Cuma, 24 Temmuz 2026

Ankara’daki 10 Ekim anmasının düşündürdükleri



Zehra Çaldağ 7 yıl önce dörtlü tarafından (KESK, DİSK, TMMOB, TTB) barış mitingi çağrısıyla 10 Ekim günü Türkiye’nin dört bir tarafından binlerce devrimci-demokrat-işçi-emekçi-yurtsever Başkent Ankara’ya Gar önüne gelmişti. Yapılacak olan barış mitingi ve kitlenin güvenliği konusunda çağrıcı kurumların güvenlik önlemlerini almak akıllarına bile gelmedi. Ve bugüne kadar da özellikle DİSK’in bu sorumluluğu taşıdığını hiç hissedemedik …


Zehra Çaldağ

7 yıl önce dörtlü tarafından (KESK, DİSK, TMMOB, TTB) barış mitingi çağrısıyla 10 Ekim günü Türkiye’nin dört bir tarafından binlerce devrimci-demokrat-işçi-emekçi-yurtsever Başkent Ankara’ya Gar önüne gelmişti. Yapılacak olan barış mitingi ve kitlenin güvenliği konusunda çağrıcı kurumların güvenlik önlemlerini almak akıllarına bile gelmedi. Ve bugüne kadar da özellikle DİSK’in bu sorumluluğu taşıdığını hiç hissedemedik 7 yıl boyunca. Bugün de bu sorumluluğu taşımadığını çok net açık bir şekilde ortaya koymuştur.

“Herkes için CHP”, ‘güzel günler göreceğiz’ derken fezlekelere, teskerelere, HDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına “EVET” derken aslında o ‘güzel günler’in nasıl olacağına ilişkin yaptıkları yapacaklarının teminatıdır sözü bizlere hatırlatmaktadır.

İşçi sınıfı ve ezilen halklar ihanetçileri ve ikiyüzlüleri asla unutmayacaktır. Elbet bunlardan da hesap sorulacaktır.

7 yıldır her 10 Ekim yıldönümünde alana gelen aileler, devrimciler, demokratik kitle örgütleri alanda anma yapabilmek için devletin polisiyle kıyasıya mücadele ediyoruz. Gaza boğuluyoruz, darp ediliyoruz, gözaltına alınıyoruz, alandan kalkanlarla süpürülüyoruz. Bu sadece 10 Ekim yıldönümlerinde değil hemen hemen her eylemde, açıklamada böyle. Faşizm korkudan, baskıdan, kandan ve katliamdan beslenerek saldırıyor. Alanlara çıkanlar bu baskı, korku sindirme, saldırılarını zaten göze alanlar, dolayısıyla ne yaşayacağımızı bilerek ve buna karşı direnme kararlılığıyla o alanlara çıkıyoruz.

Direnme ve mücadele mecali olmayanlar ise imtiyazlı kimlikleriyle hiçbir sorun yaşamadan -ki yaşamayacaklarını kitlelerin buluşma noktasına gelmeyerek de- garanti altına almış da oluyorlar. Dolayısıyla aslında onlar -DİSK ve CHP-, olmaları gereken yerdeydiler.

10 Ekim-Der günler öncesinde toplanma yeri belirleyip 7. yıl anma çağrılarını yaptı. Anma çağrılarını yaparken aynı zamanda sendikaları, partileri, STK’ları tek tek ziyaret ederek anma öncesinde gelip alana girmemeleri, toplanma alanında ailelerin ve gelen kitlenin yanında olmaları konusunda konuştuklarını söyledi. Anma sonrasında dernek başkanı Mehtap Sakinci Coşgun bunları üzülerek anlattı. Fakat bürokratlar ve bürokratlaşmış sendikacılar bizleri yine şaşırtmadılar. Çünkü anma öncesinde hem CHP’li vekiller hem de DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ve çevresi alana çoktan gelip girmişlerdi.

Toplanma noktasında 10 Ekim-Der üyeleri, aileler ve 7 yıl önce Barış Mitingi’ne katılıp katledilmekten kıl payı kurtulanlar olarak bizler polisin dayatmalarına karşı mücadele ederken alana girmiş olan sözde “Herkes için CHP”li vekiller ve DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu ayrıcalıklı bir şekilde 10 Ekim alanındaydı. Polislerin sorun çıkardığı, dayatmalarda bulunduğu, kabul etmeyenlere saldırdığı ve darp ederek gözaltıların yapıldığı tarafa gelmeyi akıllarından bile geçirmemişlerdi.

İşçi sınıfına ihanet edenlerin, TİS’leri işçilerin iradesi dışında kapalı kapılar ardında gece vakti imzalayanların, taşeron şirketlerde çalışan işçilerin kadro talebini zoraki duymak zorunda kalıp göstermelik kampanya yapanların, Soylu ile 1 Mayıs öncesi bilmem ne sözleşmesi imzalayarak boy boy fotoğraf çektirenlerin, 1 Mayıs toplantılarında direnişçi işçilere 1 Mayıs kürsüsünden söz vermemek için hop oturup hop kalkanların, tüzük değişikliği kurul toplantısı yapıyoruz diyerek mücadeleci üyelerini ihraç eden DİSK’in 10 Ekim’i sahiplenmesini beklemek abesle iştigaldir.

“Herkes için CHP” sloganıyla halkı kandırabileceğini sanan sosyal demokratlar, Gezi Direnişi’nin Ankara ayağında katil polis Ahmet Şahbaz tarafından katledilen yoldaşımız Ethem Sarısülük’ü de pek sahiplenmemişlerdi. Hatta Gezi ailelerini kendi mitinglerine götürmek için her türlü imkanları ailelerin ayakları altına sermiş, mitinge götürüp propaganda amacıyla kürsüye çıkarmışlardı. Ancak son Gezi anmasında polisin saldıracağını anlayınca Ethem yoldaşın Annesi Sayfi ana ve ailenin avukatını Güvenpark’ta bırakıp kaçmışlardı. Dolayısıyla 10 Ekim’i, aileleri, kitleyi de ancak bu kadar sahiplenebilirler.

Bunları aklımızın bir köşesine çoktan yazdık.

Bizler toplanma noktasında direnişle kimlik dayatmasını bertaraf edip pankartımız ve sloganlarımızla alana doğru ilerlerken sanki alkışına ihtiyacımız varmış gibi Arzu Çerkezoğlu yüzünde kocaman gülümsemeyle alkışlıyordu yürüyüş halinde alana ilerleyen kitleyi. Ve ardından saygıdeğer bürokrat milletvekilleri pankartın arkasına geçiverdiler. Ne büyük bir lütufkarlık!

Kimsenin hakkını yememek lazım, buluşma noktasında KESK, TTB, TMMOB ailelerin ve kitlenin yanındaydılar. CHP’li vekilleri ve DİSK Genel Başkanı Çerkezoğlu’nu anladık, onlardan yanımızda olmalarını beklemek abesle iştigaldi. Ama HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar ve milletvekilleri neden buluşma noktasında değil de kitleden önce alana girmişlerdi, işte bunu anlamış değiliz.

Sonuç olarak 10 Ekim Ankara Katliamı’nın hesabını ne işçi sınıfının ihanetçileri ne de sözde “Herkes için CHP” soramaz! 10 Ekim’in hesabını ancak ve ancak işçisi sınıfı, ezilen halklar, devrimciler ve özgürlük savaşçıları sorabilir. Sadece 10 Ekim’in hesabını değil işçi sınıfına ihanet edenlerden de sosyal demokrat ihanetçilerden de hesabı işçiler, emekçiler, devrimciler, ezilen halklar hep birlikte soracaktır. Bunu da kimse aklından çıkarmasın.