Adın Savaş Çağrımız Olacak!*



İhtilalcilerle tanışan Hakan Çabuk yoldaş, yaşamını ihtilalci ruha yakışır biçimde sürdürürdü ve 15 Mart 1995’te ölümsüzleşti


Hakan Çabuk yoldaş 15 Mart 1995’te, Gazi’nin ateşini Ümraniye taşımak için katıldığı eylemde katledildi. 

Bir yoldaşı Hakan Çabuk’un devrimci yaşantısını şöyle anlatıyor:

“Savaş (Hakan) yoldaşı bu kadar erken kaybedebileceğimizi düşünmemiştik. Onu anlatmakta zorlanıyoruz. Yaşamı adı gibi savaş çağrımız olacak! Bu yüzden anlatılması devrimci bir görevdir.

Savaş mücadeleye 2 yıl önce başlamıştı. Onunla bir kahvehanede tanışmıştık. Askerden yeni dönmüştü. Babasını yeni kaybetmişti. Durgundu. Bunları arkadaşlarından öğrenmiştik. Canayakın, sıcakkanlı bir insan olduğundan tanışmamız, sohbet etmemiz hiç zor olmadı.

Onunla zaman zaman görüşüyor, ilişkiyi kimi yayınları birlikte okuyarak pekiştiriyorduk. Savaş hızla ilerliyordu. Bölgesi’ndeki ondan daha ileri düzeydeki bazı ilişkiler mücadelede geriye düşmüştü, ama o ilerledi. Çünkü bağlarını diğerleri gibi bireylerle değil devrimle kurmuştu.

İnşaat işçiliği, su tesisatçılığı yapardı. Proleter yaşamını bilince çıkarması, proletarya ideolojisini kavraması gerekiyordu. Başardı da. İşçilerin bir an önce bilinçlendirilmesi için afişlemelerde, bildiri dağıtımlarında yer alırdı.

Savaş yoldaş kendini çok şanslı sayardı. Çünkü İhtilalcilerle tanışmıştı. Yaşamını ihtilalci ruha yakışır biçimde sürdürürdü.

Sezai, Şaban, Remzi ve Nilgün yoldaşlarla ilgili korsan gösteride devrimci yaşamının ilkleriyle tanıştı. İlk kez bir korsana katılıyordu. İlk kez pankart yazmış ve molotofu ilk kez kullanmıştı. Bu ilklerden edindiği tecrübeleriyle daha sonra birçok eyleme katıldı ve organize etti. En son eyleminde de Gazi’de yakılan direniş ateşini Ümraniye’ye kanı ile taşıdı.

Hakan 30 Mart’ta artık aramızda yoktu. 31 Mart sabahı erkenden cenaze hazırlıklarına başlandı. Cenazesi Hakan’ın istediği gibi olmalıydı. Arkadaşlar görev dağılımı yaptılar. Ailesinin yanında olmalı, acılarımızı paylaşmalıydık. Ailesi Hakan’ın cenaze namazının kılınmasını istemiyordu. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde yapılan otopsiden sonra doğrudan mezarlığa getirilecekti. Sabah saatlerinden itibaren Yukarı Dudullu Mezarlığı’nda yağmura ve soğuğa rağmen kitle toplanmaya başladı. Saat 15:30’da cenaze geldi. Törene yaklaşık 600 kişi katıldı. Devrimci ve komünistler pankartları açarak yürüyüşe geçtiler. Alınteri ve “Zeynep Poyraz, Hakan Çabuk Yoldaş Ölümsüzdür! / TİKB” pankartları açıldı. “Faşizme Ölüm, Halka Hürriyet!”, “Devrim Şehitleri Ölümsüzdür!”, “Orak, Çekiç, Silah, Yıldız, Bayrağımız!”, “Hakan Çabuk Yoldaş Ölümsüzdür!” vb. sloganlar atıldı. Hakan’ın ailesi, “Alınteri pankartının açılmasına engel olamayız ama başka pankart açılmasın” isteğini iletti. Ailesi, Hakan’ın devrimci olduğu ve sessiz bir cenaze töreni istemediğini söyleyerek komünistler tarafından ikna edildi. Mezarının üstüne TİKB bayrağı serildi ve devrim andı içildi. Cenaze töreninde katılımcılar dışında sadece sivil polisler vardı.”

*** 

Hakan Çabuk’un ablası SARIKIZ anlatıyor:

“O benim kardeşim değil oğlum gibiydi; elimde büyüdü. Daha dün gibi onu okula gönderişim…

Aslen Erzincan’lıyız. Ama babam Boyabat’a yerleşmişti. 10 yaşında Savaş’ı (Hakan) okusun diye yanıma aldım. Yaşamı hep mücadele içinde geçti. Yengem öldükten sonra ağabeyim çok üzüldü, ardından kendisi de öldü. Babam bu acılara daha fazla dayanamadı; o da 2 yıl önce mide kanserinden öldü. O zaman Savaş askerdeydi. Zaten askere yaşını büyüterek zorla göndermiştik. Bir an önce işe girsin istiyorduk.

Artık Savaş annesine ve yeğenlerine bakıyordu. Ağabeyimin 3 çocuğu vardı. İkisi Savaş’ın yanındaydı. Hanım 16 yaşında ve Ersoy 12 yaşındaydı. Yeğenlerini çok sevirdi, onlarla çok iyi anlaşırdı.

Savaş’ın düşünceleri güzeldi. Amaçları doğruydu ama fazla bir şey yapamadı. Canıyla başıyla bir şeyler yapmak için çalışırdı. Ama yaptıkları ona yetmiyordu, daha fazlasını yapmak istiyordu. Çocuklara ve annesine bakmak zorundaydı Savaş’ım, hep mücadele etti. 10 yaşından beri savaşıyor. Bir amaç için savaştı…

Onu askere gönderdiğimiz için hep kızardı. Askerlik yapmak istemiyordu. ‘Boşu boşuna iki yılımı harcadım. Şimdiki bilincim olsa kesinlikle gitmezdim’ diyerek bizi suçluyordu. O çok duygusaldı. Hiç kimseyi kırmazdı; canımdı…

O gün, ‘Savaş sana küstüm gitme. Sarıgazi’ye gittin, yeter’ dedim. ‘Abla korkma, sen yemek hazırla ben saat 2’de gelirim’ dedi. Sonra beni öptü. Hep böyle yapardı. Evden ‘Gazi’ye gideceğim’ diye çıktı. Hiçbir yere göndermek istemiyordum ama o aklına koymuştu. Döndüremezdim. Sarıgazi’deki yürüyüşe birlikte gittik. Orada, ‘Abla bir yoldaşımızı öldürdüler’ dedi. Hele Zeynep’in ölümünden sonra korkunç kinlendi. Savaş’ın gitmesine engel olamadım. Beni koynuna bastırdı ve öptü. Yaramazlık yapar lâf dinlemezdi, sonra da beni hep böyle kandırırdı… Gencecik kardeşim öldü. O bizim parçamızda. Benim canımdı, nasıl üzülmeyeyim?

Bazen eve geldiğinde tabanları su toplamış olurdu. Ovmaktan ellerim yorulurdu. Akşama kadar gece-gündüz bir şeyler yapardı. Durmadan Alınteri dağıtır, satardı. O gün 1 Mayıs’ta eylem olduğunu bilseydim ben de giderdim. Belki Savaş’ın yanında olsam korurdum. Hakan devrimciydi. Geçen yıl (5 Nisan kararlarını protesto eylemi) Ihlamurkuyu’daki pazar eyleminde yediği dayağı ben bilirim. Savaş’ın yediği dayağı polisler kendileri söylediler. ‘Az kalsın öldürecektik’ dediler. En sonunda öldürdüler.”

(*) Tüm Yazılar, “Gazi Direnişi: Taş, Yürek, Barikat…” başlığıyla Öz Basım Yayım’da 1995’te yayınlanan kitaptan alınmıştır.