Kızçe
Bir şeyler söylemeli artık
Harfleri klavyede birbirine ekleyerek yol almaya çalışmak yerine elleri birbirine ekleyerek sokaklara düşmeli.
Bir ses yükseltmeli kulakları sağır edecek, taşları yerinden oynatacak bir ses!
Eğer her gün bir kadının ölümüne, tarikat şeyhlerinin çocuklara tacizine, tecavüzüne uyanmak istemiyorsak bütün ağızları birbirine ekleyerek bir ses yükseltmeli; sokaklarda haykırmalı, sokaklarda karşı durmalı, sokaklarda direnmeliyiz. Yoksa yükselen tek tük sesler de yok olup gidecek. Hepimiz farkındayız bu ülkede hava tunçtan ağır ve bir yangın yerinden daha puslu. Zira öldürülen her kadınla tacize ve tecavüze uğrayan her çocukla hava daha da ağırlaşıyor.
Bir gün bir bakıyoruz, Rabia Naz gibi gülüşü çiçeklerden güzel bir çocuk katledilmiş, hemen ardından 23 yaşında bir üniversite öğrencisi olan Şule Çet bir binanın yirminci katından atılarak öldürülmüş, Ceren Damar kalabalık bir üniversite koridorundaki odasında bir cani tarafından acımasızca katledilmiş, Gülistan Doku’yu ise hala derin sularda arıyoruz, İpek Er tecavüze, şiddete, aşağılanmaya dayanamayarak intihar etmiş, Duygu Delen bir apartmandan atılarak ölümüne intihar süsü verilmeye çalışılmış ve daha nice kadın, nice ölüm…
Oysa bu ülkede kadınlar, işçiler, emekçiler haklarını aramak için yürümek istediklerinde dahi karşılarına yüzlerce polis diken devlet, bu kadar kadın katledilirken üç maymunu oynuyor, katili koruyor tabii bir de yayın yasağı getirmeyi ihmal etmiyor.
Gelin 2011 Mayıs’ına gidelim. Bu tarihte Türkiye’nin koyu renk takım elbiseli, kravatlı, traşlı erkek egemenleri İstanbul’da yapılan Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu toplantısına katılıyor ve çok konuşulan, çok tartışılan İstanbul Sözleşmesi’nin ilk imzacısı oluyorlar. Ancak ne hikmetse dün ateşli konuşmalarla, Nazım şiirleriyle imzaladıkları sözleşmeden bugün çekilmek istiyorlar.
Çünkü sözleşme kadını her türlü fiziksel, maddi ve ekonomik şiddete karşı koruyor. Şiddet gören, gidecek başka yeri ve maddi gücü olmayan kadına barınma ve ekonomik imkan sağlıyor. Üstelik en önemlisi yeni yetişecek nesillerin kadın hakları, kadına şiddet konusunda bilinçlendirilmesi için okullarda bu konuda eğitimi zorunlu kılıyor. Sözleşme, imzacı olduğu halde bunlara uymayan devletlere yaptırımlar getiriyor.
Açık ki, sözleşme iktidarın işine gelmiyor, zira iktidar varoluşundan beri toplumsal baskılarla sindirilmiş, korkutulmuş, erkeğe bağımlı, evinin kölesi, sesi çıkmayan, şiddet görse bile “Kol kırılır yen içinde kalır” diyecek bir kadın tipi yaratmaya çalışıyor. Dolayısıyla hakkını arayan, ses çıkaran, konuşan, tartışan, istediği saatte sokakta olmayı tercih eden, istediği gibi giyinen, kahkaha atan, kendi yaşamına erkeklerden bağımsız kendisi karar veren kadını, varlığı için bir tehlike olarak görüyor.
İşte tam da bu yüzden bu ülkede kadınlar “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’Nİ UYGULA çünkü İSTANBUL SÖZLEŞMESİ YAŞATIR” diyor. Evet şiddete, tecavüze uğrayan kadını korumak, ona insanca bir yaşam sunmak istiyorsak sözleşmenin arkasında durmalı ve her alanda her yerde ses yükselterek “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ YAŞATIR” demeliyiz.
Tabii ki bu tek başına yeterli değil. Çünkü bu ülkede kadınlar sadece evlerinde şiddet görüp sömürülmüyor. Fabrikada, tarlada, atölyelerde yani çalıştığı her sektörde sömürülüyor. Uzun saatler boyu çalıştırılıyor. Buna rağmen düşük ücret alıyor. Karşı çıkıp sesini yükseltince, hakkını aramak için bir sendikaya üye olunca da hemen işten atılıyor. Yani tüm işçiler gibi açlıkla terbiye edilmeye çalışılıyor.
Üstelik bir işi olsa bile uzun saatler çalıştıktan sonra evine döndüğünde ya da hafta sonu bir günlük tatilinde ev içi işlere ve çocuk bakımına mahkum ediliyor. Zaten çocuk yapıp yapmayacağına dahi kendisi karar veremiyor. Bu hengame içinde de kendisine ayıracak tek bir dakikası bile kalmıyor. Kısacası şiddete, tacize, tecavüze uğramayıp hayatta kalmayı başardığında ise yaşadığı zor koşullardan dolayı erken yaşlanıyor erken ölüyor. Ya da geleceksizlikle mücadele ediyor.
Tam da bu nedenle kadınlar olarak dayanışmalı, uzaktan tanısak bile birbirimize hal hatır sormalı, gülümsemeli, konuşmalı, tartışmalı, birbirimize derdimizi anlatmalı, birbirimizin derdini dinlemeli ve birbirimizin derdine derman olmalıyız.
O zaman o çok sevdiğim güzel cümleyle bitirmek istiyorum DAYANIŞMA YAŞATIR….
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!