Eylül Gökçin
Halil İbrahim Yağız 17 yaşındaydı. MESEM kapsamında Antep’in Şehitkamil ilçesindeki iş güvenliği önlemlerinin alınmadığı filesiz şantiyede baretsiz halde çalıştırılırken, ilk iş gününün ilk saatlerinde tel alması için gönderildiği altıncı kattan düşerek yaşamını yitirdi. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’nin 2026 verilerine göre yaşamını yitiren 71 çocuk işçiden biriydi.
Ağabeyi Eyüp Yavuz’un anlatımına göre Halil ailesinin tüm itirazlarına rağmen “Elinin iş tutması” hevesiyle bu sene MESEM’e kaydolmuştu, tesisat bölümündeydi. Eyüp Yağız Evrensel’e verdiği röportajda kardeşinin çalışmasını değil okumasını istediğini söyleyerek şunları dile getiriyordu:
“Çocuktan işçi olmaz!”
Yazın kardeşimin canı sıkılınca ‘al yanına’ dedi, ona bile kıyamadım. İşimiz ağır olduğu için ‘İboş çalışmasın okusun, yeter ki okusun” dedim. Dersleri de iyiydi, bu sene onur belgesiyle, takdir belgesi getirdi. Daha çocuk… Bana gelip deseydi ‘Ben inşaata gideceğim’ ben o kapıdan onu göndermezdim. Ama bana tesisatçılık dedi. Benim bildiğim sucular tamirata gider, dükkanda oturur. Nereden bileyim ben koca inşaata gidecek, ustası altıncı kata gönderecek, düşecek?
Ağabey Eyüp Yavuz’un bu sözleri “Çocuktan işçi olmaz!” isyanının bir kez daha dile gelişi.
Halil’i ölüme götüren süreç ve sonrasında yaşananlar ise hem MESEM cehennemini hem de tüm işçi cinayetlerinden sonra yaşanan süreçleri anlatması bakımından oldukça önemli. Halil 08:30’da yaşamını yitiriyor. Ancak babası Mehmet Yağız saatler sonra 11:30’da aranıyor. Mehmet Yağız’a sadece Halil’in düştüğü ve hastaneye götürüldüğü söyleniyor. Ancak o sırada ne Halil hayatta ne de hastaneye götürülüyor. Üstelik Halil’in yaşadığını düşünen ailesinin telefonlarına ustası hiçbir yanıt vermiyor. Aile hastane hastane “kolu kırılmıştır, ayağı kırılmıştır” umuduyla Halil’i arıyor. 08:30’da yaşamını yitiren oğullarını yine kendi çabalarıyla 13:30’da adli tıpta buluyorlar. Geride kocaman kocaman harflerle akıllarda şu soru kalıyor: “Halil Neden Öldü?”
Sorunun yanıtı oldukça berrak aslında; bu sömürü düzeni sermayeye bedava işçi, işçi başına prim ve katlanan kâr olarak dönerken yoksul emekçi çocuklarına iş cinayeti ve ölüm olarak dönüyor. Çocuklarımız bir avuç sermayedarın servetine servet katması için 14 yaşında, 15 yaşında, 17 yaşında sermayeye kurban ediliyor.
Bütçe: Patronlar için 285.8 milyar, 4 milyon çocuk işçiye “sıfır lira”
Sermayenin bakanlığı olan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın bütçe tartışmaları Halil’in neden öldüğünü açıkça ortaya koyuyor. İki gün önce TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülen bakanlık bütçe teklifinde 2027 yılı itibariyle “İşveren prim teşviki” kapsamında ulaşılması hedeflenen kişi sayısı 12 milyon. Bu şu anlama geliyor, 12 milyon işçinin çalıştığı fabrika patronları işçi başına prim teşviki alacak. Teşvik alacak patron sayısı ise 174 bin 594.
Bütçe görüşmelerindeki asıl çarpıcı noktalardan biri ise çocuklarla ilgili kalem. Resmi verilere göre, alan araştırması yapan bağımsız kuruluşlara göre 4 milyonun üzerinde çocuk işçi olmasına karşın, adına Çalışma ve Sosyal Güvenlik denilen bakanlığın 2027’de ulaşmayı hedeflediği çocuk sayısı yalnızca 32 bin. Çocukların korunması ve güvenliği için bakanlığın ayırdığı kaynak nedir derseniz? Yanıt oldukça çarpıcı “sıfır lira”. Oysa Milli Eğitim Bakanlığı’nın bütçesinde MESEM’ler için patronlar için ayrılmak istenen kaynak 285.8 milyar.
Bakanlık bütçesiyle çocuk işçiliği tablosunu karşılaştırdığımızda ise “Halil Neden Öldü?” sorusunun yanıta dahi ihtiyacı olmadığı net bir şekilde anlaşılıyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’in en son 2024 yılında yayınladığı ve hâlâ güncellenmeyen verilere göre: Kayıtlı çocuk işçi sayısı 1 milyon 373 bin. Bu çocukların 869 binini 15-17 yaş arası çalışanlar, 503 bin 962’sini MESEM kapsamında çalıştırılanlar oluşturuyor. Çocuk işçilikle ilgili çalışma yapan bağımsız kuruluşlar ve akademisyenlere göre ise kayıt dışı çalıştırılanlarla birlikte bu sayı 4 milyonu geçiyor. 15-17 yaş aralığındaki yaklaşık her dört çocuktan biri çalıştırılıyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın bütçesinde çocukların gelişiminin sağlanması ve korunması için sıfır kaynak ayrılırken, bütçe patronlara verilen destekten geçilmiyor.
SAMER’in bulguları
Yine çocuk işçiliği ve MESEM’ler konusunda sosyal medya tartışmalarını inceleyerek veriler oluşturan Saha Araştırmaları Merkezi (SAMER)’nin “X Paylaşımlarında Çocuk İşçiliği ve MESEM” başlıklı raporu da bize Halil’in, Halillerin neden öldüğü konusunda oldukça çarpıcı veriler sunuyor.
SAMER’in araştırmasında 11 Şubat 2025 ile 26 Ekim 2026 arasındaki X’te yayımlanan 1.446 paylaşım inceleniyor. Araştırmada öne çıkan başlıklardan biri de çocukların çalışmasının ne ölçüde özgür bir tercih olduğu. Raporda X kullanıcılarının ağırlıklı olarak ailelerin ekonomik koşulları nedeniyle çocuk yaşta çalışmak zorunda kaldıklarını söyledikleri belirtiliyor. Çocukken çalıştığını belirten bir kullanıcı deneyimini şöyle aktarıyor: “Meslek ediniyorsun ama edinirken öyle bir eziliyorsun ki çocukluğun gençliğin her şeyin elinden gidiyor.” Rapor, “çocuk çalışmak istiyor” söyleminin hangi ekonomik koşullar altında ortaya çıktığının sorgulanması gerektiğini vurguluyor.
SAMER’in incelediği paylaşımlarda çocukların işyerlerinde karşılaştığı şiddet de önemli bir yer tutuyor. Rapora göre kullanıcı anlatıları sadece fiziksel şiddeti değil aşağılama, küfür, korku, itiraz edememe ve yaşananları aileye anlatamama gibi deneyimler içeriyor.
Örneğin çocuk yaşta bir atölyede çalıştığını dile getiren bir kullanıcı kalfasının kendisine elektrik verdiğini ve utandığı için bunu ailesine aktaramadığını ifade ediyor.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’nin verileri de SAMER’in araştırmasındaki bu kullanıcı deneyimini doğrular nitelikte. İSİG Meclisi’nin belirttiğine göre Niğde’de bir berber dükkanın da çalışan Yusuf Eymen ve bir başka çırak arkadaşı patronları tarafından tuvalete kilitlenerek demir sopa ve süpürge sapıyla dövülüyor. Yine MESEM kapsamında Aksaray Yeni Sanayi Sitesi’nde oto tamirhanesinde çalışan 16 yaşındaki Eyüp Efe ve Veyis Eren ile 17 yaşındaki Onur, patronları tarafından av tüfeğiyle vurularak yaralanıyor.
SAMER’in raporuna göre MESEM tartışmasının temel ayrımını çocukların öncelikli olarak “işçi” mi yoksa “öğrenci” mi oldukları noktası oluşturuyor. Rapora göre bir programın “eğitim” olarak adlandırılması, tek başına çocuğa eğitim ve korunma hakkının sağlandığını göstermiyor. Rapordaki değerlendirmede çocuğun resmi statüsünün yanı sıra gerçekte hangi işi yaptığına, ne kadar süre çalıştığına ve hangi koşullarda eğitim gördüğüne bakılması gerektiği ortaya konuluyor.
Yine raporda çocukların korunmasının aile, usta ya da patronların “iyiniyetine” bırakılamayacağına vurgu yapılıyor. Çocukların şikayetlerini iletebilecekleri, yardım isteyip yaşadıkları ihlallerin sonuçlarını takip edebilecekleri açık ve hesap verilebilir bir mekanizmanın oluşturulması gerektiği belirtiliyor.
Dolayısıyla Halil’in ölümü ve tüm çocuk işçi cinayetleri topluma kaza, kader, fıtrat olarak lanse edilse de MESEM’ler ve çocuk işçiliği bizzat sermaye ve devlet ortaklığıyla ucuz, uysal emek ihtiyacının çocuk bedeni üzerinden karşılanması anlamına geliyor. Bu da “Halil Neden Öldü?” sorusunun yanıtı olarak karşımızda duruyor.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!