Dört Kuşağın Ortak Geleceği Tekellere Peşkeş Çekiliyor



Teklifin en skandal maddelerinden biri, korunan alanlarda tekellere tanınacak intifa hakkı süresinin 49 yıl olarak belirlenmesi, “başarılı bulunan” işletmelerde ise bu sürenin 99 yıla kadar uzatılabilmesidir. 99 yıl, bir insan ömrünün çok ötesinde, yaklaşık dört kuşağın ortak yaşam alanının tek bir sermaye tekeline peşkeş çekilmesi demektir


TBMM Genel Kurulu’nda 24 Şubat’ta sekiz maddesi kabul edilen Milli Parklar Kanunu Teklifi, iktidarın doğayı “koruma” kılıfına sararak sermayeye yeni bir rant kapısı araladığı yüzsüz bir düzenleme olarak kayıtlara geçti. Adı koruma, özü talan ve yağma olan bu teklif 50 “milli” parkı, 274 tabiat parkı, 111 tabiat anıtı ve 32 tabiat koruma alanını kapsayan toplam 822 bin 522 hektarlık korunan bölgeyi şirketlerin insafına terk etmeyi hedefliyor. Toplumsal muhalefet ve ekoloji örgütlerinin ortak tepkisi ise bu düzenlemenin doğa katliamının vahşi bir aşaması olduğu gerçeğini bir kez daha gözler önüne seriyor.

Teklifin en skandal maddelerinden biri, korunan alanlarda tekellere tanınacak intifa hakkı süresinin 49 yıl olarak belirlenmesi, “başarılı bulunan” işletmelerde ise bu sürenin 99 yıla kadar uzatılabilmesidir. 99 yıl, bir insan ömrünün çok ötesinde, yaklaşık dört kuşağın ortak yaşam alanının tek bir sermaye tekeline peşkeş çekilmesi demektir.

Düzenleme, korunan alanların yönetimini yerel yönetimlerden ve bağımsız kurumlardan söküp alarak tamamen merkezi idareye, yani Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’ne devrediyor. Teklif hazırlanırken hiçbir kitle örgütü, meslek odası veya konunun asli paydaşlarından görüş alınmadı. Böylece planlamayı yapan da uygulayan da denetleyen de aynı kurum haline geldi. Merkezileşme öylesine hoyratlaşıp genişliyor ki göstermelik rıza üretme ritüellerine bile artık tenezzül etmiyorlar.

Üstelik iktidar, yasanın meclisten geçmesini beklemede zahmet etmedi; fiili uygulamaya çoktan start verdi. Ekoloji örgütlerinin ortak açıklamasında vurgulandığı gibi, Ocak ayında değiştirilen Doğa Koruma ve Milli Parklar Yönetmeliği ile yasa teklifi henüz yasalaşmadan bazı maddeler yürürlüğe sokuldu. Yönetmelik değişikliğiyle milli parkların korunmasına ilişkin kurumsal yapı sistematik olarak zayıflatıldı, kurumsal özerklik budandı. Orman Kanunu’ndaki koruma niteliğini zayıflatan hükümler, yönetmelik marifetiyle milli park alanlarına taşınmaya çalışılıyor.

Teklif, milli park sınırları içinde altyapı yatırımlarına da sınırsız yetkiler tanıyor. Ulaşım yolları, enerji nakil hatları, petrol ve doğal gaz iletim hatları, trafo ve haberleşme altyapıları ile su, termal su ve atık su tesisleri için özel şirketlere bedel karşılığında izin verilebilecek. Böylece kan emici tekeller maliyet avantajı sağlamak için milli park güzergâhlarını tercih edecek ve bu durum korunan alanların geri dönüşü olmayan biçimde parçalanmasına yol açacak.

Gerçekten de düzenlemenin tüm maddeleri mercek altına alındığında, ortada koruma öncelikli bir anlayıştan zerre kadar eser olmadığı apaçık görülüyor. Yaklaşık 50 milli park ve 260’ın üzerinde tabiat parkını kapsayan bu değişiklik, kamusal doğal varlıkların tekelci sermaye lehine talanını daha da kolaylaştıracak bir işlev görecek.

İktidarın 23 yıllık iktidarında tarım alanları yaklaşık 2,5 Kıbrıs Adası büyüklüğünde yok olurken, çiftçi sayısı 7,5 milyondan 4,5 milyona geriledi, ortalama çiftçi yaşı 58’e fırladı. Şimdi sıra milli parklarda. İktidar yine birilerine rant kapılarını ardına kadar açarak gelecek kuşakların hakkını bugünden ipotek altına alıyor, onların nefesini çalıyor. 

Unutmayalım ki sattıkları parklar halkın, talan ettikleri doğa geleceğindir!