Pazar, 6 Eylül 2026

Bizim açlığımız, onların serveti…



Pandemi ve kriz süreçlerini fırsata çevirmeye başaranların servetleri katlanarak artarken, geri kalanlar derin bir yoksulluk girdabına sürükleniyor.


“Gerekirse simit yiyeceğiz”, “1 kilo et yiyorsak artık yarım kilo yiyeceğiz” telkinleri ortalık dolaşadursun, yeni açıklanan bir rapora göre pandemi sürecinde dünyanın en zenginleri servetlerini iki katına çıkardı. Yardım kuruluşu olan Oxfam’ın yaptığı araştırmaya göre, zenginler bu süreçte iyice zenginleşmiş durumda.

Pandemi süreci, zaten varolan yoksulluğun daha fazla derinleşmesine neden oldu. Özellikle yoksulluk sınırında bulunan sosyal sınıfların büyük bir kısmı, ekonomik krizlerlerle birlikte artık artık açlık sınırına dayanmış durumda. ILO’nun raporuna göre sadece 2019 yılıyla kıyaslandığında, 108 milyon işçi artık “daha yoksul ya da son derece yoksul” safına katıldı. İşsizlik oranlarının özellikle pandemi sürecinde katlanmasıyla birlikte toplumdaki yoksullaşma çok daha hızlı ve yakıcı bir biçimde kendini ortaya koyuyor. Sosyal sınıflar yeniden düzenleniyor. Ara tabakaların hızla yoksul katmanına sürüklenmesiyle, toplumun zengin ve yoksul olarak iki büyük kutba ayrışması da hız kazanmış gözüküyor.

Sadece Türkiye’de resmi işsizlik oranı 2021’de yüzde 18,9 ile rekor kırmıştı. Bu oranın TÜİK’in açıkladığından çok daha fazlası olduğunu biliyoruz. DİSK-AR’ın yaptığı araştırmaya göre sadece son bir yılda işsiz oranı 650 bin kişi artmış durumda. Bunun yanında temel gıda ürünleri, barınma, ısınma gibi temel ihtiyaçlara sürekli yapılan zamlarla birlikte alım gücü iyice düşen insanlar, derin bir yoksulluk ortamına sürüklenmiş durumda. Yaşanan bu ekonomik ve sosyal çöküntüden çıkış yolu bulamayan birçok insan intihar etmeyi seçiyor. Sadece son 5 yılda Türkiye’de intihar edenlerin sayısı 14 bin. 2021 yılının sadece dört ayında intihar edenlerin sayısı 434. Ve yapılan araştırma intihar olayları içinde yoksulluk kaynaklı intihar oranının giderek yükseldiğine işaret ediyor.

Durum böyleyken, işsizlik, yoksulluk ve yoksunluk atbaşı ilerlerken, pandemide karlarına kar katanlar, bizden “şükür etmemizi”, “sabır göstermemizi,” “fedakarlık yapmamızı” istiyorlar. Bunu isteyen zenginlerin şu anki servetleri pandemi öncesinden 5 trilyon dolar fazla. Elbette onların bunu bize salık vermelerinin arkasında da sınıfsal kaygıları yatıyor. Çünkü “şükürcü” bir toplum, aynı zamanda onların krizi fırsata çevirerek karlarına kar katmalarının da anahtarı demektir. İşsizliği ve yoksulluğu gönüllü kabullenmemizi isteyenler ya da bize ölümü reva görenler, kuştüyü koltuklarında gerinerek boşuna “gerekirse soğan ekmek yeriz” demiyorlar. Bizim soğan ekmek yememiz, onların her öğünde pirzola yemesi demek çünkü. Bizim açlığımız, yoksulluğumuz onların serveti demek..