Çarşamba, 29 Temmuz 2026

Hep bir yarın vardır…



Her şey söylendiğinde ve yapıldığında, tarih elveda dediğinde ya da der gibi göründüğünde, bize demektedir ki ya da en azından fısıldamaktadır ki: “Sonraya dek, biraz sonraya dek, görüşürüz.”


Bazı gazeteciler bana iyimser biri olup olmadığımı sorduğunda yanıtım samimi biçimde şu şekilde oluyor: “Bazen. Duruma bağlı.”

Her zaman iyimser olanlar bana herkesten daha gayri insani gelir.

Bence hâyâl kırıklığı bir insan hakkıdır ve bu bir şekilde bizim insan olduğumuzu kanıtlar çünkü eğer nefes almıyor olsaydık hâyâl kırıklığına da uğramazdık.

Gerçekliğin çok da cesaret verici olmadığı malûm, komşularını sıkboğaz edenleri ve yeryüzünü, suyu ve havayı imha edenleri o rezil ödüllendirme alışkanlığı da öyle. Ve nihayet gerçekliğin dönüşümündeki en heyecan verici deneyimler yarı yolda kalma, defolma ya da kaybolma ve sıklıkla kötü bitme eğiliminde.

Bunlar aşikâr ancak ben şunun sorulması gerektiğini söylüyorum: Bu sevimli kolektif deneyimler kötü bittiğinde gerçekten sona mı varmış oluruz? Yapılacak bir şey kalmıyor mu, bu işleri bırakmalı ve dünyayı nasılsa öyle mi kabul etmeliyiz? Bundan birkaç yıl önce “tarihin sonu tezi” pek moda hale gelmişti. Bunu yutacağımıza, sağduyu bize güçlü bir sadelikle tarihin yeni bir sabaha uyanmış olduğunu gösterdi.

Yaşamak meselesinin en iyi yanı yaşamın sürprizler yapma yeteneğidir. Arap ülkelerinin şu anda yaşamakta oldukları özgürlük kasırgasını yaşayabileceklerine kim inanırdı? Genç bir oğlan çocuğunun meydanda gündüzler ve geceler boyu bekleyerek “artık hiç kimse bize yalan söylemeyecek” demesine kim inanırdı?

Her şey söylendiğinde ve yapıldığında, tarih elveda dediğinde ya da der gibi göründüğünde, bize demektedir ki ya da en azından fısıldamaktadır ki: “Sonraya dek, biraz sonraya dek, görüşürüz.”

[Uruguaylı yazar Eduardo Galeano’nun Mexico City’de aldığı Onur Diploması töreninde yaptığı konuşma metni, Çeviri: Soner Torlak, 2011]