Çiçek Özgen
Sağlık sistemindeki piyasalaşma, yıkımla beraber insani, etik anlamda çürümeyi de beraberinde getirdi. Kâr hırsı, yeni doğmuş bebekleri bile gözünü kırpmadan öldürecek bir vicdan noksanlığına kadar evrildi.
Aslında günlerdir kamuoyunda sarsıntı yaratan bu haber buzdağının sadece görünen yüzü. Her şey büyük bir ağa, danışıklı dövüşe, ucu devletin içine uzanan bir mekanizmaya işaret ediyor.
Sağlığın özelleştirilerek şirketlere devredilmesiyle bir anda altyapısı ve donanımı olmayan, yeterli personele sahip olmayan hastaneler mantar gibi çoğalmaya başladı. Üstelik devlet kendi kamusal görevini sırtından atmış olmanın verdiği rahatlıkla bu “hastanelere” inanılmaz kaynaklar aktardı ve aktarmaya devam ediyor. Bu, kâr getirisi o kadar büyük bir sektöre dönüştü ki, Emine Erdoğan’lar, Binali Yıldırım’lar, adını sayamadığımız nice siyasetçi, patron… yani kaymak tabaka ardı ardına hastane sahibi ya da ortağı oluverdi. Devletin bu hastanelerle protokol imzalamasıyla da, kamusal kaynakların, devlet kasasının sınırsız aktarıldığı musluk da monte edilmiş oldu.
Her zaman “daha fazla kâr” hırsıyla hareket eden kapitalizmde, elde ettiği para hiçbir zaman yeterli gelmez. “Doğası” gereği hep daha fazlasını ister! Bu özel hastaneler, bir yandan gereksiz yere istedikleri tahlillerle, MR, tomografi gibi radyolojik testlerle devletten para emerken diğer yandan gereksiz hasta yatışları, servisler ve yoğun bakım ünitelerindeki gereksiz tedavilerle işi arşa taşıdılar. Ancak kapitalizmden her zaman beterin beterini beklemek gerek. Bu haber de birkaç gün önce kucağımıza düşüverdi: Yenidoğan Çetesi
Çürümüşlüğün boyutu
Basına yansıyan haberde özel hastanelerde, devletten ve hasta yakınlarından kazanç elde edebilmek için yenidoğanların gereksiz yere yoğun bakım ünitelerine yatırıldığı, burada gerek olmamasına rağmen ağır tedaviler uygulanarak genel durumlarının kötüleştirildiği hatta artık kâr elde edilemeyecek duruma gelen bebeklerin öldürüldüğü ortaya çıktı. Hatta o anlara dair konuşmalar deşifre edilerek yayınlandı. Basına göre şu ana kadar 12 bebek bu şekilde öldürülmüş! Bunun ne kadar eskiye dayanan bir durum olduğu ise bilinmiyor; kaç bebeğin öldüğü, kaçının bu ağır tedaviler sonucunda engelli kaldığı vs. bilinmiyor.
Olayın patlak vermesi üzerine ihbarda bulunan, kendi durumlarını paylaşan kaygılı ailelerin ifadeleri, bu durumun aslında yıllardır sürdüğüne ve can kaybının bundan çok daha fazla olduğuna işaret ediyor. Sadece istanbul ile sınırlı olmayan tüm ülkeyi sarmış bir ağdan bahsediyoruz. Ailelerin ihbarları ülkenin dört bir yanından gelmeye devam ediyor. Bu özel hastanelerde bebeklerini kaybeden her ailenin aklında, çocuğunun katledilip katledilmediği şüphesi dolaşıyor artık. Yani bu iş birkaç doktor ve hemşirenin, birkaç ambulans şoförünün tezgahladığı münferit bir olay değil. Aksine uzantıları devletin içine kadar uzanan, geniş, organize bir şebekeden bahsediyoruz. Zaten gereksiz tahlillerle nerdeyse her özel hastane devlet kasasını, bizim cüzdanlarımızı boşaltıyor. Bu uzun zamandır farkında olunan bir gerçek ama işi hangi boyutlara kadar vardırdıklarını bilemiyorduk. Yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde durum buyken, erişkin yoğun bakım ünitelerinde neler yaşandığını, orada nasıl işler yapıldığını bilemiyoruz ama artık tahmin edebiliyoruz. Bu hastanelerde işlerin doğru yapılıp yapılmadığını, yeterli altyapı ve personele sahip olup olmadığını denetleyen hiçbir kurum yok! Kim kimi denetleyecek?! Çünkü bu özel hastanelerin sahipleri içerisinde Emine Erdoğan’lar, Binali Yıldırım’lar, Fahrettin Koca’lar, Metin Külünk’ler, Haydar Sancak’lar var. Adını sayamadığımız dünya kadar AKP milletvekili, eski bakan var; patronlar, mafya bozuntuları var…

Tıpkı azılı katillerin, uyuşturucu kaçakçılarının fotoğraflarının devlet erkanının tepelerindekilerle fotoğraflarının olması gibi bu katillerin de “malum” kişilerle fotoğrafları var. Sözgelimi, MHP Esenler İlçe örgütünün, Esenler Güney Hastanesi sahibi Müzeyyen Yurtoğlu’nu ziyaret edip paylaştıkları bir tweeti haberler üzerine sildiklerini de bu sırada öğreniyoruz.
Üstelik, Yenidoğan Çetesi haberinde ismi geçen hastanelerden birinin sahibi Eski Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu var işin içinde. Müzezzinoğlu utanmadan bu ölümler karşısında “içim rahat, herkes işini iyi yaptı” diyebilecek ve bunu münferit bir olay olarak göstermeye çalışacak kadar kadar insanlıktan nasibini almayan bir portre çizebiliyor. Bu hastanelerden bir diğeri olan Avcılar Hospital’in başhekimi hala görevine devam edebiliyor. Kimin kimi denetleyeceğinden, neyin adil olacağından, neyin ahlaki ve etik sınırlarda olacağından bahsedebiliriz ki… Al gülüm ver gülüm…
Şehir hastaneleri ile yeni çetelere kapı aralanıyor!
Ve şimdi kamu kaynaklarını daha iyi sömürebilmek için kamu-özel sektör işbirliği ile şehir hastaneleri kuruluyor, artık tek başına kamusal hastaneler olmayacak. Tüm devlet olanakları, kasaları bu hantal yapıdaki şehir hastanelerine akıtılıyor. Hastaneler sermayeye peşkeş çekilerek sağlık alanındaki son kamusal alanlar da ortadan kaldırılıyor. Yandaşlar, yandaş tanıdığı olanlar, kalitesiz, güvenilirliği bile sorgulanacak ürün üreten firmalar vs. ihaleleri çoktan kapmış durumda. Herkes nasıl daha fazla kâr elde edeceğini hesaplamış, köşe başları tutulmuş ya da paylaştırılmış. Başka yenidoğan, erişkin yoğun bakım çetelerinin vs. patlamasına tanık olacağız -o da şanslıysak. Çünkü çürüyen bir gövdede hiçbir yan sağlam kalmayı başaramaz!
Durum bu: Yaşamak için gittiğimiz hastanelerde kendimizi ve sevdiklerimizi kâr hırsına kurban vermemek için çabalamak düşüyor bize. Hayatımız kâr hırsıyla yanıp kavrulan bu bir avuç sermayedarın ellerine kalmasın diye mücadele etmek!.. Nasıl ki hukuk sistemine güven sıfırlandıysa sağlık sistemine güven de son kırıntılarını böylece kaybetmiş olacak.
Sağlıkta özelleştirme yıkım getirir
Sağlıkta dönüşüm aldı altında uygulanan özelleştirme politikalarının, nitelikli ve ucuz sağlık hizmetlerine ulaşmayı zorlaştırdığı sır değil. Parası olana sağlık hizmetinin, artık kâr getirme marjına göre düzenlenmiş tedavi uygulamasıyla paran da olsa, kâr getirmediğin durumda ölüme terk edilme boyutuna geçtiğini gördük. Bu sistemin senin ya da çocuklarının, yakınlarının yaşamını tehdit edecek, hatta onları öldürecek birer cellada dönüştüğünü izliyoruz.
Bu ülkede işini severek, etik kurallar çerçevesinde yapmak isteyen nitelikli sağlık çalışanlarının KHK’larla atıldığını gördük. Boşalan kadroların, niteliksiz, liyakatsız kişilerle doldurulduğunu gördük. Yavaş yavaş devletin görevlerinin, kamusal görevlerin şirketlere devredildiğine, kamu binalarının bunlara peşkeş çekildiğine şahit olduk. Bu şirketlerin, gereksiz tahlillerle haksız kazanç elde ettiklerini yaşadık, duyduk, gördük. Şimdi de çocuklarımızı para için nasıl rahatlıkla öldürmüş olduklarını öğreniyoruz. Üstelik bu zamana kadar neler olmuş olabileceği, diğer yoğun bakım ünitelerinde ya da farklı servislerde neler yaşanmış olabileceği şüphesi sırtımızı ürpertirken bunları okuyoruz.
Devletin bire bir işin içinde olduğu bu sistemde, onların bir şeyi/bir şeyleri düzelteceğini beklemek bizi sadece oyalar, duruma alıştırır, hissizleştirir. Kendimiz, çocuklarımız için sesimiz yükselmezse hiç kimse bu çarkların dışında kalamaz!
Herkese ulaşılabilir, kamusal, nitelikli ve denetlenebilir bir sağlık hizmetinin uygulanmadığı durumlarda, bunu talep edip, bunun için bir araya gelmediğimiz her durumda böyle vahim haberlerle ne yazık ki sarsılmaya devam edeceğiz…
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!