Kezban Saçılık, iki gün önce 500 kişilik uçakla Almanya’dan Ankara’ya gitmek için yola çıktı. Yolculuk sırasında, Ankara’ya inişlerin salgın nedeniyle yasaklandığı, Ağrı Havaalanı’na iniş yapılacağı ve orada karantinaya alınacakları Sağlık Bakanı’nın emri olarak anons edilmiş.
“Çok üşüyorum çok, bunlar bizi hasta edecekler,” diyor Kezban anne. Önceki gün Almanya’dan Türkiye’ye dönüşte yaşadığı ibretlik serüveni anlatıyor:
Korona virüs salgını biz Almanya’ya gittikten hemen sonra duyuldu. Her şey iptal edildi. Tabii bizim dönüş biletlerimiz de iptal edildi. Ancak orada da olsak burada olsak farketmeyecekti. Biz de geri dönmek istediğimizi defalarca konsolosluğa ilettik her seferinde hayır denildi.
En son Salı günü bizi konsolosluktan arayıp kişi başı 250 euro verirseniz sizi Türkiye’ye Ankara’ya göndereceğiz dediler. Artık yapacak bir şey yoktu. Normal bilet parasının iki katı da olsa dönmek istiyorduk. O nedenle biletlerimizi aldık. Salı günü hareket edeceğimiz söylendi.
Salı günü sabah erkenden valizlerimizle havaalanına gittik. Baktık sadece biz değil yüzlerce insan var. Yaklaşık 500 kişi saatlerce sıra bekledik. Havaalanında da bize uçağın Ankara’ya ineceği daha sonra 14 gün Zekai Tahir Burak Hastanesi’nde karantinada kalacağımız söylendi. Biz yola böyle çıktık. 12:00’de hareket edecek olan uçak saat 18:00’de ancak hareket etti. Yola çıktıktan 2 saat sonra bize Sağlık Bakanlığı’nın emri olduğu için uçağın Ankara’ya değil, Ağrı Havaalanı’na gideceği duyurusu yapıldı. Bizi resmen kandırdılar.
Üstelik uçak yolculuğumuz tam 4 saat sürdü, yolculuk boyunca ne bir su ne bir lokma yiyecek bile vermediler. Ağrı Havaalanı’na geldiğimizde uçakta yolculuk yapanlara, ‘Bunlar bizi kandırdılar. Biz burada ne yapacağız. Ankara dediler Ağrı’ya getirdiler. Ankara’da karantinaya alacaklardı. Protesto edip uçaktan inmeyelim’ dedim. Ama kimse dinlemedi. Koyun sürüsü olunca yapacak bir şey de olmuyor, müstehak yapılan da.
Neyse Ağrı Havaalanı’nda indik. Ne bir sosyal mesafe ne sağlık hiçbir şey kalmadı. Saatlerce dip dibe sıra bekledik. Sadece ateşimiz ölçüldü. Ama o kadar yağmur, dolu sırtımızdan geçti. Üstelik çok da soğuktu. Biz Almanya’dan sağlam geldik. Burada hastalanacağız.
Gece saat 12:00’de bizi kocaman bir yurda getirdiler. Bzi yerleştirecekleri katlara, katlardaki odalarımıza gitmek için yine dip dibe asansör bekledik. Odalara çıkarıldık. Ne bir yemek ne bir su… bu nasıl bir karantinaya alınış anlamadım. İnsan sorar aç mısınız, susuz musunuz, diye. Hiç! Ne soran ne eden var. Kapıları kilitlediler gittiler.
Odamızdan çıkmak yasak! Yasak ama ne bir sağlıkçı var ne bir şey. Burada biraz camı açayım da hava alsın diye pencereye yaklaştım valla pencerenin pervazlarından midem bulandı. O kadar pis ve kirli, güya biz karantina altındayız. Daha sonra çok yorulmuştuk o kadar ayakta bekle, yağmuru, doluyu ye yorulduk, çok üşüdük. Dinlenmek için yorganı kaldırdım acayip pis bir koku yine midemi bulandırdı. Resmen tiksindim. Sağlıklı geldik ama burada hasta olacağız.
Üstelik bizi getirdikleri yurt dağın başında dışarıdan bir şeyler aldırmak istedim, yasakmış! Buranın belediyesi falan bizimle ilgilenmiyor mu? Buradaki durumu bilmiyorlar mı? Acaba temiz bir yorgan battaniye istesek diye düşündüm de nereden ulaşacağım bilmiyorum tabii. Valla uçakta da söyledim; buradaki polise, özel tim görevlilerine de söyledim. ‘Bakanın emriymiş. Adı üzerinde o ancak bakan emir memir veremez, emir alır uygular’, dedim gülüyorlar.
Valla biz 14 günde umarım hasta olmadan buradan çıkarız.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!