Bugün geldiğimiz aşamada ülkenin her yanında şu açıkça görülüyor sendikalar bürokrat ve işverenlerin temsilcisiymiş gibi ya da hukuk avukatıymış gibi hareket ediyorlar; bunun karşısında durmak kolay değil.
Bu durumu mücadele ile öncelikle öncü işçilerin, yani birazcık bir şeyler yapmak isteyen, içinde bulunulan durumun haksızlıklar içerdiğini düşünen, çözümü işçilerin birliğinden yana gören herkes birleşmelidir. Bu bir seçenek değildir. Bu kesinlikle ve kesinlikle işçilerin öncü işçiler etrafında toplanmasını bilinçlenmesini sağlamakla aşılabilecek bir durumdur.
Bireysel olarak işçilerin tek tek verdikleri mücadele tabanda hiçbir örgütlenme faaliyeti olmadığı için işçiler ya başarısız oluyor ya da işçilere sınıf olarak örgütlenme yollarını açamadığı için bir fayda sağlamıyor.
İşçiler memleket, mezhep ya da köken olarak, parti olarak geleneksel destekledikleri düşüncelerden kendiliğinden kopamazlar bunu ancak işçiler deneyimleri ile aşar.
Bugünkü haliyle sendikalarla uğraşmak oralarda bir yerlere gelmeye çalışmak temsilci yönetici başkan olmak çok bir anlam ifade etmemektedir. Ancak taban örgütlenmesinde bir araç olabilir. Bunu pratikte görüyoruz, insanlar bürokrasiyi aşmaya çalışıyorlar ama mevcut yasalar sendika işleyişi iş kanunu sendikal prosedürler mücadelelerin önünü tıkıyor.
Bugün önünde “devrimci” sıfatı bulunan, işçi sıfatı bulunan, emek sıfatı bulunan birçok yapı, birçok sendika dernek ve benzeri kuruluşlar işçilerin ve emekçilerin sorunlarına kesinlikle alternatif olamazlar çünkü onlar o yalandan koltuklarının, o üç kuruş maaşlarının, elde ettikleri çevre ve güç hırsının mahkumu olmuşlardır. Sendika yönetimine seçildikten sonra işçi değildir onlar, artık birer maaşlı bürokrattır, en alttan en üste kadar bürokrasinin işleyişin pasifliğin, mücadeleden kaçmanın birer temsiliyeti olmuşlardır.
Çankaya Belediyesi’nde Yasin Keskin arkadaşımız işinden atılıyor hiçbir mahkeme kararı yok, hiçbir karar yok, toplu sözleşmedeki maddelere uyulmuyor. Akıl yok izan yok ölçü yok hiç kimse dönüp ‘bugün ona olan yarın bana olursa ne yapacağız’ demiyor; herkes alacağı maaşa, mesaiye dört elle sarılmış.
İşçilerin içinde yayılan dedikodulardan ve lakırdılardan başka hiçbir şey konuşulmuyor.
Arkadaşımıza çıkıp destek vermek yerine sendika odalarında koltuklarında oturmak çok kolay, işverene tek bir eleştiri bile yapmayan, bir bildiri dahi yazamayan, bir basın açıklaması yapamayan sendika bürokratları rahat koltuklarında ‘ama bilmediğiniz durumlar var mahkeme sonucunu bekleyelim…’ gibi tuhaf şeyler söylüyorlar.
Bir insanın işsiz kalması, ailesinin çocuklarının, onların geleceklerinin elinden alınmasıdır; bunu haklı çıkaracak hiçbir sebep olamaz. Yani bizler ‘belediye bize az maaş verdi belediyeyi işten çıkartıyoruz’ diyebilir miyiz ya da işveren bize şu haksızlığı yaptı bundan dolayı mahkemeye verdik kazandık belediyeyi işten çıkartıyoruz diyebilir miyiz? Nasıl ki biz böyle bir şey diyemiyorsak işveren de bir işçiyi, işine devam eden bir işçiyi, işini yapan bir işçiyi yıllardır çalışan bir işçiyi kesinlikle ve kesinlikle işten atamaz! Kaldı ki, işten atılan arkadaşımıza gönderilen mesajda yazan aynen şu. SGK diyor ki, ‘İşveren sizi hiçbir gerekçe belirtmeden işten çıkarmıştır…’ yani böyle bir mantıksızlık kesinlikle kabul edilemez!
İşçilerin Sorunlarını İşçiler Çözer, Birleşelim!
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!