Fidan Muzaffer Bir Ordu Komutanı Edasıyla Konuşurken…



Türkiye’nin Suriye bataklığından beklentisi Fidan tarafından özetlendi: Kürt halkının kazanımlarının tümden gasbedilmesi ve Fırat’ın batısı ve doğusunu boydan boya kesecek şekilde Suriye topraklarının işgal edilmesi. Elbette daha büyük muradı -bunlarla birlikte- oluşacak iktidar üzerinde ekonomik-siyasi-askeri kapsamlı bir hegemonya kurmaktır.


Eski MİT Başkanı şimdinin Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, NTV’de yayınlanan programa katılarak bir Suriye uzmanı, zafer komutanı edalarıyla açıklamalarda bulundu. “Yani şahsen Suriye’yi düşünmediğim hiçbir mesai günüm başka normal günüm de olmadı” diyerek bu “zaferin” altında imzası olduğunu ima ediyor Fidan. Sonra “çok ileri gittim” düşüncesiyle olsa gerek AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın stratejik aklına övgüler düzüp “devlet işlerinin ekip işi” olduğuna bağlıyor “zaferin” mimarlığını. Arada birçok sıkışma yaşadıklarından, çok eleştiri aldıklarından bahseden Fidan, bunlara rağmen inat ettiklerini ve “stratejik sabırla” kazandıklarını belirtiyor.

Gecelerinin gündüzlerinin Suriye’yi özelde de Rojava’yı düşünmekle geçtiğinden şüphe yok. Ama bu “zaferin” kendi “stratejik sabırlarıyla” değil de ABD-İngiltere ikilisiyle Avrupalı emperyalistlerin çok yönlü aktif desteğini arkasına alan İsrail’in Lübnan ve Gazze’de yolu temizleyen soykırım ve imha saldırıları sayesinde gerçekleştiğini dünya âlem biliyor. İsrail Lübnan cephesinde Hizbullah’ı büyük oranda darbelememiş, Gazze’de soykırım gerçekleştirmemiş ve “direniş ekseni” denilen güçlerin deyim yerindeyse belini kırmamış olsaydı o “stratejik sabrın” sonuçlarının böyle olmayacağını bir istihbaratçı olarak en iyi kendisi biliyor oysa.

Dahası cihatçı çetelerin bu zemini kullanarak harekete geçmelerinden sadece birkaç hafta önce bile Esad’la bir uzlaşma arayışında olduklarını düşünecek olursak buradaki esas aklın ABD-İngiltere ve İsrail olduğu artık bilmeyen yok. Bu güçlerin aylardır HTŞ’yi hazırladıklarını hatta Ukrayna’dan eğitmenler getirip SİHA’larla donattıklarını da… Türkiye’nin stratejik sabrının her zaman olduğu gibi fırsatların kokusunu almaktan ibaret olduğunu, ABD-İngiltere-İsrail üçlüsünün hazırladığı zemin üzerinden bir parende atmakla işin göbeğine dalmaya çalıştığı noktada anlam kazanmıştır.

Fakat yine de haklarını yememek lazım. Fidan’ın bahsettiği o “stratejik sabır” dile kolay 14 yıl boyunca cihatçı çetelerin el altında tutulması, bu arada üç askeri operasyonla girilip işgal edilen Suriye topraklarına kalıcı bir biçimde yerleşilmesi anlamında hükmünü konuşturmuştur. Fidan da bunları ballandıra ballandıra anlatıyor zaten. “Kimse cihatçılara sahip çıkmadı, Türkiye olarak biz şemsiyemiz altına aldık” manasında cümlelerle istihbaratçı kafasının sonuçlarıyla övünüyor. 14 yıl boyunca cihatçı çeteleri nasıl kolladıkları, onları hangi vaatlerle ellerinin altında tuttukları, moral çöküntü yaşadıklarında bile nasıl motive ettikleri bahsinde adeta koltukları kabarıyor.

“Zaferin” asıl mimarları ABD-İngiltere ve İsrail’ken Fidan zafer kazanmış komutan edasıyla herkesi nasıl etkilediklerinden, zemin hazırlığını nasıl yaptıklarından o istihbaratçılara özgü poker suratıyla uzun uzun anlatırken aslında bu karta yaptıkları yatırımın tarihsel bir fırsat kapısı açılmışken nasıl bir avantaja dönüştüğünü ifade ediyor.

Fakat Fidan’ın muzaffer edasının beslendiği esas kaynak bundan sonra oynayacakları rollerin yarattığı baş dönmesinden. O da biliyor Suriye’nin bütününde HTŞ’yle sürtünmeler yaşayacaklarını, Suriye Milli Ordusu (SMO) denilen çapulcu takımının öyle kolay kolay kontrol edilemeyeceğini, dahası İsrail’in bu işin peşini kolay kolay bırakmayacağını ki, bombalamaları ve Golan tarafını işgal etmesiyle kanıtlıyor da. Ama “kirli işlerdeki” uzmanlıklarını kanıtlamalarının, coğrafi konumları ve 14 yıl boyunca bölgede kazandıkları “derinliğin” Suriye’de kendilerini belirleyici güçler mertebesine yükselttiğini de biliyor. O yüzden de muzaffer bir komutan edasıyla kasıla kasıla konuşuyor.

İşlerin öyle tahayyül ettikleri gibi yürüyüp yürümeyeceğini zamanla göreceğiz…

Bunlar işin Fidan ve devleti cephesinde üzerinde sörf yaptıkları, “iç cepheyi” de açlığı kabul edecek şekilde kenetleyecekleri çıktıları.

Ama esas istedikleri çıktıların başında Kürt halkının kazanımlarının tümden gasbedilmesi ve Fırat’ın batısı ve doğusunu boydan boya kesecek şekilde Suriye topraklarının işgal edilmesi geliyor. Elbette daha büyük muratları bunlarla birlikte oluşacak iktidar üzerinde ekonomik-siyasi-askeri kapsamlı bir hegemonya kurmak.

Fidan’ın Rojava’ya ilişkin kurduğu net cümleler, ABD ve diğer bölge gericiliklerinden de belirli düzeyde bir olur aldığını ifade ediyor. YPG’nin oradaki rolünü “IŞİD’lilerin konulduğu hapishanelerin gardiyanlığı olarak tanımlayan, o IŞİD’lilerin ait oldukları ülkelere kabulüyle bu sorunun ortadan kalkabileceğini söyleyerek akıl satan Fidan, “Yeni dönemde sizce Washington’ın YPG ile ilişkisi nasıl şekillenecek? Bugün Blinken ile yaptığınız görüşmede bu konuyu ele aldınız mı? Amerika’nın Suriye’deki son gelişmelere yaklaşımı nasıl?” sorusunu YPG’nin oturduğu zeminin Esad rejimi-İran ve Rusya’nın varlığı koşullarında şekillendiğini ama şimdi bu aktörlerin aradan çekilmesiyle o zemini kaybettiğini, ABD’ye YPG’nin IŞİD’le mücadele diye bir rolünün olmadığını, bu rolün gardiyanlıktan ibaret olduğunu anlatmaya devam ettiklerini söyledikten sonra mesaisini HTŞ’yi Kürtlere karşı kışkırtıp harekete geçirmeye ayıracağını da ilan edercesine şunlarla devam ediyor:

Yeni bir Suriye var ve yeni Suriye kendi toprak bütünlüğünü sağlamak konusunda da mutlaka kararlı olacak. Suriyeli muhalifler yıllardır rejime karşı savaşıyorlar, inanılmaz zulümlere ve kayıplara maruz kalmışlar ve şimdi vatanlarını tekrar alıyorlar. Bunlar tabii ki ülkenin bütününü sağlamaya yolunda adım atacaklar. Onun için Tel Rıfat’tan ve Münbiç’ten koridorlar açılarak çıkıp gittiler. Yani biz tekrar Şam’daki yönetimi kendi milli bütünlüğünü toprak bütünlüğünü sağlamak için atacağı adımlar neticesinde YPG’nin artık çok bir zemin bulamayacağını düşünüyoruz”.

YPG’nin ortadan kaldırılması stratejik hedef(leriymiş)”!

Fidan bilinenin altını bir kez daha çizerek “YPG’nin ortadan kaldırılması bizim stratejik hedefimiz” diyerek aslında Rojava diye bir yerin olmamasını, YPG ve örgütlü Kürt halk gerçeğini ezip geçmek istediklerini şu cümlelerle anlatıyor:

Biz Suriye’deki kardeşlerimizin kendi topraklarındaki tehdidi elimine etmesini bekleyeceğiz. Bir an önce Suriyeli olmayan YPG içindeki unsurların ülkeyi terk etmeleri gerekiyor. YPG’nin bütün komuta kademesinin de ülkeyi terk etmeleri gerekiyor. Daha sonra kalanların silahlarını bırakıp yaşamayı sürdürmeleri gerekiyor.”

İsrail’in Golan’ı işgal etmesini askeri kaygılarla mazur gören/gösteren, sadece havadan bombalamaların provokatif sonuçlar yaratabileceği konusunda uyarı gönderdiklerinden bahseden Fidan, Suriye’nin ve o toprakların kadim halkının kendi kaderini belirlemesine, üstelik dişe diş bir mücadeleyle kazandığı konumu korumasına tahammül edemiyor! Bunun kendi bekaları için bir sorun olduğunu söyleyerek tarihsel Kürt düşmanlığının altını bir kez daha çizerek devam ediyor.

Sözün kısası, Türkiye faşist rejimi açısından Kürtlere özellikle demokratik-halkçı bir ideoloji temelinde statü sahibi olduğu bir yaşam kurmaya çalışan Kürt halkına yönelik planı selefi iktidarla aynı telden çalması, o iktidara teslim olması, varlığını inkar etmesi ve Türkiye’nin isteklerine harfiyen uymasıdır.

Aksi takdirde ABD ve diğerlerini de ikna ederek Rojava’yı işgal edeceğidir!

Bu kadar net faşist iktidar bloku açısından her şey. Ele geçirilen bu tarihsel fırsat momentini tepe tepe kullanacakları da açık.

Gerek emperyalist ve bölge gericiliklerinin tutumları gerek Türkiye’deki saldırgan konumlanış Kürt halkının güçlü bir sahiplenmeyle kucaklanmak dışında bir çıkışının olmadığını gösteriyor. Onların bu pervasız söylemlerini yutacakları yegane güç ve dayanak budur, dünyanın tüm ilerici güçlerinin Rojava’ya siper olması, o bataklıkta bir vaha gibi kalan ve gelecek açısından umut vadeden bu mevzinin korunması tarihsel bir görev ve sorumluluk bilincine dönüşmek zorundadır.