Kadınlarla Dayanışma Vakfı (KADAV), kadına yönelik şiddete ilişkin Mart-Nisan raporunu açıkladı. Raporun girişinde İstanbul Sözleşmesi’nin tek taraflı olarak ve Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle iptal edilmesinin gayri hukuki olduğu belirtilerek, yasal prosedür hatırlatıldı. Raporda, “Hem ulusal hem uluslararası hukuk alanında bununla ilgili gerekli adımlar atılmış olmakla birlikte feshedildiği varsayılsa dahi Sözleşme hala 1 Temmuz’a kadar yürürlüktedir” denildi. Sözleşme’nin kadınların yüzyıllara yayılan mücadelesinin kolektif kazanımı olduğu kaydedilen raporda, bu haktan vazgeçilmeyeceği vurgulandı.
Şimdiden uygulamadan kaldırldı!
İstanbul Sözleşmesi’nin Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle tek taraflı olarak feshedilmesinin ardından sahada yaşanan hak ihlallernin kaygı verici olduğu belirtilen raporda, “Sözleşmeyi en azından 1 Temmuz’a kadar uygulamakla yükümlü olan kamu kurum ve kuruluşlarının, şimdiden uygulamadan kaldırmaya yönelik tutumları benimsemelerinin oldukça endişe verici bir tablo çizdiğini görmekteyiz” denilerek kadınlar için bundan sonrasının nasıl bir tehlike arzettiği çeşitli örneklerle anlatıldı.
Kadınlar şiddete karşı haklarını öğrendiklerinde daha net ve kararlı adımlar atıyor
Raporda Sözleşme’den çekilmeye giden süreç ve ardından kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddetle mücadele açısından cinsiyet eşitsizliğine dayalı argümanlar ve medyanın yürüttüğü antipropagandanın şiddet faillerini güçlendirdiği, şiddete maruz bırakılan kadınlardaysa güvencesizlik ve güvensizlik duygularını derinleştirdiği kaydedildi. Buna karşın kadınların şiddete karşı hakları olduğunu öğrendiklerinde daha net ve kararlı adımlar attıklarının gözlemlendiği ifade edildi.
Polisler görevlerini yerine getirmiyor
“Mart ve Nisan aylarında karakollara yapılan başvurularda eşlik ve acil müdahale gerektiren durumlarda ilgili polis memurlarının görevlerini yerine getirmediklerini ve can güvenliği riski bulunan göçmen ve Türkiyeli kadınlara gerekli güvenliği sağlamadıklarını gözlemlemiş bulunmaktayız” diye vurgulanan raporda kadınların güvence olarak gördükleri uzaklaştırma kararının, ihlal neticesinde faillerin herhangi bir yasal yaptırımla karşılaşmamaları sebebiyle işlevsizleştiği ve önleyici etkisinin zayıfladığına dikkat çekildi.
Uzaklaştırma kararını defalarca ihlal eden faillere karşı İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Sayılı Kanun’a aykırı olarak gerekli işlemlerin yapılmadığı, tazyik hapsi ya da elektronik kelepçe alternatiflerinin uygulanmadığının görüldüğü belirtildi.
Çalışamayan kadınlar ekonomik olarak faillere bağımlı hale geliyor
Kadınların çeşitli nedenlerle ücretli işlerde çalışamadığı ve ekonomik olarak faillere bağımlı hale getirildiği kaydedilen raporda, etkin koruma önlemleri uygulanmadığı için erkeklerin tehditlerinin arttığı ve bu durumun kadınların çalışmasını ve ayrı bir hayat kurmasını engellediği dile getirildi.
Büyüyen kadın yoksulluğu şiddetsiz bir hayatı da zorlaştırıyor
Giderek artan kadın yoksulluğunun, kadınların şiddetsiz bir hayat kurmalarını kritik şekilde zorlaştırdığı kaydedilen raporda “Bunlara ek olarak temel geçim kaynaklarına erişmekte zorluk çeken kadınların sosyal destek mekanizmalarına başvurdukları, ancak başvuru tarihinin üzerinden aylar geçmesine rağmen hiçbir dönüş alamadıkları gözlemlenmiştir. Kamusal destek mekanizmalarına erişimin bu denli zor olması, kadınların yoksulluk içinde yaşamlarını sürdürmeye çalışmalarına sebep olmaktadır” denildi.
Baroların Tercüme Destek Hattı’nın kapatması göçmen kadınlar açısından ciddi bir sorun!
Mart ayı içerisinde gerçekleşen önemli bir gelişmenin ise Türkiye Barolar Birliği tarafından Tercüme Destek Hattı’nın kapatılması olduğu ifade edilen raporda, bu nedenle şiddete maruz kalan göçmen kadınların hukuki süreçler için adım atmaları ve avukatlarıyla iletişime geçmelerinin oldukça zorlaştığı, bu hattın kapatılmasının göçmen kadınlar açısından en temel haklara erişimin önünde büyük bir engel teşkil ettiği belirtildi.
Sığınakların durumu iyileştirilmelidir
Mart ve Nisan aylarında şiddete maruz kalan kadınların güvenlik nedeniyle gittikleri sığınaklarda hukuksuz şekilde aranan başvuru şartları ve sığınak yaşam koşullarının güçlendirici olmaması nedeniyle sığınaklarda kalamadıklarının gözlemlendiği kaydedilen raporda, sığınak koşullarının iyileştirilmesi gerektiği, özel alanı yadsıyan biçimden çıkarılması gerektiği ifade edildi.
Aynı zamanda 12 yaşından büyük oğlan çocuğu olan kadınların, çocuklarının sığınağa kabul edilmemesi sebebiyle sığınak seçeneğini değerlendirmeye alamadıklarını ilettiklerini kaydeden raporda, “Bu uygulamanın oğlan çocuklarına yönelik cinsiyetçi ve ahlakçı önyargılardan kaynaklandığı, bu önyargıları beslediği ve kadınların şiddete karşı korunmalarını engellediği açıktır. Bu durumda dahi Kadın Konukevlerinin Açılması ve İşletilmesi Hakkında Yönetmelik’e göre 12 yaşından büyük oğlan çocuğu olan şiddete maruz kalan kadınların kira ve iaşesinin ŞÖNİM tarafından karşılanması suretiyle güvenlik ihtiyacının giderilmesi gerekmektedir” denildi.
Sığınak talepleri doluluk nedeniyle reddedilen kadınlara ŞÖNİM’den herhangi bir kira-nakdi yardım da yapılmadığı, kadınların sığınak sonrasında da herhangi bir ekonomik gelirleri olmaksızın bir başlarına bırakıldıkları dile getirildi.
Medyanın yanlış yönlendirmelerinin de kadınların şiddete karşı hukuki süreç başlatmalarını engellediği, psikolojik destek almayı bu yanlış bilgilendirmelerle reddettikleri belirtildi.
Göçmen kadınlar ve LGBTİ+’ların yaşadığı ayrımcılıklar
Mart ve Nisan ayları boyunca dayanışma içerisinde olunan göçmen kadınlar ve LGBTİ+ bireylerle yapılan görüşmelerde İl Göç İdareleri ve İlçe Nüfus Müdürlükleri’ndeki işlemler sırasında ayrımcılığa ve kötü muameleye maruz kaldıklarının anlaşıldığı kaydedilen raporda, “Maruz kaldıkları şiddet sebebiyle boşanan kadınların çocuklarına ilişkin kimlik işlemleri için İl Göç İdareleri tarafından, yasal bir dayanağı olmamasına rağmen, failin de işlem sürecine katılımının zorunlu kılınması, kadınların güvenliği yok sayılarak can güvenliği riski oluşturmaktadır. Dilekçeleri ve randevuları olmasına rağmen göçmenler, İl Göç İdaresi güvenlik görevlilerince kurum içine dahi alınmadıkları, görevli memura ulaşanların ise dilekçelerinin alınmadığı şeklinde aktarımlarda bulunmuşlardır. Göçmen kadınların ve LGBTİ+ların kamu kurumlarındaki görevli memurlarca işlemlerinin yapılmaması, ayrımcılığa ve kötü muameleye maruz kalmaları, yaşadıkları topluma kendilerini ait hissetmelerinin önünde büyük bir engel olmakla birlikte temel insan haklarının da ihlali anlamına gelmektedir” diye ifade edildi.
Bu aylarda dayanışma gösterilen kadınların uyrukları ve taleplerine ilişkin ayrıntılı bilgi verildi.
Rapor Mart ve Nisan ayları boyunca dayanışma içinde olunan kadınların deneyimleri ve buna ilişkin gözlemlerin aktarılmasıyla devam etti:
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!