Cuma, 18 Eylül 2026

Kime değer biçiyoruz: Emeğe mi emekçiye mi?!.



“Emek en yüce değerdir” derken bu emek hangi koşullarda, hangi zorluklarla, hangi yaşamsal risklerle karşı karşıya kalarak üretiliyor bunun cevabını da verebilmeleri gerekmiyor mu?


Zehra Çaldağ

Emeğe mi? Emekçiye mi? diye bir soru sormak gerekiyor. Çünkü herkes “Emek en yüce değerdir” derken emeği üreten işçinin, emekçinin görmezden gelindiğini düşünüyoruz.

Şiiri severiz, hoşumuza giden bir kitap olunca mutlu olur heyecanla okuruz; bir resim görürüz ‘aaa muhteşem’ deriz, ya da bir yemek çok hoşumuza gider, ya da AVM’lere gideriz orada gördüğümüz bir çok şeyi beğeniriz. Alıp almadığımız önemli değil. Ama beğeniriz. Fakat ne hikmetse bunları üretenler hiç aklımıza gelmez. Görüp çok beğendiğimiz şeylerin oraya nasıl geldiğini düşünme yetimiz maalesef yoktur. Maalesef toplum olarak böyleyiz. Aslında başta sorduğumuz soruyu herkes kendisine sormak ve cevaplamak ile yükümlüdür. O en yüce değerdir denilen emek kendinde bir şey midir? Yoksa emeği üreten işçiler ve emekçiler midir? O değer neye, kime atfedilmelidir.

Egemenlerin, toplumun, işçi ve emekçi örgütleri olan sendikaların, emekçiler ve işçilerin kendilerinin bile “yüce değer”dir derken emeği üretenleri -yani kendilerini- sistemin kendilerine yüz yıllardır özenle içirdiği algıyla görmezden geldiklerini görüyoruz; görmekten öte yaşarken kanıtlanan bu!

O nedenledir ki, o toplusözleşme masalarında işçi ve emekçilere sadece kırıntılar işçi ve emekçiler adına kabul edilebiliyor.

Konuyu çok dağıtmamak ve uzatmamak için iki sektör üzerinden örnekleme yapmak istiyorum. Birincisi sağlık, ikincisi temizlik sektörü; her ikisi de özellikle pandemi koşullarında toplum sağlığı açısından çok önemli bir yerde duruyor.

Şöyle bir düşünelim. Bir hastamız var hastaneye götürüyoruz. Muayene edilmesi, teşhis konulması, gerekiyorsa röntgen-renkli doppler çekilmesi, hastamızın sağlıklı bir ortamda tedavisinin yapılabilmesi için hastanenin ya da polikliniğin temizlenmesi gerekmiyor mu? Peki bütün bunları yapması gerekenler o en yüce değer olan emeği ortaya koyanlar, işçiler emekçiler değil mi? Neden bunu bilince çıkaramıyoruz? İşte toplum olarak emeği üretenlere değer vermediğimiz için, saygı duymadığımız için aslında emeğe de hiç saygılı olmuyoruz. Değer vermiyoruz.

O nedenledir ki, ’emeğinizin karşılığını ödeyemeyiz’ deyip dalga geçercesine alkışlarla karşılık verilip emeği üretenler açlığa, yoksulluğa mahkum ediliyor.

O nedenledir ki, emeğe saygı derken emeği üretenlere büyük bir saygısızlık, yapılıyor, onlar görmezden geliniyor, yok sayılıyorlar.

O nedenledir ki, görevi başında işini yapmaya çalışan ister sağlık emekçisi, ister temizlik işçisi, ister fabrikadaki işçi olsun hiçbir kıymeti olmuyor.

O nedenledir ki, işini yaparken hasta yakınları onlara saldırabiliyor, aşağılanabiliyor, küfürler edilebiliyor.

İkinci örneğimiz temizlik sektöründen olacak dedik. Hani belediyelerde gece-gündüz sokaklarımızı temizleyen işçiler; sadece sokaklarımızı değil parklarımızı aslında sağlıklı yaşayabilmemiz için sağlıksız koşullarda çalışan temizlik işçileri

Kokusuna, görünüşüne bile dayanamadığımız ve toplum olarak her bireyin yemek-içmek ya da herhangi bir ihtiyacımızı karşılarken ürettiğimiz çöplerimiz var ya, bizim artıklarımız olan çöpleri toplayanları nasıl görüyoruz, nasıl davranıyoruz… bunlar çok önemli

Sokağınızı ya da parkınızı temizleyen bir işçi sokakta işini yaparken hiç sokağa tükürdünüz mü? Ya da sokağın rastgele bir yerinde elinizde buruşturduğunuz küçük bir kağığı ya da çöpü yere attınız mı? Ya da çöplerimizi sokağınızdaki çöp konteynırlarına suyu akmayacak şekilde bırakıyor muyuz? Yoksa konteynırların olduğu yere rastgele mi atıyoruz? Bütün bu soruların cevabı sokağımızı sabah kalktığımızda ya da gün içinde yaşanılır, sağlıklı hale getiren temizlik işçisine yani temizlik emeğini üreten işçiye de toplum olarak nasıl baktığımızın göstergesi olacaktır. Ama sokaklarımızın temizlendiğini gördüğümüzde hissettiğimiz rahatlıkla birlikte temizleyene değer vermediğimizin kanıtını görmüş oluyoruz.

Burjuvazinin sermayenin işçiye emekçiye değer vermemesi doğasında var bunu biliyoruz. Kapitalizm dediğimiz sömürü cehennemi olan sistem elbette “emek en yüce değerdir” diyerek emeği üretenleri kölece, insanlık dışı yaşama ve çalışma koşullarına mahkum edecek, etmek için her şeyi yapacaktır. “FITRAT”INDA var. Yani onun mayası azami kar hırsıyla yoğrulmuştur. Onun kasasına dolan para işçinin, emekçinin canıyla, kanıyla, çoluğunun çocuğunun geleceğini ipotek altına aldığıyla ve işçileri emekçileri ne kadar köleleştirdiğiyle ilgilidir.

Ya işçilerin emekçilerin örgütleri olan sendikalar için nasıldır bu durum! Onlar her zaman “emek en yüce değerdir” derken neyi öne çıkarıyorlar ve bu neye tekabül ediyor.

Emek, evet kıymetlidir. Fakat bu emeği kim, kimler üretir? Emeği üretenleri ne kadar görüyor, ne kadar değer veriyorlar? Bu emeği üretenler için ne yapıyorlar? “Emek en yüce değerdir” derken bu emek hangi koşullarda, hangi zorluklarla, hangi yaşamsal risklerle karşı karşıya kalarak üretiliyor bunun cevabını da verebilmeleri gerekmiyor mu? Emeğin üretilebilmesi için neler gerekli? Bu emeği üreten, oplumsal yaşamda vazgeçilmez etken olan milyonlara tekabül eden işçilerin, emekçilerin haklarını ne kadar savunuyorlar! Bu emeği üreten işçiler ve emekçiler bunun ne kadarının farkındalar? Emek midir en yüce değer yoksa emeği üreten, yaşamlarımızda önemli bir faktör olan işçiler, emekçiler mi?