Perşembe, 30 Temmuz 2026

Eğitimdeki sınıfsal uçurum bu açıklıkta sergilenebilirdi!



Özel okullara teşvikler yağdıran, dini vakıflarla yapılan anlaşmalara milyarlar akıtan ve fakat en büyük külfetin öğretmen maaşları olduğunu söyleyen MEB, güçlü devlet imajı çizmek için sadece okul öncesi ve 1. sınıflar için, o da ailelerin onayıyla yüzyüze eğitime başladı!


Örgün eğitimde 18 milyon 241 bin 881 öğrencinin bulunduğu, bunların 15 milyon 189 bin 878’inin devlet okullarında eğitimini sürdürdüğü; okul öncesi eğitimde toplam 1 milyon 340 bin 507 öğrencinin olduğu; devlet okullarında 942 bin 936, özel okullarda ise 174 bin 750 olmak üzere toplam 1 milyon 117 bin 686 öğretmenin görev yaptığı Türkiye’de bugün itibariyle sadece anaokulu ve birinci sınıf öğrencilerinin haftada 2 gün olmak üzere ve ailelerinin onayıyla yüzyüze eğitimi başladı.

Bu böyleyken, özel okulların 8 ve 12. sınıf öğrencileri yüzyüze eğitim alabilerek, devlet okullarındaki öğrencilerle aralarındaki eşitsizliğe bir de pandemi uçurumu eklemiş olacak.

Sayısız devlet teşvikiyle karlarını katlayan özel okullar önlem alabilip, sınavlar öncesinde kritik öneme sahip 8 ve 12. sınıflarda yüzyüze eğitime başlayabiliyorken; onlara teşvikler sunan devlet, mevcut okullarda böyle bir düzen kuramıyor. Kuramadığı gibi uzaktan eğitimin altyapısının ve derin sınıfsal uçurumlarla ayrışmış çocukların hepsinin en azından internetten, bilgisayar ve tablete kadar bu eğitime ulaşabilmesinde “eşitliği” sağlayacak koşulların yaratılması için deyim yerindeyse kılını bile kıpırdatmıyor!

Havasını attığı tek şey ailelerinin onay vermesiyle haftada 2 gün yüz yüze eğitim alacak okul öncesi ve birinci sınıf öğrencilerine bedava maske dağıtılacağı olabiliyor. Bu maskelerin meslek lisesi öğrencilerince neredeyse ücretsiz dikildiğinden ya da nasıl dağıtılacağından bahsetmiyor tabi ki! Bu böyleyken mesela ağzından öğretmen ve öğrencilere düzenli test yapılacağına dair bir kelime bile çıkmayabiliyor! Dini vakıflarla yapılan anlaşmalara akıtılan onca paranın yanında devede kulak kalacağı halde!

“MEB’in bütçesi asıl olarak öğretmen maaşlarına gidiyor” diye buyuran Bakan, uzaktan eğitime ulaşan öğrencilerin oranının sadece yüzde 15-20’lerde kalabildiği bu koşullarda öğrencilere bir de normal eğitim koşulları varmış gibi sınıf geçme veya kalmanın ölçütlerinin normal koşullardaki gibi olacağını söyleyebiliyor.

Düşünün ki, tek başına Urfa’da 200 bine yakın çocuk aileleriyle birlikte ilden ile sürükleniyor, önemli bir kısmı oralarda mevsimlik işçi olarak çalışıyor, kentteki toplam 530 bin öğrenciden 250 bini de dijital platformlarda eğitime ulaşamıyor! Ama Bakanlık, tarlalardaki çocuklara kitap dağıtarak, “aman onları unutmayın” diyerek görevini yerine getirmiş oluyor!

Özel okullarda sözleşmeli çalışan öğretmenlerin ücretlerinde yapılan kısıtlamalara, devletten alınan onca teşvike ve büyük oranda uzaktan eğitime geçilmesine rağmen öğrenci ücretlerinde hiçbir değişikliğe gidilmemesine değinmiyoruz bile.

Devlet okullarında sağlanacak hijyen koşullarının parasının bile “katkı payı” adı altında velilerden çıkarılmasına, aileleri yoksulluk sınırı ve hatta altında yaşayan öğrencilerle derin sınıfsal farklılıklara sahip öğrenciler “eşitmiş” gibi yaklaşılmasına yanıt, isyan dışında bir şey olamaz!

Tüm bunlarla birlikte koronavirüs tespit edilen onlarca okulun varlığına rağmen önlemler alınmamasına, güçlü devlet imajı dışında bir şeyin düşünülmemesi tutumuna, öğrenci-veli ve eğitim emekçilerinin ortak mücadelesiyle yanıt verilebilir.