Zehra Çaldağ
On altı kadın bu yola çıkarken aynı zamanda erkek egemen zihniyetin toplumda yüzyıllar boyunca yarattığı ve kadına biçtiği misyona karşı da mücadele olduğunu gösterdiler.
Günümüz koşullarında her gün her saat her yerde tecavüz, saldırı, cinayet, psikolojik baskı, sözle, gözle taciz eksik değil. Üstelik bütün bu ahlâki çürümüşlüğe bulananların cezasızlık politikalarıyla ödüllendirildiği koşullarda direniş yolunu kadın kimliğiyle Ankara’ya çevirmek öyle kolay değil.
“Yola çıkarken içinde bulunduğumuz koşularda tek adam rejimine karşı birleştiği basınıyla medyasıyla yandaş sendikal bürokrasisiyle ‘her şey güzel olacak’ sloganının etrafında CHP’lileştiği koşullarda verilen sözler tutulmadı. Biz hakkımız olanı istiyoruz ve vazgeçmiyoruz!” diyerek sistemin bütün aygıtlarını da ana muhalefetini de karşılarına alarak İzmir’den Çiğli Belediyesi önünden Ankara’ya CHP Genel Merkez önüne 10 gün süren zorlu yürüyüşü ılgıt ılgıt, bütün zorluklarına, handikaplarına ve manipülatifliklere karşı kararlılıkla gerçekleştirmek olağanüstü bir cesaret, kararlılık, birbirine kenetlenme ve sınıfsal bilinçle mümkün olabilirdi. Onlar bunu başardılar.
On altı kadın direnişçi olarak Ankara’ya yürüme kararı alırken sistemin kadını eve kapatma ve kutsal aile politikasına karşı da bir bayraktır açtıkları…
Çünkü ekonomik özgürlüğün kadın yaşamında ne kadar önemli olduğunu şöyle ifade ediyor direnişçiler: “Biz çalışmayı, üretmeyi, bir arada olmayı seviyoruz. Bizi işten attıklarında öncelikle bizim çalışma, üretme ve bir arada olma özgürlüğümüzü elimizden aldılar. Susun, gidin evinizde oturun, kocanızın eline bakın, ihtiyaçlarınızı karşılamak için kocandan, babandan, erkek kardeşinden vs. para istemek zorunda bırakılarak bizim ve bizim şahsımızda çalışan ev emekçisi tüm kadınlara mesaj verdiler. Bu mesaj, kendimize olan saygımızı ve özgüvenimizi, kadın ve insan olarak onurumuzu kırmaya yönelikti. Tabii burada başka bir şey daha yapmak istediler; bizi işten çıkararak maddi özgürlüğü ve özgüveni olmayan insan sosyalleşebilir mi? Sosyalleşemez, ama biz bunları kabul etmedik, etmeyeceğiz!” Bu kadınların gözlerinde, yüzlerinde ne yaptığını bilen insanların huzurunu, kararlılığın verdiği mutluluğu çok net görebilirsiniz.
Kadın direnişçilerin şu ifadelerine dikkatleri çekmek isteriz: “Çünkü iş, bizim için yalnızca maaş bordrosundaki bir kalem değil; bir kadının ayakta kalma mücadelesinin, çocuklarının geleceğini, yaşamakta ısrar etmesinin adıdır.”
Sözümüz var birbirimize diyerek asıl olarak ezilen, hor görülen, ötekileştirilen, yok sayılan emekçi kadınlara, işçi sınıfın her bölüğüne, gerçekten emekten, işçiden, insanca eşit yaşamdan yana olan her kesime sesleniyorlar. ‘Bizi duyun, görün, bizimle dayanışın’ diyorlar.
Kadın ve sınıf mücadelesi iç içedir. Ayrılmaz olduğunu Çiğli Belediye direnişçileri bir kez daha kanıtlıyor.
Nasıl mı?
- Evini geçindirmeye çalışan kadın
- Şiddete, tacize, tecavüze sessiz kalmayan kadın
- İşten atılan kadın
- Kutsal aileye köle edilmeye çalışılan kadın
- İşini geri isteyen kadın
- Ekonomik özgürlüğünden vazgeçmeyen kadın
- Hem kadın hem insan olarak onuruna sahip çıkan kadın…
Buradan baktığımızda bu mücadele sadece bir kadın mücadelesi olarak tarif edilemez. Bu mücadele tam da sınıf mücadelesinin kadın mücadelesiyle bütünleştiği bir noktada durmaktadır. O nedenledir ki bu mücadeleyi particilik oynamadan patronlara, sermayeye karşı verilen bir mücadele olarak örebilmek çok önemli bir yerde durmaktadır.
Çünkü düzen partileri ezilen halkların, kadınların, işçilerin, emekçilerin ancak duygularını, oylarını kullanırlar.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!