Pazar, 26 Temmuz 2026

TTB’den sağlıkta yıkımın boyutlarını gösteren rapor



Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi tarafından hazırlanan “21. Yüzyılın Üçüncü On Yılına Başlarken Türkiye’nin Sağlığı-2019” başlıklı rapor, sağlık sistemindeki ticarileşmenin ve yıkımın boyutlarını ortaya koydu


Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi’nin açıkladığı “21. Yüzyılın Üçüncü On Yılına Başlarken Türkiye’nin Sağlığı-2019” başlıklı rapor, Türkiye’deki sağlık sisteminin geldiği noktayı çarpıcı bir şekilde gösterdi. 3 Ocak’ta TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, TTB Genel Sekreteri Dr. Bülent Nazım Yılmaz, TTB Merkez Konseyi üyeleri Prof. Dr. Gülriz Erişgen ve Dr. Selma Güngör ile Ankara Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Ali Karakoç’un katıldığı basın toplantısında Prof. Dr. Sinan Adıyaman tarafından açıklanan rapor, neoliberal dönüşümle birlikte en temel toplumsal ihtiyaçlardan olan sağlığın parası olmayanlar için ulaşılamaz hale geldiğini gösterdi.

Koruyucu sağlık hizmetlerinin tasfiye edildiği, sağlık ödeneklerinin her yıl azaltılarak kuşa çevrildiği, sağlık hizmetlerinden yararlanmanın gelir ve bölgesel farklılıklara göre daha keskin eşitsizlikler taşıdığını, tıp fakültelerindeki eğitimin niteliğinin düştüğü, hekim göçünün sıçramalı bir şekilde arttığının, şehir hastaneleriyle birlikte sağlığın ticarileşmesinin derinleştiği, Sağlık Bakanlığı’nın verileri sakladığı belirtilen raporda, 13 milyon 160 bin 103 kişi emekçinin genel sağlık sigortası dışında kaldığı belirtilerek, sosyal güvenliğin tasfiyesinde gelinen nokta çarpıcı şekilde anlatıldı.

Her bir başlığı oldukça çarpıcı verilerle açılan rapor, özetle şöyle:

Sağlık hizmetlerine ulaşmaktaki eşitsizlik derinleşti

Bölgeler arası eşitsizliğin verilerle anlatıldığı raporda “Türkiye’de iller arasındaki sosyoekonomik eşitsizlikler giderilebilseydi, 2018 yılında yaşamını kaybeden 11 bin 629 bebeğimizden 5 bin 373’ünün, 14 bin 240 beş yaş altı çocuğumuzdan da 7 bin 989’unun (Topluma Atfedilen Risk sırasıyla %46.2 ve %56.1) ölümünü engellemek mümkün olabilecekti. Bu ölümlere üzülerek de olsa ancak pisi pisine ölümler diyebiliriz” denildi.

Türkiye’de Tıp Fakülteleri, Tıp Eğitimi ve Hekim Göçü:

69 tıp fakültesinin mezuniyet öncesi eğitim programlarının asgari standartları taşıyıp taşımadıklarının bilinmediği, önemli olanın fakülte sayısını arttırmak değil, var olan fakültelerdeki mezuniyet öncesi eğitim programlarını asgari standartları taşır hale getirmek ve bunu belgeleyebilmek olduğu kaydedilen raporda, şunlar belirtildi:

YÖK, 2019-2020 eğitim-öğretim döneminde 5’i yurt dışında olmak üzere, 122 tıp fakültesi için 15bin 500 öğrenci kadrosu ilân etmiş ve sınavı kazanan öğrenciler Eylül 2019 tarihinde birinci sınıf öğrencisi olarak tıp eğitimine ilk adımını atmıştır. YÖK’ün verilerine göre, her bir tıp fakültesi için ortalama 123 öğrenci kontenjanı açılmıştır.

 

Bununla birlikte, 2019 yılında 1047 hekim, başka bir ifadeyle, yaklaşık 9 tıp fakültesinin birinci sınıf öğrencisi sayısı kadar hekim, başka bir ülkede çalışabilmek için Türkiye’den göçetmiştir.

Sağlık Güvencesi Kapsamı ve Sağlık Sigortası Primi:

2008 yılından itibaren, genel sağlık sigortası (GSS) adı altında “Neoliberal Kamu Sağlık Sigortacılığı” modeline geçilmesiyle birlikte her bireyin, kamu sağlık sigortası kapsamında olabilmek için ödediği vergiler dışında bir de düzenli olarak “sağlık sigortası primi” ödemek zorunda kaldığı, bunu ödeyemeyenlerin sistem dışı bırakıldığı, bu nedenle 13 milyon 160 bin 103 kişinin diğer bir ifadeyle, nüfusun yüzde 15.8’inin GSS kapsamı dışında kaldığı ifade edilen raporda şu noktaların altı çizildi:

2019 yılında 83 milyon 209 bin 339 olacağı tahmin edilen Türkiye nüfusundan, Eylül 2019 verilerine göre, 70 milyon 49 bin 236 kişi GSS kapsamında olabildi. Yurttaşlarımızdan 13 milyon 160 bin 103 kişi diğer bir ifadeyle, %15.8’i GSS kapsamı dışında kalmıştır. GSS kapsamı dışında olan yurttaşlarımızın payında, bir önceki yıla göre %10’luk bir artış bulunmaktadır. Kapsam içinde olabilenlerden de BAĞ-KUR’lu olan 5milyon 582bin 935 kişi ile 2milyon 511bin 169 kişi olmak üzere, toplam 8milyon94bin 104 kişi sağlık primlerini ödeyebildikleri sürece GSS kapsamındadırlar. Yazılı ve resmi olarak açıklanmamış olsa da kamuoyuna yansıtılan haberlere göre, bu yurttaşlarımızdan 6milyon’u 1 Ocak 2020 tarihinden itibaren sağlık sigortası prim borçları nedeniyle GSS kapsamından çıkartılma riskiyle karşı karşıyadır.

Ayrıca, SGK’nın bir sağlık finans kurumu olmasına karşın, 2018 yılında sağlık yatırımları için yaptığı harcamayı bir önceki yıla göre yüzde 612 (6.12 kat) artırarak 249 milyon TL’den 1 milyar 523milyon TL’ye yükselttiği, bir başka ifadeyle, SGK’nın, yurttaşlardan genel olarak sağlık hizmetleri ve ilaç giderleri için topladığı prim gelirlerini hizmet satın alma dışındaki alanlara harcadığı, bu durumun yurttaşa sağlık sigorta primine zam olarak yansıdığı kaydedildi.

Sağlık Hizmetlerinin Finansmanı:

Türkiye’de, sağlık için yapılan harcamaların GSYİH’deki payının son üç yıldır düzenli olarak azaltıldığı vurgulanan raporda, bunun hastaların hizmet alabilmek için ödedikleri katkı paylarının sistematik olarak artmasına neden olduğu verilerle teşhir edildi.

Koruyucu sağlık hizmetlerinin tasfiyesinin özellikle bulaşıcı hastalıklar ve çocuk ölümlerine nasıl yansıdığı verilerle anlatılan raporda, Sağlık Bakanlığı’nın “Sağlık İstatistikleri Yıllığı”nı bile yayınlamadığı kaydedilerek, oysaki gerek sağlık emekçilerine dönük şiddetin gerekse ağır çalışma koşullarından kaynaklı intiharların saklanamaz boyutlarda olduğu ifade edildi.

Şehir Hastaneleri:

2019 Yılı sonu itibarıyla 10 ilde Şehir Hastaneleri yapımının tamamlandığı,  bu hastanelerde hizmet üretilmeye başlandığı kaydedilen raporda, “Şehir hastanelerinin en temel özelliği sahiplerinin kamu olmamasıdır. Sahipleri özel şirketlerdir ve bu şirketlere hem bina kirası hem de hizmet bedeli ödenmektedir. Şehir hastaneleri kamunun arsalarına bedelsiz olarak yaptırıldığı gibi, sahiplerine % 70 doluluk garantisi verilerek işlettirilmektedir.” Denildi.

Şehir hastanelerini konumları, ulaşılabilirlikleri, emekçilerin çalışma koşulları ve hakları yönüyle inceleyen raporda, “2019 yılı rakamlarına göre 10 şehir hastanesi Sağlık Bakanlığı bütçesinin %12’sini kullanmıştır. Planlanan şehir hastaneleri tamamlandığında Sağlık Bakanlığı bütçesinin %64’ü şehir hastanelerine ayrılmış olacaktır. Bu halkın sırtına yüklenmiş büyük bir ağırlıktır ve bu büyük kaynaklar hastane patronlarına aktarılmaktadır” denildi.

Çalışma Koşulları ve Özlük Hakları:

Çalışma koşulları ve özlük hakların incelenmesiyle tamamlanan raporda “AKP Hükümetleri döneminde hekim özlük haklarında önemli kayıplar yaşanmıştır. Bugün hekimler, kamudakiler de dahil olmak üzere iş, gelir, gelecek güvencesinden yoksun hale getirilmişlerdir. 15 Temmuz sürecinden bu yana KHK ile işlerine son verilen hekim sayısı 3bin 446’dır. Bunların sadece 104’ü işlerine geri dönebilmiştir” denildi.

Raporun tamamına şu linkten ulaşabilirsiniz: