Sağlık: Devlet eliyle beslenen şiddet alanlarından biri



Tayyip Erdoğan’ın hedef göstererek “giderlerse gitsinler” diye başlayan saldırgan tutumu, halk içerisinde “artık doktor dövebiliyoruz” sözleriyle karşılığını bulmuştu. Devamı geldi…


Çiçek Özgen

Sağlık çalışanlarına karşı şiddet durmuyor.

İktidarın, krizin çok yönlü yıkımıyla bunalmış halkın birikmiş öfkesini, sağlıkta yaşanan çöküntünün sorumlusu olarak lanse ettiği sağlık çalışanlarına (özelinde ise daha çok hekimlere) yöneltmesi başarıya ulaşmış görünüyor.

Öfkesini, “görece” daha iyi yaşayan daha iyi kazanan daha iyi eğitim koşullarına sahip olmuş ve kendisinden farklı bir sınıfın üyesi olarak görüp yabancılaştırdığı bu gruba sınırsızca yöneltme hakkına sahip olması, ona açlık duyduğu “güç” olma duygusunu veriyor. Yanı sıra silikleşen asıl düşmanının yerine kolaylıkla koyabildiği ve ondan cezalandırılmadan “öç” alabildiği bir tatmin alanı elde etmiş oluyor.

Elbette yaşanan şiddetin tek nedeni olarak sadece bunlar gösterilemez, eğitimsizlik, gericilik de tüm bunları besleyen faktörler her olay özgülünde somut olarak karşımıza çıkıyor.

Tepeden altlara doğru…

Tayyip Erdoğan’ın hedef göstererek “giderlerse gitsinler” diye başlayan saldırgan tutumu, halk içerisinde “artık doktor dövebiliyoruz” sözleriyle karşılığını bulmuştu. Devamı geldi… Patronuna, kendisini ezen bir üst erke karşı sesini çıkaramayanlar, bir üst sınıf olan gördüğü ve patronuyla aynılaştırdığı sağlık çalışanlarına karşı sınırsızca şiddet uygulama hakkını kazanmış olarak gördü kendini. İşyerinde ezilen işçinin evde eşini ezerek hıncını alması gibi, tüm öfkesini yönlendirebileceği başka bir yer, başka kişiler daha “bulmuş” oldu. Üstelik daha da artmış cezasızlık, sırt sıvama, cesaretlendirme ödülleriyle… Bunun verdiği duygusal hazla kendini aynı zamanda güçlü ve önemli bir yere koymuş, toplumsal yaşamda aynılaşamadığı bir kesimle dalaşıp dövüşme söz konusu olunca aynılaşma fırsatı yakalamış, hem fiziksel hem duygusal bir haz yaşamış oluyor böylece. İlkel benlik, gerici iktidarın da itmesiyle tüm mevcudiyetiyle görünürleşiyor..

Dağın görünen ucu…

Tüm bunların bir sonucu olarak sağlıkta şiddet haberleri artık neredeyse rutine binmiş bir şekilde basına yansıyor. Sadece geçtiğimiz haftaya bile bakmak yeter! Ancak yansımayanları da düşündüğümüzde durum hakkında öngörüde bulunabilinir.

-Siirt Devlet Hastanesi… Acilde babasını önce muayene ettirmek isteyen bir kişi “bugün bu doktoru öldürmeden burdan çıkmam” diyerek ortalığı birbirine kattı, doktor hastaları muayene etmeyi yarıda kesmek zorunda kalarak ayrılmak zorunda kaldı.

-Adana Dörtyol Hastanesi… Öncelikli muayene olma isteği kabul edilmeyen bir kişi küfürler ederek sağlık çalışanını “bu işin bir de dışarısı var” diyerek tehdit etti.

-Fatsa Devlet Hastanesi… Bir kişi kız arkadaşını muayene ettiği gerekçesiyle Kadın Doğum Uzmanı Okay Kurbay’a saldırdı. Sağlık çalışanı kafa travması geçirdi.

-Samsun-Bafra Devlet Hastanesi’nde emekli bir polis, beyin cerrahi uzmanına silahla ateş etti. Şans eseri kurşun sağlık çalışanına denk gelmedi

-Rize Devlet Hastanesi’ne elinde silahla giren bir kişi, acil serviste kurşun yağdırdı; biri ağır 5 kişi yaralandı.

-Ağrı ASM’de bir aile hekimine fiziksel şiddet uygulandı.

Bunlar şimdilik basına yansıyanlar, yani buz dağının görünen ucu… Bu şiddet olayları sağlığın diğer alanlarında çalışan tüm sağlık çalışanlarına yönelik olarak sürdürülüyor. Dolayısıyla sayı çok çok daha fazla…

Defensif Tıp

Yaşanan ve iktidar eliyle de meşrulaştırılan bu saldırılar ekonomik krizle birleşince sağlık çalışanlarının yurtdışını çare olarak  görmesine yol açıyor. Ekonomik olarak tatmin olmayan bu kesim, toplumsal olarak uğradığı şiddetten, değersizleştirilmeden kaçmak kurtulmak istiyor.

Yurtdışına gidemeyenler ise artık kendilerini korumak için daha pasif, korumacı yöntemlere başvurmak durumunda kalıyor. Bunlardan biri de defensif tıp. Bunu hekimin kendisini tedavi sırasında gelişen durumlardan dolayı açılan davalardan korumak istemesi ve savunmacı, pasif bir konum alması diye de özetleyebiliriz.  Ancak defensif tıp artık sadece dava süreçlerine uğramaktan korunmak için değil şiddetten de kendini korumanın bir yolu olarak görülüyor.

Sorun yaşamamak ve soruşturmaya uğramamak için olabildiğince az hastaya, özellikle de riskli olmayan hastalara -o da sadece- müdahale ediliyor. Bu durumda hasta bir doktordan diğerine, bir hastaneden diğerine mekik dokuyor. Böylelikle kendini örneğin hastanın yaşamını kaybetmesi durumunda açılacak davalara karşı koruyor. Aynı şekilde hasta ve hasta yakınlarından şiddet görmemek için, riskli hastalara müdahale etmek yerine başka yerlere sevk etmeyi tercih ediyor. Çünkü olası bir durumda, hayatını koruyabilecek, şiddeti engelleyebilecek bir güvence yok. İş başa kalmış durumda. Bu da onu yaşamını korumak için önlem almaya itiyor.

Bu daha da ilerlediğinde ve artık sık kullanılan bir tercih haline geldiğinde, sağlık hizmetlerinin daha da kötüleşeceği öngörülebilir. Muayene olabileceğimiz hekim sayısının çok çok azaldığı, belki bazı bölümlerde artık müdahale edecek bir sağlık çalışanının olmadığı yeni bir kriz artık kapımızda duruyor.

Elbette hasta yaşamı önce gelmektedir, ancak sağlık çalışanlarının can güvenliği kaygısı duymadan çalışabilecekleri ortamların sağlanması, onun da can güvenliğinin garanti altına alınması gerektirmektedir. Bir sağlık çalışanı kendi yaşamına dair önlemleri kendisi değil, devlet aracılığıyla alabilmelidir. Ona  güvenli bir ortamda hizmet sunabilmesinin sağlanması devletin görevidir.

Devlet, sorumlusu olduğu toplumsal ve ekonomik çöküşün yarattığı öfkeyi kendisinden farklı bir yöne kaydırmak için, halkın önüne sağlık çalışanlarını atmaktan, onları değersizleştirmekten ve şiddeti körüklemekten vazgeçmelidir. 

Herkes için insanca yaşanabilecek ücret, insanca yaşanabilecek koşullar, nitelikli, parasız sağlık hizmetleri toplumsal barışın inşasını sağlayacak uygulamalardan birkaçı olarak ortada durmaktadır.