Polise verilen geniş yetkiler ve her saldırganlığının getirilen koruma zırhlarıyla adeta teşvik edilmesinin sonuçlarına her gün bir yenisi ekleniyor. Mesela polis Konya’da 17 yaşındaki bir genci öldüresiye dövüp sonra da “bir yanlış anlaşılma olmuş, boşu boşuna dövdük” diyebildi (2 Haziran). 6 Nisan 2021’de meydana gelen başka bir olaysa polisin yetkilerini kullanmaktaki pervasızlığın başka bir uç örneği. Şirinevler’de yaşanan bu olayda da Recep Çelik isimli vatandaş önünü kesen sivil polislerin polis olduğuna inanmadığı için kimliğini biraz ilerde duran resmi polislere gösterdiği için sivil polislerce kelepçelenip yerlerde sürüklenerek-dövülerek Şirinevler Meydanı’ndaki zabıta kulübesine götürüldü. Bunu yapan polisler “Burada kamera var mı?” sorusuna “yok” yanıtı alınca da Çelik’i öldüresiye dövüp, karakola götürüyor ve ertesi gün serbest bıraktı. Çelik şikayetçi olunca da “zabıta kulübesine kafa attı” denilerek linçe varan saldırının üstü kapatılmaya çalışıldı.
Saymakla bitmeyecek örnekler. Sokak eylemlerinde ya da ev baskınlarında estirilen polis teröründen bahsetmiyoruz bile.
Polisin bu pervasızlığının son örneklerinden biri de 31 Mayıs’ta İstanbul’un Ataşehir ilçesine bağlı Mustafa Kemal Paşa Mahallesi’nde (1 Mayıs Mahallesi) yaşandı. Bu sefer işin içine ırkçılık da girdi. Bayır ailesi 31 Mayıs günü davetli oldukları bir düğüne gitti. Saat 19.30’da polisler düğün alanına gelerek düğüne son verilmesini ve şikâyet olduğunu söyledi. Bu sırada polisler Resül Bayır’dan karakola gelmesini istedi. Bayır ise karakola neden gelmesi gerektiğini, suçunun ne olduğunu sordu. Polisler bu sözleri üzerine küfrettikleri Bayır’ı darp etti. Bayır, Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’na ‘Darp, işkence, küfür, hakaret ve ırkçılık’ suçlamalarından suç duyurusunda bulundu ve ailesiyle birlikte karakolda-caddede nasıl bir işkenceye maruz kaldıklarını anlattı.
Gazete Duvar’dan Hacı Bişkin’in haberleştirdiği şikayet sürecinde Bayır ailesinin karakolun bahçesinde, caddede, zırhlı araçta neler yaşadıkları ayrıntılarıyla ifade edildi. Aile savcılığa yazdığı dilekçede karakolda kendilerine ‘çingene’ denilerek ırkçılığa, işkenceye ve hakaretlere maruz kaldıklarını söyledi. İşkence sonrası zırhlı araca bindirildiklerini söyleyen aile üyeleri, polislerin kendi aralarında, “Bunlar balkondan düşen aile” diye kendileriyle dalga geçtiğini de savcılıkta anlattı.
‘Bu çingeneye benim kim olduğumu öğreteceğim’
Ailenin dilekçedeki anlatımları şöyle:
“İsmini Kenan olarak bildiğim ve mahalle halkına uzun bir süredir kötü davranan polis ailemin yanında bana hakaret etti, kolumdan tuttu. Daha sonra bana ‘karakola gel’ dedi. Karakola neden gelmem gerektiğini, suçumun ne olduğunu sorduğumda sesini daha da yükseltti. Ben de olay büyümesin diye arabama atlayıp karakola gittim. Bu sırada her ne kadar gelmeyin desem de ailem de peşimden geldi. 3001 Caddesi’nde bulunan polis karakolunun bahçesine girdiğimde Kenan da bahçeye girmişti. Gözü kızarmıştı, ya da alkollüydü. Bilemiyorum… Normal davranmadığını anlamak zor değildi. Bana, ‘sen kimsin lan’ diyerek küfürler, hakaretler savurdu. ‘Bana saygı duyacaksın’ diyerek vurmaya başladı. Yüzüme gelen sert yumruklardan dolayı afalladım. Bana vururken, ‘Buranın Allah’ı benim’ diye bağırıyordu. Üstüne bana şiddet uygularken yanındaki arkadaşına, ‘Bu çingeneye benim kim olduğumu öğreteceğim’ diyordu.”
‘Balkondan düştüler’ diye alay ettiler’
Yarım saat sonra karakoldaki diğer polisler Bayır’a gidebileceğini söyledi. Ancak Bayır gidemedi… Şiddet olayının yeniden başladığını anlatan Bayır şöyle devam etti: “Kapıyı açtılar ben de 3001 Caddesi’ne çıktım. Ailem beni görünce bağırmaya başladı. Şikâyetçi olacaklarını söylediler. Aracıma yürürken polisler yine peşimden koştu. Ne olduğunu anlayamadan beni yere yatırdılar. Dövmeye devam ettiler. Oğlum, annem ve babam araya girdi. Annemi darp ettiler. Babamın kolunu kırdılar. Oğlumun kaşı patladı. Kenan diğer polislere, ‘Kaçıyorlardı diyeceksiniz. Yoksa sizin de…’ diye küfürler etmeye devam etti. Yaklaşık 2 saat karakol bahçesinde dayak yedim. Başka bir polis geldi. Bu polisin amir olduğunu düşünüyordum. Çünkü diğer polisler bu kişiye ‘amirim’ diye hitap ediyordu. Beyaz bir araca koydular. Amir olduğunu düşündüğüm kişi ‘Bunlar balkondan mı düştü?’ diye alay ediyordu. Kenan da, ‘evet amirim bu ve oğlu balkondan düştü’ diyordu. Daha sonra ‘Sizi dövdüğümüze dair bir şey yaparsınız sizi öldürürüz’ diye tehdit ettiler. ‘Biz yazacağız sen ve oğlun imzalayacaksınız. Yoksa zulümlerden zulüm beğenin’ diyorlardı. Bana ve oğluma tuttukları tutanağı dayak ve işkenceyle imzalattılar.”
Bayır, şiddet görüntülerinin kamera kayıtlarında mevcut olduğunu, karakoldan bu kayıtların istenmesini talep etti. Bayır, savcılıkta son olarak şunları söyledi: “Ben polislerce alıkonulan, işkence gören, küfür ve ırkçılığa maruz kalmış bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bana bunları yaşatanların hukuk önünde hesap vermelerini istiyorum.”
‘Çingenelerle uğraşıyoruz diye bağırıyordu’
Resül Bayır’ın oğlu Hüseyin Bayır da yaşadığı işkenceyi savcılıkta anlatarak ırkçılığa maruz kaldıklarını şu sözlerle anlattı: “Babama gözümün önünde işkence edildi. Aile boyu bizi darp ettiler. Kenan adlı polis küfür ve hakaretler savurarak, ‘Bu çingenelerle uğraşıyoruz’ diye bağırıyordu. Saatlerce işkence uyguladılar. Bu görüntüler mobese kayıtlarında da mevcuttur.”
Resül Bayır’ın babası Yaşar Bayır da işkenceye ve ırkçılığa maruz kaldıklarını savcılıkta anlattı. Bayır, işkenceci polislerin hukuk önünde hesap vermelerini istedi.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!