Perşembe, 13 Ağustos 2026

1 Mayıs: Bir toplantının gösterdikleri



Herkes 2022 1 Mayıs’ına nasıl bir iklimde girdiğimize dair üç aşağı beş yukarı benzer şeyler söylüyor. Krizin yarattığı yıkımı resmediyor, bir dalgaya dönüşen işçi eylemlerinden, 8 Mart’tan Newroz’a taşınan kitlesellik ve coşkudan bahsediyor. TDH bileşenleri bu resme, sistemin çizdiği sınırları zorlama ve militanlaşma eğiliminin görünürleştiği vurgusunu ekliyor. Bu yaklaşımlar “Peki 1 Mayıs’a böyle bir tabloyla …


Herkes 2022 1 Mayıs’ına nasıl bir iklimde girdiğimize dair üç aşağı beş yukarı benzer şeyler söylüyor. Krizin yarattığı yıkımı resmediyor, bir dalgaya dönüşen işçi eylemlerinden, 8 Mart’tan Newroz’a taşınan kitlesellik ve coşkudan bahsediyor.

TDH bileşenleri bu resme, sistemin çizdiği sınırları zorlama ve militanlaşma eğiliminin görünürleştiği vurgusunu ekliyor.

Bu yaklaşımlar “Peki 1 Mayıs’a böyle bir tabloyla gidiyorsak, o günün anlamı hangi noktada düğümleniyor?” sorusuna verilen yanıtlarda da genel itibariyle aynılaşıyor: Kitlesel ve coşkulu bir 1 Mayıs olmalı!

‘Kitlesel ve coşkulu bir 1 Mayıs” gerekçesi ve sonuçları

Sendika ve meslek örgütleri de sol hareketin çeşitli bölükleri de ısrarla bunu vurguluyor. Aslında Taksim yasağının zorlanması duruşundan vazgeçildiği yıllardan sonraki tüm 1 Mayısların ortak söylemi bu: “Kitlesel ve coşkulu bir 1 Mayıs örgütlemeliyiz. Toplumun ve toplumsal hareketin morale ihtiyacı var, 1 Mayıs alanlarındaki kitlesellik bu moral için önemli bir yerde duruyor” şeklinde özetleyebileceğimiz bu söylem yıllardır tekrarlanıyor.

Taksim yasağının aşılması ısrarından vazgeçildiği ilk Beşiktaş 1 Mayıs’ından başlayarak sonrasında Bakırköy ve diğerleriyle devam eden 1 Mayısların genel gerekçesi buydu.

Pandemi dönemindeyse devrimci ve ilerici güçlerin-sendikaların Taksim ısrarını ifade eden eylemleri olmasa 1 Mayıs, birkaç işyerinde o da öğlen molasında yapılan kitlesel bildiri okumalar, balkon eylemleri ve DİSK’in sembolik Taksim atraksiyonu biçimini kazandı. 1 Mayıs’ta hem de pandemide işçilerin çalıştırılması sendikaların derdi olmadı.

Gelinen noktada DİSK “Pandemi döneminde de 1 Mayısları kutladık. İşyerlerinde kitlesel eylemler yaptık (bu dediği yemek aralarında okunan bildiridir!), beğenilir beğenilmez balkonlardan alkışlama eylemi yaptık” şeklinde övünebiliyor.

Taksim nasıl kazanıldı ve kaybedildi?

2009’da 1 Mayıs’a açılan Taksim alanı birkaç yıl üst üste devam eden dişe diş mücadelelerle kazanılmıştı. O dönemin ruhuyla bugünü karşı karşıya koymak elbette isabetsiz olur. Keza o dönem asıl olarak devrimci güçler bugün gelinen düzeyde bir erime ve gerileme içinde değildi. 1 Mayıs için yapılan toplantılarda sendika ve meslek örgütlerini de devrimci yönde zorlayan, Taksim’in kazanılması iradesini pratik tutumlarıyla gösteren bir politik merkezdiler. Fakat bugün gelinen noktada son birkaç yıldır devrimci hareketi ve genel olarak sol güçleri dıştalayarak 1 Mayıs kararları alan sendika ve meslek örgütlerinin alacağı karara itirazsız riayet eden bir tutum içindeler.

Bu yıl değişen ne?

Devrimci ve sol güçleri özellikle son 3 yıldır 1 Mayıs toplantılarına bile çağırmayan DİSK’in bugün de belirleyici bir yerde durduğunu herkes biliyor. Bu yıl öncekilerden farklı olarak bu güçlerle toplantı almasını, 1 Mayıs’ı “tartışmasını”, bu örgütleri dıştalayıcı tutumlarından vazgeçmesini zorlayan elbette dönemin ruhu.

Keza işçi sınıfındaki hareketlenmeyi, dip akıntıları, krizin ulaşacağı boyutlarla birlikte bu akıntıların yüzeye vuracak dalgalar niteliğini kazanacağını en iyi onlar biliyorlar. Kadın hareketinin bitmeyen dinamizmini, Newroz alanlarına akan milyonların öfkesini okuyabiliyorlar. Tam da bu noktada konumları gereği sahne alıyor, almak zorunda hissediyorlar. Fakat bu sefer üzerlerinde herhangi bir devrimci basınç olmadan 1 Mayıs alanlarının ve özel bir yerde duran İstanbul 1 Mayıs’ının ruhunu kendi sınırları, icazetçilikleriyle özgürce belirliyorlar.

İcazet sınırları ve 1 Mayıs!

Dönemin ruhunun basıncıyla Türkiye’de gelenekselleşmiş olan 1 Mayıs toplantılarına yeniden dönerek devrimciler de dahil solun tüm kesimlerini peşlerine takacak, icazet sınırlarına hapsedecek bir rol oynuyorlar. Bu toplantıdan önce CHP Genel Merkezi’ni ziyaret etmeleri, 1 Mayıs için özel çaba harcamalarını istemeleriyse başlı başına nasıl bir 1 Mayıs tahayyülü içinde olduklarının özeti gibidir.

Bu böyleyken devrimciler ve genel olarak sol, dönemin ruhunu temsil etmekte onların yanına düşen bir pozisyon alarak yaşadığı gerilemeyi de adeta resmediyor. Daha onlar Yenikapı demeden sol güçler Yenikapı üzerine yapılmış planlarla toplantılarda söz alıp, icazet sınırlarına baştan olur verebiliyorlar. Son noktada “sizi sizinle ve CHP’yle bırakıyoruz, biz 1 Mayıs alanına gideceğiz” diyecek bir irade koyamıyorlar, zaten o irade çözüldüğü için de bu toplantıya çağrılmayı “lütuf” olarak görebilecek bir ruh haliyle konuşabiliyorlar.

Bu 1 Mayıs’ın niteliği

İşkolu ve iller bazında yaygınlık göstererek bir dalgaya dönüşen işçi eylemleri, 8 Mart’taki irade savaşının barikatların yıkıp geçilmesiyle kazanılması, Newroz alanlarına yansıyan özgürlük tutkusunun yarattığı birikimle karşıladığımız ve anlamını bu birikimi kutlamakta bulan bir 1 Mayıs, 2022 1 Mayıs’ı. Bu birikimin kutlanması, işçi sınıfının daha ileri adımlar atarak sınıflaşma sürecini büyütmesi anlamına gelir. Yıllar içinde bir sınıf gibi düşünmekten, eylemekten uzaklaştırılmış olan Türkiye işçi sınıfının sınıflaşması, adımını attığı bu kavga alanlarındaki etkileşim içinden olacaktır.

Bu kavganın sınıf hasmına karşı gerçek bir irade savaşı niteliği kazandığı 1 Mayıs, işte tam da bu noktada muhtevası ve ruhuyla güçlerin tartıldığı bir mücadele alanıdır. Sınıflaşma sürecine giren işçi sınıfının kendi iradesini konuşturabilmesiyse gövdesiyle olmasa bile öncüleşen kesimleriyle sistemin dayattığı icazet sınırlarını zorlamasında simgeleşir.

İstanbul 1 Mayıs’ı ve özelde de Taksim Meydanı’nın 1 Mayıs kutlamalarına yeniden açılması ısrarı bu noktada kritik bir anlam kazanıyor. İşçi sınıfının son dalga içinde sınıf olma bilinciyle şu ya da bu şekilde buluşmuş kesimlerinin, kadınlar, gençler ve emekçi halk katmanlarının yeni tipte faşist rejimin inşasında önemli bir yerde duran ve adeta simgeleşen Taksim yasağı karşısında net bir duruş sergilemesi, toplumsal özgürleşmenin önemli bir momentini oluşturacaktır.

Taksim” derken pazarlığı başka alanlar üzerinden yapmak!

Bu böyleyken “dörtlü” olarak tabir edilen sendika ve meslek odalarının çağrısıyla 7 Nisan’da gerçekleştirilen 1 Mayıs toplantısı, bugün (8 Nisan) yapılan basın açıklamasında görünümü kurtarmak için telaffuz edilen “Taksim ısrarı”nın fersah fersah uzağında bir toplantı oldu. DİSK, KESK, TTB, TDB ve TMMOB’un bugün yaptığı basın açıklamasında ya da DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu’nun sorulara verdiği yanıtta “1 Mayıs alanı Taksim konusunda ısrarcı olacakları” izlenimi verildi. Fakat işin aslı basın açıklaması metnindeki ya da sorulara verilen yanıttaki gibi değil.

Bu açıklamalar ya da “Taksim’de ısrarlıymış gibi yapmak” en hafif ifadeyle samimi değil. Keza bir gün önce yapılan toplantıda Valilikle Maltepe ya da Yenikapı meydanları üzerinde konuşulduğu, zaten oraya da bu niyetle gidildiği açıkça ortaya konuldu.

İşin vahimi onların icazete teslim olma haline sol-sosyalist hatta devrimci güçlerin de baştan teşne olmalarıydı. Birkaç devrimci kurum dışında hiçbir kurumun Taksim tartışmasını gündeme bile getirmediği bu toplantıda, bazılarıysa son noktada “Taksim zorlanmalıydı” diyerek ruhlarını kurtarmış oldu!

Yenikapı mı Maltepe mi?” tartışması!

Toplantı asıl olarak “Yenikapı mı olsun, Maltepe mi?” tartışmalarına, yürüyüş kolları nasıl oluşacak ya da sahnenin yükseklik-alçaklık ayrıntılarına odaklanarak yürütüldü. Elbette herkes bu 1 Mayıs’a nasıl bir ekonomik-siyasi atmosferde karşıladığımızı, nasıl bir birikimi alanlara taşıyacağımızı anlattı. Taksim’in lafını bile etmeyenler açısından durum daha kolaydı. “Kitlesel ve coşkulu bir 1 Mayıs örgütlemeliyiz” diyorlardı. Kafaca ve ruhen Yenikapı’ya çoktan fit olarak toplantıya gelenlerden bazıları görünümü kurtarmak için konuşmalarının sonuna “… ama 1 Mayıs alanı Taksim’dir” cümlesini eklemeyi de ihmal etmediler. Birkaç devrimci kurumun Taksim ve 2022 1 Mayıs’ına ilişkin vurgulu konuşmaları bazılarını “rahatsız” etmenin ötesinde baştan havlu atılmış o havayı dağıtmaya yetmedi.

İş o kadar banalleşti ki, direnişçi işçilerin kürsüden söz söylemesi, bir işçi kürsüsünün kurulması yönündeki anlamlı öneriler bile adeta geçiştirildi. DİSK bunu “bir işçi konuşsa yeter” yanıtıyla geçiştirmeye çalışırken, bir KESK temsilcisi “Temsilcileri konuşuyor zaten, her direnişçi işçi kürsüden konuşturulamaz, ne diyeceğini bilemiyoruz sonuçta” diyebilme cesaretini(!) gösterebildi. Bir emek örgütü adına biri kalkıp öz olarak “ayaklar baş olamaz” diyebildi ve o salondan kimse de kalkıp “nasıl böyle konuşabilirsiniz?” demedi.

Bu sahne, bir bakıma o toplantının özü ve özetiydi aslında.