Ankara’da 2 Temmuz anması



Ankara’da 2 Temmuz anması gerçekleştirildi. Aralarında BMG’nin de olduğu devrimci-demokrat kurumların düzenlediği anma etkinliği Ankara Mimarlar Odası’nda saat 14:00’te düzenlenen sergiyle başladı.


Ankara’da 2 Temmuz anması gerçekleştirildi. Aralarında BMG’nin de olduğu devrimci-demokrat kurumların düzenlediği anma etkinliği Ankara Mimarlar Odası’nda saat 14:00’te düzenlenen sergiyle başladı. Sergi etkinliğinde Madımak Oteli’nde yakılarak katledilenlerin resimleri sergilendi. Resim sergisi boyunca şiir ve müzik dinletisi sergilendi. 

Saat 18:00’de Konur Sokak’ta bulunan Ankara Mimarlar Odası önünde basın açıklamasıyla anma etkinliği sona erdi. 

Açıklamada ortak basın metnini DAD Ankara Şube Eşbaşkanı Mustafa Karabudak okudu:

KARANLIĞA MEŞALE OLANLAR, KÜLLERİNDEN YENİDEN DOĞARLAR

Bundan 28 yıl önce gerçekleştirilmiş Madımak Katliamı, devletin organize ettiği ve faşist tetikçi güruhun hayata geçirdiği bir katliamdır. Yalnızca Alevilere değil, ezilen, ötekileştirilen her kesime yapılmış bir saldırıdır. Otuz üç canımızı yakarak katleden devlet, o günden bugüne hala ezilen halklara saldırmaya devam etmektedir. Daha geçtiğimiz günlerde HDP İzmir İl Örgütü basılmış, yine faşist bir tetikçi tarafından Deniz Poyraz katledilmiştir. 2 Temmuz’dan önce ve 2 Temmuz’dan beri ezilen halkları hedef halan her katliam, aynı eller tarafından gerçekleştirilmektedir.

Tekçi, ötekileştirici bu zihniyetin getirisi olarak devam eden katliam politikaları ve gittikçe saldırganlaşan devlet, muhalif kesime hiçbir can güvenliği vermediği gibi ekonomik krizi de peşinden getirmiştir. Pandemi sürecinin de üstüne eklenmesiyle birlikte halk büyük bir yoksullukla karşı karşıya kalmıştır. Ancak yaşanılan bu yoksulluğa rağmen devlet, kendini koruma amacıyla baskı ve sindirme politikalarını sürdürmektedir.

Benimsedikleri bu korkutma üzerine dayalı ayrımcı tutumları, gündelik hayatta dahi varlığını korumaktadır. Örneğin Alevi olduğu için işe alınmayan veya işe alınmak için Alevi kimliğini saklamak zorunda kalan kişiler vardır. Devletin, Alevilere uyguladığı bu baskılar yalnız iş hayatıyla kalmayıp, cemevlerine yapılan saldırılar ve Alevi köylerine camii yapma pazarlığı, zorunlu din dersleri, ev işaretlemeleri, Alevilerin kutsal mekânlarına işgal ve saldırılar olarak devam etmektedir.

Selçuklu’da, Osmanlı’da katliamlara uğrayan Aleviler, kurulacak cumhuriyette vaat edilen laik demokratik yönetimle nefes alacaklarını düşünüp kuruluş aşamasında destek olmuşlardır ama maalesef cumhuriyetin ilk icraatı Koçgiri katliamı olmuştur. Sonrasında Dersim soykırımında büyük bir katliam yaşayan Aleviler periyodik olarak Ortaca, Elbistan, 1978 Sivas, Maraş, Malatya, Çorum ve Madımak sonrasında Gazi katliamını yaşamıştır. Devletin Tüm katliam politikaları önce katliam yapmak sonrasında ekonomik anlamda zayıflatmak olduğu için bu katliamlarda, Alevilerin evleri, işyerleri, malları yakılıp yıkılmıştır. Kendini güvende hissetmeyen Alevileri göçe zorlayan bu politika, metropollerde yaşam mücadelesi veren Alevilerin toprağından, inancından kültüründen ve dilinden uzak kalıp daha kolay asimile olmasına neden olmaktadır.

Dünden bugüne hangi siyasi parti iktidar olmuşsa sadece Alevilere, Kürtlere değil diğer tüm devrimci-demokrat-muhalif kesimlere karşı baskı, zulüm, katliam ve sindirme politikalarını aralıksız olarak sürdürmüştür. Son on dokuz yıldır iktidar olan AKP, Gezi direnişinden beri ülkeyi süreklileştirilmiş bir ‘Olağanüstü Hal’ rejimiyle yönetmeye çalışmaktadır. Çünkü AKP iktidarı izlediği politikalarla ülkeyi uçurumun eşiğine getirmiştir. Bu yüzden artık rıza üreterek iktidarını sürdürme şansı kalmadığından, kendi iktidar bekası için, ülkede ağır bir baskı rejimi kurmuştur. Bu süreçte çıkarılan KHK’larla yüz binlerce insan haksız yere işinden atılmış, muhalif basın yayın organları kapatılmış, binlerce insan hukuksuz kararlarla tutuklanmıştır. Bu haksızlığa boyun eğmeyip direnenler, AKP iktidarının saldırgan politikalarının hedefi olmuşlardır. Devletin yıllardır sürdürmekte olduğu ötekileştiren zihniyeti, kendini İstanbul Sözleşmesi’ni kabul etmeyip, yaşanan şiddete göz göre göre izin vermesiyle de göstermektedir.

AKP iktidarı Kürt sorununu bir demokratikleşme sorunu olarak değil, bir güvenlik sorunu olarak gören inkârcı, baskıcı ve tek tipçi bir anlayışla hareket etmeye devam etmektedir.

Roboski’de otuz dört Kürt, savaş uçaklarının bombalarıyla katledilmiştir. Savaşa karşı barışı savunan 103 canımızı Ankara Garı önünde gerçekleştirilen bombalı saldırıda yitirmiştik. Yine Suruç’ta barışı ve kardeşliği savunmak isteyen otuz üç anarşist ve sosyalist genç bombalı saldırıyla katledildi. Diyarbakır, Antep başta olmak üzere Sur, Cizre, Nusaybin’de onlarca canımız katledildi.

Yine bu devlet, cezaevlerini siyasi tutsaklarla doldurup bir iradeyi dize getirme planları yaparak baskı, zulüm ve işkencelerine devam etmektedir. Yaşanmaz olan cezaevi koşullarını protesto eden tutsakların açlık grevlerini görmezden gelen iktidar, hak ihlallerini ve tecridi devam ettirerek insanlık suçu işlemektedir. Diğer taraftan Madımak katilini yaşlı ve hasta diyerek affedip tahliye ederken yüzlerce hasta tutsağın tedavi olmalarına bile izin vermemektedir.

Bugün 2 Temmuz katliamının üzerinden 28 yıl geçti, 2012 yılında Madımak ana davası zaman aşımına uğratılarak kapatılmıştır. Gelinen süreç firari üç katil yakalanmadığı için onlar üzerinden devam etmektedir. Üç katil Almanya’dadır ve adresleri bellidir. Ancak katliam sanığı olarak haklarında kırmızı bülten çıkartılmadığı için yakalanıp iade edilmemektedir.  

Madımak katliamında katledilen otuz üç canımızdan birisi de Hollanda vatandaşı Carinna Cuanna’dır. Katliamdan bir gün sonra Carinna Cuanna’nın cenazesini alıp ülkesine götüren ailesi ve Hollanda devleti o günden bugüne ne davanın seyrini takip etmiş ne mahkemeye katılmış ne müşteki olmuştur. Madımak şehit aileleri yıllardır Hollanda devletini ve aileyi davaya sahip çıkmaya çağırmışlardır. Bu çabaları sonuç vermiş ve 20 Ocak 2021 tarihindeki Madımak duruşmasına elçilik kanalıyla gözlemci olarak katılıp sürece dahil olacaklarını bildirmişlerdir.

Bizler Aleviler, Kürtler, Sol, Anarşist, Sosyalist, Demokratik güçler; ezilen, ötekileştirilen ve yok sayılanlar olarak, bizlere yapılan bütün katliamların hesabını soralım. Devlet yaptığı tüm katliamlarla yüzleşmelidir. Yüzleşmek hakikatin ortaya çıkmasıdır. Gerçek suçluların adalet ve hakikat önünde hesap vermesidir.

YAŞASIN HALKLARIN VE İNANÇLARIN KARDEŞLİĞİ!

2 TEMMUZ MADIMAK KATLİAMI’NI UNUTMA, UNUTTURMA!