Perşembe, 16 Temmuz 2026

Taksim Katliamı: Algılar-yorumlar



13 Kasım’da Taksim İstiklal Caddesi’nde gerçekleşen bombalı saldırı her gün hayret verici bir nitelik kazanıyor. Deyim yerindeyse gözümüzün içine bakıla bakıla aka kara deniliyor ve kitlelerin bunu benimsemesi isteniyor. Bu arada demokratik kamuoyu başta olmak üzere geniş bir toplumsal kesim izletilen bu tiyatro konusunda şaşkınlıkla birlikte sayısız politik çözümleme yapıyor. Doğal olarak başta sergilenen tiyatroyla …


13 Kasım’da Taksim İstiklal Caddesi’nde gerçekleşen bombalı saldırı her gün hayret verici bir nitelik kazanıyor. Deyim yerindeyse gözümüzün içine bakıla bakıla aka kara deniliyor ve kitlelerin bunu benimsemesi isteniyor. Bu arada demokratik kamuoyu başta olmak üzere geniş bir toplumsal kesim izletilen bu tiyatro konusunda şaşkınlıkla birlikte sayısız politik çözümleme yapıyor. Doğal olarak başta sergilenen tiyatroyla ne yapılmaya çalışıldığı, bu katliamın kimler tarafından ve ne amaçla gerçekleştirildiği, bundan sonra nelerin yaşanabileceği başlıklarında olmak üzere pek çok açıdan kritik yapılıyor.

“Siz kime neyi yutturuyorsunuz?”

Sosyal medya günlerdir bombalı saldırıyı gerçekleştirdiği söylenen kadına dair yapılan yorumlarla meşgul. Politikayla çok da yakın ilişkisi olmadığı anlaşılan kullanıcılar bile “siz kime neyi yutturuyorsunuz?” dercesine sunulan çürük senaryonun sırıtan boşluklarını deşifre ediyor, o akşam getirilen bant daraltması ve internet kısıtlamasına ilişkin yorumlar yapıyor. Bu açıdan da Soylu’nun hedef gösterdiği Kürt özgürlük hareketi ve genel olarak Kürt halkına yönelik beklenen histerik saldırganlık yaratılamadı denilebilir. Belli kemikleşmiş faşist-ulusalcı-gerici kesimler bu zokayı yutmuş olsa bile çok geniş bir kesim “siz bizimle dalga mı geçiyorsunuz?” diye soruyor. TKP gibileri saymazsak!

Toplumun “ne sunarsam gider” muamelesi görmeye dönük bu tepkisi mevcut rejimin tüm fraksiyonlarıyla birlikte ciddi bir güven sorunuyla karşı karşıya olduğunun özeti gibidir. Bu kesimlerde politik çıkarsamalar asıl olarak sandığa endeksli. Katliamın anlamını “seçim öncesinde yaratılmak istenen kaosla toplumsal korkular kışkırtılarak güvenlik arayışları sandığa tahvil edilmek isteniyor” şeklinde okuyorlar diyebiliriz. Keza politikayla ilişkilerinin sınırları da sandık odaklı kurdukları paralellikler ve çıkardıkları sonuçlar da buna yüzeysel algıyla uyumlu.

Katliam girişimine ilişkin çıkarsamalar

Solun, içinde devrimci güçlerin de olduğu geniş bir yelpazesi katliam girişimine ilişkin çıkarsamalarını bu karmaşa ve sınıf mücadelesinde neyi esas aldığına göre yapıyor. Belli başlı çıkarsamaları şöyle özetleyebiliriz:

  • Sandık odaklı siyaset yapan kesimler seçim öncesi yaratılmak istenen kaosun düğmesine basıldı diyor. Onlar açısından seçim güvenliği, seçimler öncesinde oluşturulacak toplumsal atmosferin sandığa yansıması belirleyici etmen. Katliam girişimiyle de 2015 süreciyle kurdukları paralellik ışığında böyle bir anlama ilişkisi kuruyorlar.
  • Devrimci öznelerden bazıları saldırının bir kontrgerilla katliamı olduğunu, merkezi devletin kararıyla gerçekleştirildiğini belirtiyorlar. Rojava’ya yönelik saldırıya meşruiyet kazandırmak ve ırkçı şovenizmi köpürterek mevcut krizi onun yaratacağı toplumsal dinamikle yönetmek isteğiyle açıklıyorlar.
  • Bu kesim içerisinde bombalı saldırının Suriye’de kurulacak yeni denge kapsamında (Rusya’nın yönlendirmeleriyle Esad rejimiyle başlayan görüşmeler ve çıkarılan plana işaret ederek) Türkiye’nin Rojava’nın dağıtılması karşılığında tasfiye etmeyi vadettiği cihatçı çetelerden birinin işi olabileceği olasılığına dikkat çekenler de var. Bununla bağlantılı olarak aslında devlet katında failin bunlar olduğunun bilindiği ama Suriye’deki plan kapsamında çetelerin bu kısmıyla bir uzlaşmaya varmanın beklendiği, o nedenle kamuoyunun bilerek yanlış yönlendirildiğini ifade ediyor.
  • Bir kesim de Süleyman Soylu şahsında aslında burjuva iktidar koalisyonu içindeki iç çelişki ve çatışmaların yüzeye vurması, bu halk düşmanı girişimde bir kesimin parmağı olduğunu belirtiyor.

Bir gelişme hakkında sayısız kritik yapılması bile ne kadar kaotik, belirsizliklerle dolu bir zamanda yaşadığımızın ifadesidir.

Ufuk tutulması – refleks kaybı

Solun devrimci-demokrat yelpazesi Taksim saldırısının bu karmaşa içinde okumaya çalışıyor -arka plana ilişkin bu çıkarsamaların hangisi isabetli ya da değil ayrı bir tartışma konusudur. Katliam girişiminin arka planının gerçek bilgisine en azından şimdilik ulaşmamız ise zor. Fakat günlerdir izletilen ve Kürt düşmanlığını körüklemek başta olmak üzere bir dizi sonuç devşirmenin aracına dönüştürülmek istenen saldırıya, bunca acemi bir senaryonun işçi ve emekçilere yutturulmaya çalışılmasına, bu ülkeyi her türlü kötülüğün arka bahçesi haline getiren politikalar ve mimarlarına karşı ne yapmak gerekir bahsine geçmek gerekiyor.

Bu arada “seyirci kalmayalım”, “hesabı sokakta soralım” çağrıları elbette yapıldı. Fakat biçim ve araçlar bütünlüğüyle bu konuda alışılmışı aşan bir hat çizilemedi/çizemedik. 

Keza toplumsal ilişkilerimizin darlığı, işçi ve emekçiler içindeki örgütlülüğümüzün düzeyi bu noktada hem çekimser bir ruh hali yaratıyor ama hem de yıllardır alışılmış ve çekirdek güçlerin varlığıyla sınırlı biçimlerin ötesine geçemeyen bir ufuk tutulması olarak kendisini tekrarlıyor.

Oysaki sosyal medyaya yansıyan politizasyon bile bir çıkış noktası olmalıydı. Dar devrimci çekirdeğin sınırlı eylemlerinin çapını genişletecek bir manivelaya dönüştürmenin yol ve yöntemleri üzerine tartışmalıydık.

Aslında birçok açıdan bir “Susurluk” vakasıyla karşı karşıyayız. Bunu, açığa çıkan gerçeklerin örtüşmesi anlamında kaba bir paralellik kurarak söylemiyoruz. Ama kirli politikalarının gelinen noktada yarattığı sonuçlarla deşifre olması ve “kral çıplak” demenin momentini kaçırmamak anlamında söylüyoruz. Bu noktada çekirdek güçlerin yapıp edecekleri elbette anlamlıdır, yol göstericidir. Ama asıl olarak daha geniş kesimleri kapsayacak biçim ve yöntemler üzerine düşünmenin zamanıdır.