Karşıyaka Belediyesi döneminde işçi ücretlerini geç ya da parça parça yatıran (ki o zaman şimdiki “merkezi iktidar bütçe kısıtlıyor, SGK borçları zorluyor” bahanesi yoktu!), buna itiraz ederek direnişe geçen işçilere hakaret eden, İzmir’de Mavişehir’i Cengiz Holding’e altın tepsiyle sunup sahili ranta açmasıyla tanıdığımız İzmir Büyükşehir Belediyesi (İzBB) Başkanı Cemil Tugay şimdi Türk-İş’e bağlı Belediye-İş Sendikası’nın örgütlü olduğu belediye iştiraklerinden İZDOĞA ve İZULAŞ’tan bin 30 işçiyi atacağını ilan ediyor. Gerekçe “bütçe kısıtları, SGK borçları, halkın haklarını düşünmek zorunda olduğu. Belediye-İş’e gönderdikleri yazıda da bu gerekçe 4857 sayılı İş Kanununun “Toplu işçi çıkarma” başlıklı “işveren; ekonomik, teknolojik, yapısal ve benzeri işletme, işyeri veya işin gerekleri sonucu” şeklinde özetlenmişti.
Belediyelerdeki ahbap çavuşluklar, sendikaların patron konumundaki belediye yönetimleriyle olan organik ilişkileri, oya tahvil edilen işçi alımları, hemşerilik bağları vs. ezelden beri bilinen gerçekler. Bu hemen tüm belediyelerde böyledir! O yüzden de ne sağlıklı bir asgari sendikal düzen ve ilişkiler kurulur ne de halkın esas ihtiyaçları için gerekli bütçeler ayrılır. Sermayeye paralar akıtılırken ulaşıma zam yapılır, su ve enerji astronomik oranlarda arttırılır ve sıra “istihdam fazlası” denilerek işçilere gelir!
Özellikle büyükşehir belediyeleri, Türkiye’nin en büyük şirketlerinin bütçeleriyle yarışan dev şirketler niteliği kazanmıştır. İzmir de böyle bütçesi olan ve rant-talan-siyasi yatırım işlerine değil de halkın ihtiyaçlarına göre planlanan bir bütçe projeksiyonuna sahip olsa daha geniş bir işçi istihdamı ve daha sağlıklı-temiz hizmet verebilecek olanaklara sahip. Ancak işler öyle gitmiyor. Küçük sıkışma anlarında tüm patronlar gibi bordodan ilk atılan işçiler oluyor. “Yapısal değişiklik” denilerek ya az işçiyle çok iş yapmak ya örgütlü işçiler yerine örgütsüz-güvencesiz işçi alımının önünü açmak ya da mevcut örgütlülükleri dağıtmak geliyor akla. İzBB de şimdi bunu yapıyor.
Zemini de Genel-İş üyesi 23 bin işçinin “eşit işe eşit ücret” talebiyle başlayıp adeta linç edildikleri grev döneminde atıldı.
Şimdi bu zemini tepe tepe kullanıyor Cemil Tugay. Topun ağzına ilk olarak Belediye-İş’te örgütlü işçileri koydu. Maksadı işçilerin toplu sözleşmeden doğan haklarını budayıp kuşa çevirmek dolayısıyla örgütlenme ve grev hakkını işlevsiz kılmak. Bu kıyımı da mealen halden anlamayan yani Tugay’ın işçi düşmanlığına doğrudan ortak olmayan Belediye-İş’e yükleyerek sendika bürokrasisi üzerinde baskı oluşturmak. Tugay son yaptığı konuşmalarda bu niyetlerini açıkça beyan etti.
Belediye-İş’te örgütlü işçilerin seçim arifesinde yaptıkları sözleşmeyle ücretlerin çok yüksek hale geldiğini iddia edip Genel-İş’li işçilerin de bu nedenle greve gittiklerini belirtti. Bu ücretleri karşılayacak bütçe olmadığından dem vurup Belediye-İş’i ücretlerin düşürülmesi ya da işçi kıyımı seçeneklerinden birini tercih etmesi gerektiğini ifade etti. Belli ki onca ağlamalarına rağmen yeni işçi alımı yapacak. Onu da işçi alımlarında bir “halk komitesi”ni yetkilendireceğini açıklayarak ilan etti. Tanımladığı halk komitesi ise şirket eskilerinin toplanıp “insan kaynakları” gibi çalışacağı teknokrat bir kurul! Bu kurulun alacağı işçilerin Tuğrul’un kıstaslarına, siyasi tercihlerine uygun olacağını kestirmekse güç değil.
İzmir halkının belli kesimlerinde yaratılan işçi düşmanlığını kullanarak “halk bunu istiyor” savunmasıyla sendika yöneticilerine yakın oldukları tespit edilen işçileri de işten çıkaracağını vurguladı.
Tugay son yaptığı açıklamada “Bugün 1030 civarında çalışanla yollarımız ayırmak için resmi prosedürü hayata geçirmeye başlıyoruz. Eğer Belediye İş Sendikası, belediye ve halkı düşünmeden kendi ekmeklerini kazandığı bu kurumu düşünmeden ısrarla anlayışsız noktada olursa bundan sonra işten çıkarılacak arkadaşlarımızın sorumlusu sendikadır. Biz değiliz sendika belli çalışanların yüksek maaş almasına devam ettirmek için bir grup çalışanı feda ettiriyor” diyen Tugay’ın işçi, örgütlenme ve toplu sözleşme haklarına düşman açıklamaları özetle şöyle:
“Şu anda 34 bin 218 toplam çalışana sahip. Çalışan arkadaşlarımızı yaklaşık 28 bini işçi, yaklaşık 6 bini memur. Ne zaman personel maliyetinden bahsetsek bize başka illerden bahseden arkadaşlarımız var. Göreve geldiğimden beri tüm yönetim kadrosu ile birlikte yoğun çaba gösterdiğimiz konu tasarruf konusu. Gereksiz ve lüks harcamalarla ilgili uzun zamandır sıkı tedbirler aldık. Özellikle Ocak başından beri vergi ve SGK kesintilerinden beri hakikatten temel hizmetleri ve sosyal yardımları kısmayarak diğer her türlü şeyden tasarruf ederek çalışmaya devam diyoruz. Bu bir eleştiri konusu olabilir ancak; Temmuz ayında hazineden ve iller bankasından gelen gelirimiz 3 milyar 800 milyonluk bir kalemdi. Temmuz ayında ödeyeceğimiz maaşlar 3,5 milyar TL. 850 milyonu da memurlara ve kadrolu işçilere verilecek. Bütçe en çıplak hali ile bu.
Halka hizmet ediyorlarmış!
Sendika ile olan anlaşmazlık döneminde ‘birbirimiz ile çekişme halindeyiz, bu işin kazanını-kaybedeni var’ gibi tartışmalar var. Bazı insanlar bana kazandığımı söylediler ancak ben böyle görmüyorum. Hepimiz aynı taraftayız . Hepimiz halka hizmet etmeye çalışan kamu tarafıyız. Sendikalar da kendi görevlerini yapmaya çalıştılar. Çalışanların haklarını kendi gördükleri pencereden savunmaya çalıştılar. Yapılan bazı yorumlar gerçekten beni üzdü. Çalışanlarımızın haklarını ellerinden almak için yola çıkmış bir belediye başkanı değilim. Onların haklarına sonsuz saygım var. Bu anlaşmazlık döneminin bir kamu çalışanı düşmanlığına dönüşmesini kesinlikle kabul etmiyorum. Hepimizin arkadaşlarımızın çalışmasına ihtiyacımız var.
Bizim iki ayrı sendikamız var farklı şirketlerimizde. Geçen dönem anlaşamadığımız neden talep edilen ücretlerin düşük olması değil. Belediye İş ile seçimden 5 gün önce benden önceki başkan tarafından yapılmış olan günün gerçeklerinin çok üstünde artışları öngören sözleşme oldu. Oradaki artışı biz de istiyoruz dediler. Söylemlerinde yaygın olarak eşit işe eşit ücret söylemi vardı. Bunun nedeni diğer sendikaya bağlı olan çalışanların yüksek ücret almasıydı. Biz 6 aydır sürecin bu noktaya gitmemesi için yoğun çaba gösterdik. Genel İş Sendikası yöneticilerine bu rakama imza atamayacağımızı atarsak yükün altından kalkamayacağımızı anlatmaya çalıştık. Bu esnada sendika temsilcilerini hem İzmir şube yöneticileri hem de genel başkanına ayrı ayrı gittik. Bahsedilen artışların belediye bütçesini aşırı zorladığını hem de diğer sendika temsilcileri bunu istediği için bizi anlaşmazlığa götürüyor dedik. Siz bu durumu anlamak zorundasınız dedik. Ancak ne İzmir şube yöneticileri ne genel başkanlarından olumlu cevap alamadık. Hukuk yolu ile hakkımız aradık dava devam ediyor.
1030 işçi işten çıkarılacak
Bizden önce imzalanmış olan artışın günün şartlarına uygun olmadığını ve güncellenmesi gerektiğini söyleyerek dava açtık. Ancak bu tür konularda mahkemeler müdahil olmuyor. Bu nedenle beklediğimiz sonucu alacağımızı umuyorum. Bu durumu düzeltmezseniz üyeniz olan bazı çalışanlarla yolumuzu ayırmak zorunda kalacağız dedik sendika temsilcilerine. Şu ana kadar olumlu dönüş yapan olmadı. İlgili iş yasasından aldığımız mevzuat hakkı ile yasal hakkımızı kullandık. 1 ay öncesinden bildirimde bulunduk, şirket yönetim kurulları kararlar aldı. Bugün 1030 civarında çalışanla yollarımız ayırmak için resmi prosedürü hayata geçirmeye başlıyoruz.
“İşten çıkarılacak arkadaşlarımızın sorumlusu sendikadır”
Eğer Belediye İş Sendikası, belediye ve halkı düşünmeden kendi ekmeklerini kazandığı bu kurumu düşünmeden ısrarla anlayışsız noktada olursa bundan sonra işten çıkarılacak arkadaşlarımızın sorumlusu sendikadır. Biz değiliz. Sendika belli çalışanların yüksek maaş almasını devam ettirmek için bir grup çalışanı feda ettiriyor. Arkadaşlar işlerine devam etsin istiyorlarsa anormal ücret artışını durdurmaları ve sorumlu tutum içine girmeleri gerekiyor. Bunu yapmazlarsa onların yüzünden bazı çalışanlarımız işlerini kaybetmek zorunda kalacaklar. Çaresiz kaldığımız için bazı çalışanlarımızın işine son vermek zorunda kalacağız.
“Sendika sorumluluğu almak zorunda”
Belediye İş’e bağlı kurumlarda düşük maaşlar şu an 80 bin TL civarında. Eylül ayından itibaren 130 binli rakamlara erişecek. İşveren maliyeti şu an 140 bin iken zamdan sora 185 bin civarı rakamlara gelecek. Bunu kurum olarak kaldırabilmemiz mümkün değil. Ben ve arkadaşlarımız büyük üzüntüler yaşayarak bu süreci yaşıyoruz. Ancak sendika sorumluluğu almak zorunda.
Dün Belediye İş Sendikası başkanı ‘önce bankamatikleri işten çıkarsın’ demiş. Benim bildiğim belediyede bankamatik yok. Benim bilmediğim biri varsa belirtsin hemen bugün çıkarayım. Böyle anlamsız iftira, nitelikli suçlama olmaz. Böyle sorumluluktan kurtulamazlar. Diğer işçi arkadaşları mağdur ederek Türkiye’de alınmayan maaşları alıp kimseyi mağdur edemezler. Seçimden 5 gün önce yapılmış sorumsuzluğun sonucudur.
“Halk komitesi kuracağız”
Belediye başkanı bundan sonra kimsenin alımına karışmayacak. Bölümün sorumlusu olan arkadaşlarımız ve onlara eşlik edecek komisyonun değerlendirmesi ile alınacak. Arka planda bu süreci denetleyecek bir halk komitesi kuracağım. Kamuda deneyimi olan, insan kaynakları deneyimi olan bir havuz oluşturacağız ve halkımıza ilan edeceğiz. Orada tamamen kura ile seçeceğimiz bir kurul İzBB’nin istihdam kurulunu verdiği kararı denetleyecek ve bana raporlayacak. Herhangi bir yerde yanlış görüldüğünde ben müdahale edeceğim. Bundan sonra böyle bir dönemi başlatıyoruz. Bunun örnek olmasını diliyorum. Başka türlü bu yanlışlardan kurtulamayacağız. Bundan sonra yapılan her harcama halk ile paylaşılacak.
“Sendika yöneticilerinin yakınlarının tamamı işten çıkarılacak”
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde çalışan özellikle geçen dönemde işe alınmış olan sendika yöneticilerinin yakınlarını tamamını işten çıkaracağız. Hiçbiri belediyede çalışmayacak. Halkımız bunu benden istiyor.”
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!