Patronların Hayali Kıbrıs Güzelyurt’ta: 21. Yüzyılda Köle Kampı



Türkiye’deki patronların bu hayalinin izdüşümü Kıbrıs’ta çarpıcı bir örnekle karşımızda. Bangladeş’ten komisyonculara kişi başına 8 bin Euro ödeyerek Kıbrıs’a getirilen bu işçiler, berbat koşullarda, pasaportlarına bile el konularak, ücretleri ödenmeden, hiçbir denetim ve kontrol olmaksızın çalıştırılıyorlar. Daha doğrusu ücretleri ödenmeden, iş verilmeden, öyle perişanlık içinde hayatta kalmaya çalışıyorlar.


Son zamanlarda daha sık duyduğumuz bir uygulama da Hindistan ya da Bangladeş’ten işçi getirmek. İşgücünün buradaki ucuzluğu yetmiyor patronlara. Hiç bilmedikleri bir ülkede, bilmedikleri koşullarda, örgütlenme koşulları sıfırlanmış işçilerle üretim yapmak daha cazip geliyor. Birçok OSB’de, fabrikada göçmen işçilerin yanı sıra uluslararası işçi acenteleri, komisyoncular eliyle Çin, Hindistan ya da Bangladeş gibi ülkelerden getirilen işçiler de çalıştırılıyor.

Son olarak Lezita patronu Öz Gıda-İş’te örgütlenen işçileri işten çıkarmış, “Hindistan’dan işçi getirteceğim” demiş, bunun için lojman hazırlığına giriştiği belirtilmişti.

Buna Polonez patronu da eklendi. Ürdün sermayeli fabrikada Tek Gıda-İş’in örgütlenmesine karşı patron kıyımın düğmesine basmış, işçiler buna karşı üretimi durdurunca da peyderpey 145’inin işine son vermişti. İşçilerin direnişi sürerken o da fabrika bahçesindeki yeşil alanı temizleyerek bina dikmeye başlamıştı. İşçiler, bu binalara dışardan getirilecek köle işçilerin yerleştirileceği belirtiliyor.

Türkiye’de patronlar böylesi köle barınakları yapıp direnen-örgütlenen işçileri “dışardan işçi getiririm” diye tehdit ediyor. Yanı sıra işçileri pandemide gördüğümüz gibi üretim tesislerine kapatmayı, her saniyelerini bile gasp edecek, üretim dışında hiçbir yaşamı olmayacak bir hapishaneye hapishanelere tıkmak istiyorlar.

Türkiye’deki patronların bu hayalinin izdüşümü Kıbrıs’ta çarpıcı bir örnekle karşımızda. Bangladeş’ten komisyonculara kişi başına 8 bin Euro ödeyerek Kıbrıs’a getirilen bu işçiler, berbat koşullarda, pasaportlarına bile el konularak, ücretleri ödenmeden, hiçbir denetim ve kontrol olmaksızın çalıştırılıyorlar. Daha doğrusu ücretleri ödenmeden, iş verilmeden, perişanlık içinde hayatta kalmaya çalışıyorlar.

Kıbrıs’ta yayın yapan Özgür Gazete’de Pınar Barut tarafından hazırlanan detaylı haber patronların gelecek tasavvurunun anlaşılması açısından hayli çarpıcı.

Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı Cypfruvex adına, Ticaret Odası üzerinden Çalışma Bakanlığı onayıyla ve “Danışmanlık” adı altında hizmet veren acenteler aracılığıyla getirilen yüzlerce işçinin, Güzelyurt’ta aç, susuz ve insanlık dışı koşullar altında tutulduğunu röportajlarla da birleştirerek haberleştiren Barut’un yansıttıkları, soruları şöyle:

Görüntüler korkunç!

Cypfruvex adına, kendilerinin ifadesiyle Mustafa ve Cihangir adındaki temsilcileri tarafından bir acente aracılığıyla, kimileri 5 ay önce, kimileri sezon bitmesine rağmen 2 ay önce getirilmiş…

Hepsi, suyun, elektriğin, hijyenin, tuvalet ve banyonun olmadığı bir köle kampında, pislik içinde, işsiz, parasız hayatta kalmaya çalışıyor. Aylardır kimse yanlarına uğramıyor…

Para yok, iş yok!

Güzelyurt’ta karşılaştığımız manzara bizi dehşete düşürdü. Konuştuğumuz işçiler ise aylardır bu koşullarda yaşadıklarını belirtiyor.

Mikrofonlarımıza şunları söylüyorlar.

“Ben 2 ay 10 gün önce geldim ve sadece bir ay çalıştım. Burada kendi paramızla pirinç ve tavuk alıp yiyoruz”

Bir diğer işçi ise buraya getirilme amaçlarını da söylüyor;

“5 aydır buradayız, Cypfruvex için portakal toplama geldik. 3 ay çalıştık, 2 maaş aldık, son maaşımızı almadık, son 2 aydır da çalışmıyoruz. Burada 60 kişi var…”

Tuvalet/banyo yok!

“Sadece iş istiyoruz. Ben buraya geldim çünkü işe ihtiyacım var” diyen işçi diğer tüm arkadaşları adına da konuşuyor;

“Hepimizin su, tuvalet, çevresel ve diğer problemleri geldiğimiz günden beri var. Hijyen yok, yemek yok, buraya kimse uğramıyor aylardır. Biz 700 kişilik bir grup olarak farklı tarihlerde geldik. Bu kampta da 42 kişiyiz…”

Pasaportları da ellerinden alınıyor!

İşçilerin adlarını tam anlayabilmek için kimlik ya da pasaportlarını talep ettiğimizde ise korkunç bir gerçekle daha yüzleşiyoruz;

“Pasaportlarımız aracılarda ve Cyprfruvex’de”

Yani işçiler, herhangi bir yere şikayet edemesin, başka bir iş bulamasın, bu skandal duyulmasın ise işçilerin pasaportlarına da onları getiren şirketler ya da aracılar el koyuyor!

Milyonlarca euro kime gitti?

Peki bu insanları kimler getirdi? Onlar üzerinden kaç para kimin cebine gitti.

İşçilerden biri şöyle anlatıyor, isim veriyor;

“Bizi Bangladeş’ten Mustafa ve Cihangir getirdi. 8 bin euro verdim gelmek için. Buradaki herkes aynı parayı verdi. Biz bu ülkeye gelmek için toplamda neredeyse 500 milyon TL verdik.

Buraya geldik ancak şu anda birçok problemimiz var. Hiç kimseden hiçbir haber yok. Ben iki ay maaş alabildim, toplam 5 aydır buradayım.

İlk ay 24 bin TL maaş verdiler, ikinci ay sadece 7 bin TL verdiler. Sadece ilk ay maaş aldık. Hepimiz burada çok acı çekiyoruz. Hepimizin su, tuvalet çevresel ve diğer problemleri geldiğimiz günden beri var…

Suçlu, sorumlu kim?

Görüntülediğimiz insanlık dışı köle kampı ve buradaki işçilerin ifadeleri bizi korkunç bir devlet suçuyla yüzleştiriyor.

Çünkü aslında İş Yasası’na göre Çalışma Bakanlığı dışında hiç kimsenin, kurum ve kuruluşun işçi getirmeye yetkisi ve hakkı yok.

Ancak bu kölelik düzeni tam da Bakanlık ve devlet eliyle kuruldu!

Süreç nasıl işliyor?

İşçiye ihtiyacı olan firma (müteahhitlik, restoran, vs.) “danışmanlık” adı altında hizmet veren şirketlere başvuruyor.

Bu şirketler Bangladeş ve diğer üçüncü dünya ülkelerindeki paydaş acentelerle iletişime geçerek, ihtiyaç duyulan işçilerin sayısını ve özelliklerini belirtiyor.

Örneğin; bir müteahhitlik firması için 50 kalıpçı, 8 düz işçi, vs… gibi.

Karşı taraftan buradaki danışmanlık şirketine bulunan işçilerin pasaport fotokopileri gönderiliyor ve hangi işleri yapabildikleri sözlü olarak iletiliyor.

Bu işler tamamen el yordamıyla, “Ben kefilim” sözleriyle yapılıyor.

Sonra buradaki danışmanlık şirketi, kendisinden işçi isteyen firmaya bu listeyi veriyor ve onun adına Çalışma Bakanlığı’na başvuru yapıyor, işlerini takip ediyor.

Eğer işçiler inşaat sektörüyle ilgiliyse, Çalışma Bakanlığı ve Kıbrıs Türk İnşaat Müteahhitleri Birliği (KTİMB) arasında imzalanan protokol gereği, firma önce KTİMB’e başvuruyor.

Çalışma Bakanlığı sadece ilgili firmanın şirket evraklarına bakıyor, toplamda çalıştırdığı KKTC-TC işçi sayısına bakıyor (Çünkü üçüncü dünya ülkesinden bu toplamın en fazla yarısı kadar işçi getirebilir), hangi proje için getirildiğine bakıyor, Sosyal Sigorta ve İhtiyat Sandığı borcu olup olmadığına bakıyor ve izni veriyor.

Çalışma Bakanlığı bu kölelik sisteminin baş aktörü!

Yani Çalışma Bakanlığı;

-Bu işçiler nerede kalacak?

-Hangi koşullarda kalacak?

-Mevsimlik bir iş ise kaç ay çalıştırılacak?

-Ne kadar maaş verilecek?

-Yemek, su, barınma ve diğer ihtiyaçları nasıl karşılanacak?

-Firma adına onları ülkeye girişte kim karşılayacak?

Gibi soruların hiçbirini sormuyor ve bunu takip edip denetlemiyor.

Yani ülkeye giriş izni verilen işçiye ne olduğu, nereye gittiği çalışma hayatı ve işçilerden baş sorumlu olan Çalışma Bakanlığı’nı hiç ilgilendirmiyor!

Peki bu danışmanlık acenteleri? Siyasetle bağlantısı?

Danışmanlık adı altında ülkeye işçi getiren acenteler arasında da müthiş bir çıkar savaşı var. Milyon euroların döndüğü bu kölelik sektörü, acentelerin savaş alanı gibi.

Herhangi bir yasaları yok. Siyaset ve hükümet kanadıyla bağlantıları da sağlam!

Çeteleşmiş ve mafyalaşmış düzen içinde polis, muhaceret, siyasette mi var?

Çünkü iddialara göre bu öyle bir ağ ki; adeta çeteleşmiş ve mafyalaşmış bir ağ ve bu çetenin içinde hükümetten,

Bakanlıklardan, polisten, Muhacaret’ten de birçok kişi var.

Yani bu milyon eurolar birkaç paydaş tarafından bölüşülüyor.

Hatta bu acentelerden bazılarının bizzat Başbakan’ın koruması altında olduğu için polisteki soruşturma dosyalarının bile kapandığı belirtiliyor.

Bu sorular acilen cevaplanmalı: Muhalefeti yetkili makamlar, sivil toplum örgütleri göreve!

İşte tüm bu gerçekler ve iddialar ışığında hem bu habere özel hem de genelde cevaplanması gereken birçok soru var;

-Bu işçileri kim getirdi?

-İşçilerin “8 bin euro verdik” dediği Mustafa ve Cihangir kim?

-Hangi acente adına çalışıyorlar?

-Cypfruvex sezon bittiği halde 176 işçiyi neden getirtti?

-Tarım Bakanlığı Cypfruvex’i denetlemiyor mu?

-Çalışma Bakanlığı buna nasıl izin verdi?

-Neden Ticaret Odası üzerinden izin alındı?

-Bu köle kampı kime ait? Ne zaman yapıldı?

-Bu rezalet aylardır nasıl kimse tarafından fark edilmedi?

-İşçi getirme sektörü çeteleşti mi?

-Bazı acentelerin direkt siyasetle bağlantısı var mı?

-Bu çetenin içinde polis, muhaceret ve siyasiler var mı?