Her ay açlık ve yoksulluk sınırını açıklayan, fakat baş döndürücü yıkıma karşı pratik bir tavır geliştirmekten özenle kaçınan Türkiye İşçi Sendikaları Federasyonu (Türk-İş), haziran ayında dört kişilik bir ailenin açlık sınırının yani sağlıklı-dengeli beslenmesi için gerekli harcamaların tutarı haziranda 6 bin 391 TL’ye, yoksulluk sınırının yani beslenmenin yanısıra kira-ulaşım-eğitim-ısınma gibi zaruri ihtiyaçlarının tutarıysa 20 bin 818 TL’ye yükseldi. Mayıs ayında yoksulluk sınırı 19.602 TL, açlık sınırı ise 6.017 TL olarak açıklanmıştı.
Türk-İş, mutfak enflasyonundaki artışı aylık yüzde 6,2; son 12 aylık artışı da yüzde 117,3 şeklinde tespit etti. Enflasyonun gerçekte freni patlamış bir araba gibi son sürat ilerlediği, işin aslında oranın bu verilerin çok çok üstünde olduğunuysa gerçek hayat gösteriyor.
Asgari ücretin 5 katı
Açlık sınırının 6 bin 391 TL olması demek asgari ücretin yüzde 50,3, yoksulluk sınırının 20 bin 818 TL’ye tırmanmasıysa asgari ücretin yüzde 389,5 oranı üzerinde bir hayat pahalılığının olduğunun ifadesi.
‘Bir kişiye iki asgari ücret gerekiyor’ vurgusu
Bekâr bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ ise aylık 8 bin 313 liraya yükseldi.
Türk-İş’ten yapılan yazılı açıklamada, “Bir kişiye neredeyse iki asgari ücret gerekiyor” denildi ve şöyle devam edildi:
“Ücretli, maaşlı, yevmiyeli çalışanlar ile esnaf, emekli ve öğrencilerin içinde yaşadığı fiili hayat pahalılığı, enflasyon bugün sıfırlansa bile gelirleri artmadığı sürece aynı kalacaktır. Üstelik fiyatlar hızla tırmanmaya devam ediyor.”
Halen bekleniyor
Hal böyleyken Türk-İş başta olmak üzere işçi ve emekçilerin en kitlesel örgütlenme adresleri olan sendikalar ya da toplumsal muhalefetin tüm dinamikleri halen durumu seyretmeye devam ediyor. Türk-İş ağası Ergün Atalay, asgari ücrete yapılacak birkaç kuruşluk zam için bile Erdoğan’ın ağzından çıkacak söze bakıyor, lütuf dilenerek durumu idare etmeye çalışıyor.
Bıçağın kemiğe dayandığını, okun yaydan çıktığını söylemesine rağmen işçi sınıfını mücadele araçlarından soyundurarak adeta dilenci pozisyonunda hareket ediyor.
Bu enflasyonun ya da hayat pahalılığının dünyadaki savaş rüzgârlarıyla, sistemin genel yapısal kriziyle ilişkili olduğu masallarıyla işçi ve emekçileri fedakarlığa davet etmeyi sürdürüyorlar. Erdoğan “sabredin” diye özetliyor bunu. Oysaki işin esasının öyle olmadığını bizzat ekonominin dümeninde oturan şahıs itiraf etti. İşin aslı o çok sözünü ettikleri “yeni ekonomi politikası”! Yani yoksullaştırarak zenginleşmek, büyümek. Emeği pula çevirmek, ekmeğe talim eder hale getirerek sermayenin semirmesinin, daha çok “yatırım” yapmasının önünü açmak!
Bu vampirlik karşısında tek çözüm işçi ve emekçilerin sınıf mücadelesinin temel araçları ve yöntemleriyle mücadele etmesi, grevle, işgalle, direnişle konuşmasıdır.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!