Pazar, 20 Eylül 2026

16. Program: 1930’lu Yıllar



Sosyalizm ve geriye dönüşler konusundaki podcast dizimizin 16. programında 1930’lu yılların öne çıkan iki gelişmesi ele alındı


1936 Anayasası’nın hazırlık sürecinde Stalin yoldaşın partiyi ve rejimi demokratikleştirme yönündeki girişimleriyle bunun tam tersi yönde bir pratik olarak 1936-1938 yargılamaları ve infazlar. 

İç içe gelişen bu iki süreç, 1930’lu yıllara damgasını vuran dört ana gelişmeden ikisini oluşturur -diğerleri ise sosyalizmi inşa konusunda atılan etkileyici adımlarla tarımda kolektifleştirme hareketi sırasında sergilenen aşırılıklardır. Fakat bunlardan partiyi ve rejimi demokratikleştirme girişimi sadece diğerlerinin gölgesinde kalmaz, içyüzü ve gelişme seyri de yeterince bilinmez. Diğerleri konusunda olduğu gibi bu konuda da özellikle Troçkist tarih yazımının yarattığı bilgi kirliliği çok etkindir. Öyle ki fanatik Stalin savunucuları bile bu konuya hakim değildir. 

Dizimizin 16. programında bu gerçekten hareket ettik. Konuğumuz Rus ve Sovyet tarihi konusunda uzman bir akademisyen olan tarihçi Doçent Doktor Candan Badem’di. 

Yazarımız H. Selim Açan programın açılışında, dünya burjuvazisinin anti komünist propagandasıyla çoğu konuda onun mızrak ucu misyonunu oynayan Troçkist tarih anlatımının 1930’lu yıllara ilişkin zihinlerde yarattığı kirlenme yanında “Bilgi sahibi olmadan kanaat sahibi olmanın” yaygınlığına da dikkat çekerek Candan Badem’e bir tarihçi olarak o dönemi nasıl değerlendirdiğini sordu. 

Kendisinin Marksist bir tarihçi olduğunu vurgulayan Candan hoca, ciddi hatalar ve yetersizlikleri olmakla birlikte o yıllarda sosyalizmin kurulduğu görüşünde olduğunu dile getirdi. Stalin’in “Ülkemizde sosyalizm temel olarak kurulmuştur” sözüne atıfta bulunarak, “temel olarak kurulmuştur sözünün kendisi zaten tam, eksiksiz, kesin bir sonucu ifade etmez. Ana hatlarıyla gerçekleşmiş bu anlamda eksikleri ve yetersizliklerinin de olduğunu kabul eden bir durumu anlatır” dedi. 

Bu alt çizmenin ardından sözü 1936 Anayasası’nın hazırlık süreciyle 1936-1938 yargılamalarına getirdi. Bu iki sürecin hangi gelişmeler üzerine nasıl iç içe geçtiğini sergilediği örgün konuşması sırasında önce Stalin yoldaşın Anayasa hazırlık sürecindeki önerilerini anlattı. Onun özellikle de Sovyet seçimlerini sadece parti adaylarının değil Sovyetler, sendikalar, kolhozlar ve farklı meslek örgütleri tarafından gösterilecek adayların birbirleriyle yarışacakları eşit, genel ve gizli oya dayalı bir seçim sistemi getirmek istediğini ama bunun Merkez Komite’de de çoğunluğu oluşturan yerel parti örgütleri yöneticileri tarafından hangi korku ve hesaplarla uygulamada nasıl çarpıtılıp engellendiğini genişçe özetledi. Bürokratlaşmış bu parti yöneticilerinin 1917 sonrasında devrimi koruma ve sosyalizmi inşa süreçlerinde kitlelere sevimsiz gelen ya da onların haklı tepkilerine neden olan uygulamalarından dolayı koltuklarını kaybetme korkusuyla hareket ettiklerini vurguladı. Anayasa’nın yazım sürecinde Stalin’e açıkça karşı çıkmadıklarını ama seçimler sırasında da bildiklerini okuduklarını anlattı. 

Tam da o kesitte arkasında parti içi muhalefetin olduğu kimi komploların peşpeşe açığa çıkmasının yanı sıra, başında Yegoda’nın bulunduğu İçişleri Bakanlığı’ndan gelen abartılı raporların bu bürokratlar tarafından nasıl koz olarak kullanıldığına ve  Stalin yoldaşı da etkisi altına alan nasıl bir güvenlik paranoyası yarattığına dikkat çekti. Türkiye tarihindeki İstiklal Mahkemeleri’ne benzer özel mahkemelerin bu paranoya ortamında kurulduğunu belirtti. 1937-1938 yıllarındaki ölçüsüz devlet terörü uygulamalarının asıl olarak yerel parti sekreteri, savcı ve polis şefinden oluşan bu mahkemelerin marifeti olduğunu dile getirdi. 

Bu noktada söze giren H. Selim Açan, parti içinde olduğu gibi toplumda da genel bir korku ve sinmeye yol açan, bu yönüyle özgür düşünce ve eleştiri cesaretini kıran bu uygulamaların siyasi ve ahlaki sorumluluğunun sadece koltuklarını koruma derdine düşen yerel parti yöneticilerinin suçu olarak görülemeyeceğine, yani “Stalin iyiydi ama çevresi kötüydü” anlamına gelecek bir açıklama tarzının doğru olmayacağına dikkat çekti. Geçerli nedenleri olsa da pratikte ölçüsü kaçan o devlet terörü uygulamalarından Stalin yoldaşın da sorumlu olduğunun net bir dille kabul edilerek mahkum edilmesi gerektiğini vurguladı. 

Buna bağlı olarak proletarya sosyalizminin özüne ve değerlerine bağlılığı her şeyin üzerinde tutan samimi ve tutarlı bir Marksist-Leninist tutumun kişileri ilkelerin ve değerlerin önüne geçiren putlaştırıcı tutum ve yaklaşımlardan uzak durması zorunluluğunu hatırlattı.

Programın ilerleyen bölümlerinde Candan Badem, özellikle 1990 sonrasında ulaşılan yeni belgelerin ışığında uluslararası alanda tanınan saygın tarihçilerin çalışmalarına atıfla o döneme ilişkin birçok tahrifatın foyasının nasıl açığa çıktığını, bu arada hem Kruşçev döneminde hem de Gorbaçov döneminde Sovyetler Birliği arşivleriyle nasıl oynandığını anlattı. 

“Tarih yazımı” görüntüsü altında yapılan tarih çarpıtmalarına örnek bahsinde H. Selim Açan da Troçkist tarih yazıcılığının duayeni Isaac Deutscher’den bir örnek verdi. 

1930’lu yılların konuşulduğu 16. programın kaydını aşağıdaki dijital platform linklerinden dinleyebilirsiniz:       

Spotify

Youtube

Anchor

Google Podcasts

Pocket Casts

RadioPublic

Breaker