldıktan çok sonra bile Biden savaşı desteklemeye devam etmiştir. Başkan Yardımcısı Dick Cheney yalanlarının ortaya çıkması karşısında soğukkanlılıkla tepki vermiş, “istihbarat hatası” olduğunu bildirmiştir. Savunma Bakanlığı Müsteşarı Paul Wolfowitz Iraklıların kitle imha silahlarını önemsemedikleri, özgürleştikleri için mutlu oldukları görüşündedir. Biden bir diktatörün devrilmiş olmasının harika bir şey olduğunu düşünmüştür.

Savaş başladıktan iki yıl sonra Biden, bugün bildiklerimizi o zaman bilmiş olsaydı savaşa evet oyu vermeyeceğini söyledi. Bu riyakar, oportünist, defansif formül yeniden seçilme peşinde koşan tüm Demokratlar tarafından kullanılmıştı. Hakkında hiçbir şey bilmediğin bir halka karşı yalanlara dayanarak açtığın bir savaşın elbet sonuçları olacaktı. Liderleriniz Şiilik ile Sünnilik arasındaki farkı ya da Şiiliğin Irak’la İran’ı nasıl bağladığını ya da İngilizlerin Irak’ı yaratmasından itibaren Sünnilerin orduya ve siyasete nasıl egemen olduklarını bilmiyorlarsa, ülkenin fethini ve işgalini başarıyla gerçekleştirmek nasıl mümkün olabilir.

Fakat medya ABD’nin ırkçı kapitalist emperyalizm gerçeğinin farkında olmak yerine bu ülkedeki ırkçı zulüm tarihinin daha ilerici bir biçimde anlaşılmasıyla mevcut şovenizmi birleştirir. Bunu yaparken başlama işaretini Biden’dan ve ana akım Demokrat Parti’den alır.

Trump’ın sloganı “Amerika Yeniden Büyük Olsun”du. Biden, “Amerika Geri Dönüyor-Normale Dönüyor!” sloganını kullanıyor. Bu demektir ki Amerika alçak Trump zamanında vazgeçtiği önderliği yeniden ortaya koyuyor. Trump NATO liderlerini beleşçi nankörler diyerek aşağıladı; Biden onlarla saygılı bir dille konuşuyor, saçma sapan taleplerde bulunduğu zaman bile (Almanya’nın Ruslarla yapılan ve bitme aşamasında olan Nord Stream II Boru Hattı Projesi’nden çıkmasını istemek gibi)… Biden “ittifaklarımız”ı -özellikle NATO’yu- kollamaya devam ediyor.

Acaba bu medya birtakım eleştirel teorilerini NATO’ya da uygulayacak mı? Sovyetlerin Nazilere karşı zafer kazanması ve Berlin’i ele geçirmesinden sonra kurulmuş bir antikomünist ittifak olan NATO’ya. Hayali bir Sovyet istilasında ABD hegemonyasındaki Avrupa’yı savunacak olan NATO’ya. 1949’da kuruluşundan Varşova Paktı’nın sessizce dağıldığı 1991’e kadar hiçbir zaman askeri olarak harekete geçmeyen NATO’ya. Geçmişte tarafsız olan ama tarihsel olarak Rusya’nın müttefiki olan Yugoslavya’dan bir NATO müşterisi yaratmak için 1995’te Bosna’yı bombalayan ve böylece ilk defa bir ülkeyi bombalamış olan NATO’ya. Tuhaf eşinin zoruyla Bill Clinton 1999’da tekrar bombaladı, hedef bu defa Belgrad şehriydi. Sırbistan’ı Kosova bölgesini NATO’ya bırakmaya zorlamak için tasarlanan bu bombalama 1945’ten beri bir Avrupa başkentinin ilk havadan bombalanmasıydı. Bu arada Clinton NATO’yu Polonya, Çekoslovakya ve Macaristan’ı dahil edecek şekilde genişletti (George W. H. Bush ABD’nin bunu asla yapmayacağına dair söz vermişti).

ABD medyası soğuk savaş sonrasında NATO’nun genişlemesini hiç sorun etmedi ve onu olduğu gibi (Rusya’nın tahammül edilmez provokasyonu) kabul etti. “Büyük Orta Doğu” sürecinde yalanlara dayalı 11 Eylül rejim değişikliği çabalarını asla eleştirmedi. Beau Biden’ın Irak’taki “hizmetinin” 2008-2009 yılları arasında işgal sırasında yurtsever Iraklıların nefret ettikleri istilacılara karşı doğal olarak direndikleri bir dönemde olduğunu hiç söylemedi. Beau bir kahraman değil, bir işgalciydi.

Irak Savaşı çok büyük bir suçtu. Parlamentonun çekilmeyi talep etmesinin üzerinden bir yıldan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen Irak’ta ABD birliklerinin olması suçtur. ABD birliklerinin Suriye’deki varlığı da. Medya bunların hepsini görmezden geliyor.

NATO açılımı Rusya’nın saldırgan tepkilerini kışkırtmaktan başka bir amaca hizmet etmiyor. ABD’nin 2008’de Kosova’yı (şu an büyük bir NATO üssüdür) bir devlet olarak tanıması ve aynı yıl Gürcistan ve Ukrayna’nın NATO’ya katılacağını ilan etmesi Rusya’nın sınır komşuları Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlığını tanımasını, Donbas’ı Ukrayna’nın otonom bir bölgesi olarak kabul etmesi ve Kırım’ı yeniden ilhak etmesiyle sonuçlandı. Bunların hepsi Rusya tarafından hemen yutulabilirdi. Bu bölgelerin tamamı yaklaşık Luisiana büyüklüğündedir.

ABD’nin NATO’yu genişletme çabası 2008’e kadar Polonya, Çekoslovakya, Macaristan, Litvanya, Letonya, Estonya, Bulgaristan, Romanya ve Slovenya’nın aklını çeldi. NATO’nun bir süre sonra Gürcistan’ı ve Ukrayna’yı da dahil edeceği şeklindeki soğukkanlı beyanatları tedbirli Rusların Gürcistan’da hızla bir savaş çıkararak tepki göstermesine yol açtı. Medya bunun bir saldırı hareketinden çok düşmanın kendisini boğmak için oluşturduğu bir askeri ittifakın planlı genişlemesine gecikmiş ve ılımlı bir tepki olduğunu kavramalıdır.

ABD’nin ırkçılığı sistemlidir. ABD aynı zamanda kapitalist emperyalist bir ülkedir. Oath Keepers gibi ırkçı gruplar içinde kök salmış faşist bir darbe tehdidi akla uygundur ama olası değildir. Bir başka emperyalist savaş tehdidi olasıdır ama… Biden hiçbir zaman Irak Savaşı’nı reddetmemiştir. Bu savaşın ülkeyi ve demokrasiyi savunmakla ilgili olduğunu düşünmeye ve en azından kamuoyu önünde bunu beyan etmeye devam eder. Biden’ın NATO açılımının ünlü bir destekçisi olduğu malumdur. Biden, Putin’e “katil” diyen ve Trump’ın Rusya’yı “geri itmek” (sanki Rusya bir yerlerde bizi itmiş gibi) teriminden sonra kendini baskı altında hisseden kavgacı bir ihtiyardır.

Yukarıda sözü edilen Luisiana büyüklüğündeki bölge herhangi bir anda Rusya tarafından tekrar ilhak edilebilir. NATO’nun saldırgan bir biçimde genişlemesi bir başka savaşı kışkırtabilir; bu savaş ABD’de, Rusya’nın, otokrasiyle demokrasi arasında ya da başka bir şey arasında mücadele eden komşularının topraklarına uzun vadede göz diktiği şeklinde açıklanabilen bir savaştır. Savaşın geleneksel yöntemlerle açıklanmasının bir anlamı yoktur ama beyni yıkanmış ahmaklara en azından bir süre inandırıcı gelecektir.

ABD’nin oluşumunda, ekonomik büyümesinde, kültürel evriminde, kurumlarında ve kendine özgü korkunçluklarında köleliğin önemini anlayarak, köleliğin temelinde yatan ırkçılığın ABD’nin dış politikasının da temelinde yattığını ve bunun baştan beri böyle olduğunu kavramadan 1619 projesinin derslerini sindirmede ne kadar ileri gidebilirsiniz? Irak Savaşı (ya da Kore Savaşı, Vietnam Savaşı, Afgan Savaşı) gazilerini ülkemiz için savaşan kahramanlar olarak nitelemeye devam ederken, 1921 Tulsa için farkındalık yaratmada ne kadar ileri gidebilirsiniz?

Counterpunch‘un 4 Haziran 2021 tarihli sayfasındaki Gary Leupp imzalı “The Connections Between Racism and Imperialism” başlıklı makale Alınteri Çeviri Grubu tarafından Türkçeleştirilmiştir.