Yasin Keskin’in hem eşini tanımak hem de yaşadıkları sıkıntıları nasıl göğüslemeye çalıştıklarını bir kadının dilinden, yüreğinden, sıcaklığından, korkusuzluğundan, kararlılığından, direngenliğinden aktarmak istedik.
Oturdukları daire kendilerinin olamamış hala kira öder gibi kredi taksidi ödemek zorundalar. Taksitleri bitirebilirlerse ancak o zaman kendilerinin olacak.
Medine kırılgan, mahcup bir görünüme sahip, çok yıpranmış ve yorgunluğu gözlerinden, yüzünden okunan bir kadın. 16 yaşından beri çalışmış, hala çalışıyor. Hayalleri vardı, planları vardı. Özellikle küçük oğluyla zaman geçirmek, ona vakit ayırmak istiyordu. Çünkü daha büyük olan diğerleriyle hiç ilgilenememiş. Hep çalışmak zorunda kalmış. Tam çocuklarıyla, eviyle, kendisiyle ilgili planlar kurarken, onlar üzerine hayal kurarken “birisi çıkıp sen böyle hayaller kuramazsın dedi adeta!” “Ne hakla benim ve çocuklarımın geleceğini, hayallerini elimizden alabiliyorsunuz” diyor. Bir ekmeğimiz, bir işimiz vardı. Elimizden alındı. Ve bize susup beklememiz söyleniyor. Biz susmayacağız. Sonuna kadar hakkımızı, işimizi, ekmeğimizi istemeye, anlatmaya devam edeceğiz. Çünkü alınımız açık ve haklıyız.
Alınteri: Eşin Yasin işten atıldığında ne hissettin
Korktum. Üç çocuk annesiyim, 16 yaşımdan beri çalışıyorum. Korktum, korkmamın sebebi de artık çocuklarımla ilgilenmek istiyordum, onlara vakit ayırmak istiyorum. Zamanın geçliğini biliyorum, kızım 18 yaşında oğlum 15. Ama küçük çocuğumla bir şeyler yapmak istiyorum. Tekrar sıkıntılar yaşayacağım diye, işte ödemelerimiz var baş edemeyeceğim diye korktum
Alınteri: Direniş sürecine nasıl karar verdiniz?
İlk duyduğumda dedim ya, koktum. Ama bana neden atıldığını anlatınca… Ben de çalışıyorum uzun yıllardır. Özel şirketlerde de çalıştım. Sizi işten çıkarmaları için büyük bir kabahatiniz olmalı ki çıkarabilsinler. Kabahat var mı ortada, yok. Ne var? Karşı tarafın korkması, sinmesi. Ona göre de işte bir kişinin ona yüklenmesi. O korkusunun şeyini işçiden çıkarması. Bunu yaptığı zaman sanki her şey düzelecekmiş gibi. Öyle bir şey yok oysa ki. Karşındakinin düşüncesi zaten belli ve sen o şekilde davrandığın zaman ona hizmet etmiş oluyorsun. Tasdiklemiş oluyorsun. Bu durumda durur mu karşı taraf, durmaz! Daha da üstüne gidecek, daha da fazla söylemlerde bulunacak. O yüzden dedim ki ‘bir şeyler yapman gerekiyor’. Çünkü biz haksızlığa uğradık. Haksız bir şekilde itham ediliyoruz, sadece sen itham edilmiyorsun. Ben seninle evliyim ben itham ediliyorum, çocuklarım itham ediliyor. Küstahça! Karşı tarafın küstahlığına bakın. Hem işe son veriyor işe son verirken de sebebini söylüyor. Küstahça, karalayarak. Bunun bir iş arkadaşları var, iş ortamı var… Hatta şu anda daha da ileri gidiyorlar. Bizi yalnızlaştırmaya çalışıyorlar. Bu yolu izliyorlar artık.
Alınteri: Ne yapıyorlar mesela?
Korkutuyorlar. Diyorlar ki ‘bunun suçu’ var. Diyoruz ki bizim hakkımızda bir yakalama yok, kayıt yok. Verilmiş bir ceza, gözaltı yok. Arama yok, bir şey yok. Zaten seninle birlikte çalışıyor, senin iş arkadaşın. Dedikleri gibi olsa zaten işyerine kadar gelir bu. Öyle bir şey de yok. Eeee… Duyduktan sonra dedim ki bizim bir şeyler yapmamız lazım. Ne yapmamız gerekiyor. Dediler ki hukuki süreç izleyeceğiz. Dedim ki boş yani. Çünkü bunlar bir kıyım yapıyorlar. Bu kıyımda sadece sen olmayacaksın. Bunu herkesin duyması bilmesi gerekiyor.
Bir şeyler yapmalısın, seninle kalmayacak. İki olacak, sonra üç olacak … Aralarda zaman olacak ama tabii ki göze batmamak için. Dedim ki bir şey yapman gerekiyor. Ne yapmam gerekiyor? Direnmemiz gerekiyor dedim. Ekmeğimiz için direnmemiz gerekiyor. Susmamamız gerekiyor. Çünkü biz haklıyız, haklı olduğumuzu biliyoruz. Karşı taraf da haklı olduğumuzu biliyor. Zaten bize en çok dokunan bu. Utanmadan sıkılmadan bize sudan sebepler sunuyor.
Biz haklıyız, haklı olduğumuz bir şeyde neden geri çekilelim. Niye sineye çekelim Dedim ki böyle böyle olması gerekiyor, bunu yapmalıyız. Bizim sesimizin duyulması gerekiyor. Ailem, arkadaşlarım, valilik, karşımda duran polisler, duymaları gerekiyor. Biz ancak bu şekilde hakkımızı arayabiliriz. ‘Hukuki yollarla hakkını ara’ diyorlar. Arayamam. Hukuki yollar artık yok ki. Türkiye’de yok ki öyle bir şey. Türkiye’de arkan var mı senin? Yüksek katlarda tanıdığın biri var mı, varsa tamam senin işin çözülür. Böyle değil mi? Ya bunu başkasına anlatabilirer. Gerçi şimdi inanmaz kimse de. Arkanda biri varsa, sağlamsa kazanmayacağın sınav, girmeyeceğin iş kazanamayacağın para, gezemeyeceğin yer yoktur her yer sana açıktır. Ama biz diyoruz ki arkamızda kimse yok, bizim de böyle sesimizi çıkarmamız gerekiyor. Sen bana diyorsun ki, sesini çıkarma, nasıl çıkarmayayım. Nasıl bunu kabulleneyim. Sen bana utanmadan sıkılmadan sebepler sunuyorsun, ‘bunu kabul et’ diye de. Hani biz sesimizi daha çok çıkarmaya başlıyoruz ya ‘hayır değil, doğrusu bu diyoruz ya. Bizi arayıp diyorlar ki boşa çabalıyorsunuz.
Alınteri: Kimler?
Mesela tanıdıklar aradıkları zaman ‘boşa çabalıyorsunuz’ diyorlar. Çevremizden diyor ki mesela, “Taşdelen’i ne kadar etkileyebilirsiniz nasıl olsa bu seçimleri de kazanacak”… Biz de diyoruz ki “bir kişi, iki kişi bizi dinlesin onlar da başkalarına anlatsın”. “Öylelikle” diyoruz “çoğalır”, çünkü o haksızlık yapıyor. Herkesin bunu bilmesini istiyoruz.
Bazen diyorum ki, hiç mi bir şey bilmeseydim, hiç mi bir şey öğrenmeseydim, hiç mi bir şeyden haberdar olmasaydım diye… O zaman belki mutlu bir şekilde yaşardım, yaşardık Şu anda gördüklerim yaşadıklarım bana kabul ettirilmeye çalışılanlar, susmam yönünde yapılan baskılar… Hayır diyorum! Çünkü biz öyle yetişmedik, komşumuz açsa biz koşarak giderdik, bir haksızlık varsa orada dur derdik. Şimdi sen bana haksızlık yapacaksın, ben de bunu kabul edeceğim. Öyle bir şey olmaz, yok öyle bir şey! Kabul etmiyorum, sonuna kadar da etmeyeceğim, (Yasin’i kastederek) yanında olacağım! Çünkü biz çok zengin aileler değiliz, beni statüyle ya da başka bir şeyle tehdit edemez, işim dışında! O nedenle ekmeğimde tehdit ediyor.
Benim yaşamımı devam ettirebilmemin tek kaynağı işim, ekmeğimin tek kaynağı… Makine gibi sabah kalkıyorum işe gidiyorum işten geliyorum tekrar o şekilde. Çünkü para kazanmam gerekiyor ki hayatımı devam ettirebileyim. Çocuklarımın da hayatını devam ettirebileyim. Şimdi sen bunu benim elimden çekip alıyorsun. Tek bu var çünkü benim elimde. Bana dayattığın, kabul ettirdiğin sadece bu! E ben onu da kabul etmişim. Ama bu sefer onu da elimden çekiyorsun, kal burada diyorsun, tek başına, ne yaparsan yap. Niye kabul edeyim bunu o zaman. Sen beni işimden edersen, ekmeğimden de edersen ben bunu nasıl kabul edeyim? Edemem! Tabii ki söyleyeceğim. Tabii ki sokakları çıkacağım. Tabii ki hakkımı arayacağımı söyleyeceğim. Devam edeceğim hep devam edeceğim.
Ama ben şöyle diyorum, Murat Karayalçın’dan bu yana baba olsun şey olsun kucaklayan eden işçisine sahip çıkan… Şu anda gördüğüm şey, karşı tarafa gidip, karşı düşüncemde olan bir insana ben bu kadar dil döksem anlatsam bana daha olumlu yaklaşır, ılımlı yaklaşır. Ama bu tarafa ben derdimi anlatırken “bir şey yapmışımdır!”. Ne yapmışım, ne yapabilirim, sana ne yapmış olabilirim? “Sussaydın”! Niye susayım? Gördüğüm şeye niye susayım? Birinde sustum, ikisinde, üçünde… E benim insanlığım nerede kaldı. Ben dini inançlarla yetiştirilmiş bir çocuğum, birini görmedim ikisini görmedim, sonrasını nasıl görmeyeyim?! Nasıl görmezlikten gelebilirim, bu benim fıtratıma ters, insanlığıma, her şeyime, düşünceme, inançlarıma, her şeyime ters. Görmemezlikten gelemem. Sen bunu yapıyorsan, karşı taraf da eğer isyan ediyorsa, var bunun bir sebebi. İsyan ettirme o zaman. Benim sesimin bu kadar çok çıkmasının sebebi ben haklıyım, tekrar tekrar söylüyorum biz haklıyız. Haksız olduğumuz hiçbir şeyin davasını sürmedik, arkasından gitmedik. Buna da inanıyorum. Sosyolojik olarak da ekonomik olarak da psikolojik olarak da etkilenmiyor muyuz, hepimiz etkileniyoruz. Ama hepimiz birbirimize moral vermeye çalışıyoruz. Sağolsunlar yalnız bırakmayan dostlarımız var, onlar moral vermeye çalışıyorlar. Hala ailemizden “Biz buradayız, yanınızdayız” diyenler var. Onların sayesinde devam edeceğiz, bitmeyecek yani.
Alınteri: Yasin’in iş arkadaşları ve ailelerine ne söylemek istersin?
Yasin şöyle bir insan, ben öyle değilim. Ben biraz daha “despotum” onu söyleyeyim, daha açığımdır, birini sevmiyorsam söylerim. Yasin’e derdim ki “görmemezlikten gelemez misin?”. Gelemem derdi. Bir haksızlık varsa görmezden gelemem derdi, bir haksızlık varsa o haksızlığa uğrayan kişinin yanında olmazsam kendimi rahat hissedemem derdi. İşyerinde, çalışma arkadaşları da çok iyi biliyor ki, kendilerine yapılan her haksızlıkta -bu haksızlık psikolojik ya da açıktan yapılmış olsun. Haksızlıktan ne anlarsanız hepsinde Yasin ordaydı. Kendi savunamadıkları hakları, kendilerinin söyleyemedikleri, çekindikleri her şeyde Yasin oradaydı. Herkes tanır onu, amirleri de bilir onu. Yasin Korkmaz, Yasin çekinmez Bu amire saygısızlık olarak değil, der ki amirim sen yapıyorsun, bu yanlış. Şimdi şey diyorum bu kadar şey yaptın, her zaman onların yanında oldun, onlara destek çıktın, haklı oldukları yerde her zaman onların yanında oldun, haksızlığın hep karşısındaydın. Şimdi diyorum ki, niye görmezlikten geliyorlar bunu. Bilerek, bile bile… Diyorum ki, yine olsa yine yapar mıydın? Evet yine yapardım diyor. Çünkü diyor gördüğün bir şeyi, kabul etmediğim bir şeyi, bir haksızlık karşısında susamazdım, yine yapardım. Ama diyorum senin her zaman yanında olduğun arkadaşlarından hiç kimse şimdi yanında değil. Olsun diyor, ben yine yapardım. Bilmiyorum, insanlıkla mı alakalı bir şey diyelim farklı bir şey.
Alınteri: Çocuklarınız nasıl etkilendi, tepkileri ne oldu?
Üzüldüler, çok üzüldüler Halen üzülüyorlar ama belli etmemeye çalışıyorlar, biz bunun farkındayız Belli etmeme çabaları da bizim daha fazla üzülmemizden kaynaklı. Gelecek kaygıları çok fazla. Dediğim gibi üniversite öğrencisi çocuğum var, onun kaygıları çok fazla. Bir de inandığımız, güvendiğimiz, bizimle aynı düşüncede dediğimiz insanların bu tavrıyla karşılaşınca… Biz ne yapacağız o zaman diyor, nasıl bir yol izleyeceğiz diyor.
Alınteri: Üniversiteye giden bir kızınız, liseye ve ilkokula giden oğullarınız var. Arkadaş çevrelerinde bu direnişin duyulmasıyla bir değişiklik oldu mu?
Yok olmadı, daha da sahiplenici olduklarını söylüyorlar, dinlediklerini söylüyorlar. Ben biraz üzülüp daldığımda… Diyorum ya, gençler bu işi beceriyor da bizim zamanımızdan gelenler bu işi pek beceremiyor. Aslında yeni jenerasyon bunu atlatmış. Siyasi düşüncene, dinine, inancına bakmıyorlar. Sadece insan mısın, nasıl davranıyorsun ona bakıyor. Ama ekonomik olarak etkileniyorlar, bu zor süreçte etkilenmemek mümkün değil
Alınteri: Taşdelen’e bir şey söylemek ister misin?
Söylemek isterim. Biz bu kadar başka bir kişiye dil dökmüş olsaydık derler ya taş olsa erirdi… bu kadar işçiyi gözden çıkarmak niye. Öncekileri de biliyoruz hiçbir zaman işçiye bu kadar sert, bütün kapıları kapatan, ret cevabı vereni hatırlamıyoruz. Öncekiler çözüm bulmaya çalışırdı. Anlatıyoruz derdimizi, izah ediyoruz, zor bir süreçten geçiyoruz diyoruz. Kendileri de şimdi medyada, “işçime ben sahip çıkacağım, şunu yapacağım, bunu yapacağım. Belediyelerimde hiçbir işçi zarar görmeyecek. Ailesine ekmek götüremeyecek duruma düşmeyecek” deyip tam tersi şekilde davranmak!
Taşdelen’e diyorum ki işimizi, ekmeğimizi geri ver. Çünkü sen haksızlık yapıyorsun, vebal alıyorsun. Biz vebal almaktan korkarız. Bence o da korkmalı. Bizim vebalimizi alıyor, benim çocuklarımın vebalini alıyor, geleceğini alıyor, her şeyimizi etkiledi tepeden tırnağa. O yüzden işimizi bir an önce geri vermesini istiyoruz.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!