Çarşamba, 26 Ağustos 2026

Deniz Göktaş’ı Tutuklayarak Mizahın Kırbacından Kurtulamayacaksınız 



Deniz Göktaş’ın tutuklanması hukuki tartışmaların çok ötesinde, iktidar cenahının mizaha karşı sınır tanımaz tahammülsüzlüğünü gözler önüne seren bir karardır


Komedyen Deniz Göktaş’ın “Ölü Deniz” adlı stand-up gösterisinin ardından başlatılan soruşturma, sanatçının ülkeye dönüşünde gözaltına alınmasıyla yeni bir boyut kazandı. 2 Temmuz’da İstanbul Havalimanı’nda gözaltına alınan Göktaş, Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde savcılık ifadesi verdikten sonra “Erdoğan’a hakaret” ve “dini değerleri aşağılama” suçlamalarıyla tutuklama talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edildi ve hakimlik bu talebi kabul ederek tutuklanmasına karar verdi.

Gösteriden suçlamaya konu olan bölümler

Savcılık ifadesinde Göktaş’a gösterisindeki pek çok espri tek tek okunarak ne kastettiği soruldu. Sorulan bölümler arasında “canlı bomba”, “oruç tutan canlı bomba”, “dördüncü kitap”, “domuz da yemeyiversinler”, “diktatör”, “kır kabuklarını Tayyip ya”, “Recep Tayyip Erdoğan’ın terapisti olsam”, “FETÖ projesi”, “haşema ve dalgıçlar” ile “Tanrı’nın olmayabileceği” başlıkları yer aldı.

Göktaş savunmasında, sözlerinin hakaret ya da aşağılama kastıyla değil mizah, kelime oyunu, ironi ve toplumsal önyargıları görünür kılma amacıyla söylendiğini belirtti.

Göktaş’ın savunmasından satırbaşları

“Canlı bomba” esprisi için Göktaş, psikoloji mezunu olarak toplumun korkularına mizahi yaklaştığını, oruç tutan canlı bomba ayrımını ise kelime oyunu amaçlı yaptığını, uzun süre aç ve susuz kalan kişilerin daha gergin olabileceği düşüncesiyle bu şakayı yaptığını söyledi.

“Diktatör” ifadesiyle ilgili olarak Göktaş, bu kelimenin siyasal bir tespit olduğunu, kamuoyunda sıkça tartışılan bir konu olduğunu ve hakaret kastı bulunmadığını vurguladı.

Cumhurbaşkanı’nın terapisti olma fikrinin ise psikoloji mezunu olması ve Cumhurbaşkanı’nın stresli görevini düşünerek yaptığı mizahi bir paylaşım olduğunu ifade etti.

“Dördüncü kitap” esprisinde Göktaş, kastının Kuran-ı Kerim’e yönelik bir aşağılama olmadığını, uzun saçlı döneminde insanların önyargılarıyla ilgili bir şaka yaptığını, “dördüncü kitap” ile Kuran-ı Kerim’i kastettiğini ancak bunun meal tartışmalarıyla ilgili bir gönderme olduğunu, aşağılama amacı gütmediğini söyledi.

“Domuz da yemeyiversinler” kısmı için Göktaş, bu şakayı 100 bin kişiye yaptığını, şu ana kadar incinen birisini görmediğini belirtti.

Adliye önünde destek ve protesto

Göktaş’ın adliyeye getirildiği sırada siyasi partiler, sendikalar ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile çok sayıda insan adliye önünde toplanarak destek açıklamaları yaptı. “Deniz Göktaş yalnız değildir” sloganları yükseldi.

Bu sırada mutlak butlan kararıyla CHP’nin başına geçirilen Kemal Kılıçdaroğlu ve yönetimi adliyede protesto edildi “dışarı” tezahüratları yapıldı.

Mizah iktidarınızı yargılamaya devam edecek

Deniz Göktaş’ın tutuklanması hukuki tartışmaların çok ötesinde, iktidar cenahının mizaha karşı sınır tanımaz tahammülsüzlüğünü gözler önüne seren bir karardır. Savcılık makamının herbir espriyi tek tek irdeleyerek “ne kastettin?” sorusunu yöneltmesi bile, bu zihniyetin mizahı bir tehdit olarak algıladığını göstermektedir. Göktaş’ın cevaplarında açıkça ifade ettiği gibi, esprilerin tamamı kelime oyunu, ironi ve toplumsal önyargıları eleştirme amacı taşımaktadır. Ancak mahkeme, bu bağlamı görmezden gelerek sanatçıyı “dini değerleri aşağılama” ve “Cumhurbaşkanı’na hakaret” gibi muğlak ve geniş yorumlanabilir maddelerle cezalandırma yolunu seçmiştir.

Göktaş’ın “Diktatör siyasal bir tespittir” savunması ve “dördüncü kitap” esprisini meal tartışmalarına gönderme olarak açıklaması, aleyhindeki iddiaların ne kadar temelsiz olduğunu ortaya koyarken, tutuklama toplumsal muhalefet dinamiklerine dönük bir güç gösterisidir. Dünyanın pek çok ülkesinde stand-up sahnesinde rahatlıkla dile getirilebilecek bu espriler, burada “suç unsuru” sayılmıştır. Hele ki gösterisini 100 bin kişiye yapan ve bu süreçte hiçbir şikâyetle karşılaşmayan bir komedyenin, ülkeye döner dönmez havaalanında gözaltına alınıp tutuklanması yıkılan korku duvarlarının yenilenmesine dönük bir hamledir. 

Bu karar, sanatçıyı susturmanın ötesinde topluma gönderilen açık bir mesajdır: “Eleştiri, ironi ve mizah yoluyla da olsa iktidarı hedef alamazsınız, sınırları biz belirleriz.” Mizah vazgeçilmez bir özgürlük alanıdır ve iktidarı sorgulayan en etkili araçlardan biridir. Deniz’i tutuklayarak mizahın iktidarınızı yargılamasından kurtulamayacaksınız!