Bir kez daha altın varaklı kayyımlar dönemi!



İktidar blokunu oluşturan gerici ittifak debelendiği sayısız kriz dinamiği içinden sıyrılmanın yolu olarak bir kez daha Kürt halkına saldırma yoluna gitti, Diyarbakır, Van, Merdin büyük şehir belediyelerine polis ablukası altına kayyımlar atandı!


Çeşitli toplumsal kesimler ve siyasi temsilcileri yeni bir “çözüm süreci” beklerken, Abdullah Öcalan’la yeniden başlatılan aile-avukat görüşmelerinden “çözüm için masanın yeniden kurulması” çağrıları yapılırken; şimdilik Rojava’ya askeri işkal harekâtı başlatamayan AKP’li devlet, bu sabah başka bir harekat başlatarak “çözüm mözüm yok” mesajı verdi.

Sabah saat 06:00’da Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin kapıları kırılarak baskın düzenlendi, Soylu’nun başında bulunduğu İçişleri Bakanlığı sosyal medya hesabından bol fotoğraflı paylaşımlar yaparak bu baskınları, görevden alma ve kayyım atama siyasetini meşrulaştırmaya çalıştı. Belediye başkanlarının katıldıkları cenazeler, yaptıkları çeşitli icraatlar fotoğraflanarak “terör örgütü bağlantısına” deliline bağlandı (!), bu üç ilde yapılan ev baskınlarında 418 kişinin gözaltına alındığı ve gözaltıların devam edeceği duyuruldu.

Polis ablukasına alınan belediye binalarına kayyım olarak atanan valiler teşrif etti! Önceki kayyımlar gibi onlar da “şeffaflık, hizmet” açıklamaları yaparak önümüzdeki günlerde hangi krallara has altın varaklı odalar yaptıracaklarını, kaç kilo baklava yiyeceklerini, taciz ve tecavüzcüleri nasıl görevlendireceklerini anımsattı!

Sahnelenen oyunun hedefleri açık!

Kürt halkının tarifi imkansız bedeller pahasına elde ettiği toplumsal kazanımları faşizmin demir pençesiyle bir kez daha dağıtılmaya, ürettiği toplumsal irade bir kez daha zor yöntemleriyle çözülmeye çalışılıyor. Bir kez daha “makbul Kürt” olmanın sınırları hatırlatılıyor! Önceki kayyımlardan, baskı ve saldırılardan sonra bu çizgiye gelmediğini yapılan seçimlerde ortaya koyduğu iradeyle gösteren Kürt emekçilerine bir kez daha had bildiriliyor!

23 Haziran seçimlerinde ortaya çıkan siyasi ve toplumsal krizin faturası her zaman olduğu gibi ilk olarak Kürt halkına çıkarılıyor.

İçerdeki çözülmenin durdurulması için o alışılmış ama kifayetsiz kalacağı da kanıtlanmış politikalar yeniden sahneleniyor!

İşçi ve emekçilerin ekonomik krizle biriken tepki ve öfkelerini bir kez daha kışkırtılacak şovenizm zehriyle yatıştırma yoluna gidiliyor. Bunun için eldeki ilk kart, o yayılmacı ve Kürt düşmanı politikalarla Rojava’ya dönük askeri bir işgal harekatıydı. Gerek seçimlerde ortaya çıkan toplumsal çözülme gerekse krizin büyüttüğü patlama dinamikleri militarist politikalarla massedilmeye çalışılacaktı. İşgalse bunun artısı olacaktı. Fakat gerek uluslararası gerekse bölgesel güç ilişkileri ve karmaşık denklem şimdilik bunu durdurdu. İktidarı oluşturan gerici blok içindeki çatlakların betonlanması ve Kürt halkının seçimlerde ortaya koyduğu iradenin cezalandırılarak bir kez daha “makbul çizgiye” gelmeye zorlanması için elde bekletilen kayyım, gözaltı, soruşturma kartı şimdi masaya sürüldü!

Fakat tarih de defalarca gösterdi ki ne kayyımlar ne gözaltı ve tutuklamalar ne de Kürt halkına dönük her türlü hayasız saldırı; dayatılan çözülmeye, iradesizleştirilmeye, tarihsizleştirmeye vesile olmayacaktır. Kürt halkı teslim olmayacağını, sayısız darbeyle yaralansa da dayatılan o “makbul” çizgiye gelmeyeceğini dün olduğu gibi bugün de gösterecektir.

İşçi ve emekçiler açısından da bu böyledir! Birikmiş öfke, seçimlerde açığa çıkan çözülme ve mevcut iktidara verilen sayısız mesaj da gösterdi ki onlar da kışkırtılan şovenizmle, ekmek yerine burunlarına dayatılan militarist politikalarla uslandırılmayacak, olup bitene rıza göstermeyecektir!

Bu böyleyken Kürt halkı özgülünde başlatılan bu saldırının arkasının tüm muhalif kesimlere, rejimin politikalarına şu ya da bu şekilde karşı duran tüm toplumsal sınıf ve katmanlara dönük bir saldırı olarak geleceği açıktır. Susmanın sıranın başkasına, başkasına gelmesi anlamına geldiği bu konjonktürde yeni saldırı konseptine karşı ortak bir mücadele hattı örmek tarihsel bir görevdir!