Salı, 25 Ağustos 2026

Onca şey başa dönmek için miydi?



Erdoğan’la Putin ve heyetler arasında 6 saat süren görüşmelerden “ateşkes” çıktı. Ortaya çıkan metin “artık dönmeyiz” denilen Soçi Mutabakatı’nın Suriye’nin kazandığı yeni mevzilerle revize edilmesi dışında bir anlam taşımıyor


İdlip’i ‘vatan toprağı’ ilan edecek kadar terazinin topuzunu kaçıran; yayılmacı hayallerle giriştiği macerayı, ABD-Rusya emperyalistleri arasındaki çelişkiye güvenip durduğu yeri de fazlasıyla abartarak tırmandıran; bu uğurda  asker kanı dökmekten, AB’li emperyalistler üzerinde basınç oluşturmak için mülteci şantajını pervasızca kullanmaktan kaçınmayan rejim ve tepesindeki “tek adam”, Putin’le gerçekleştirdiği 6 saatlik görüşme trafiğinden “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olma” havasıyla çıktı.

Resmi açıklamalara göre en az 50 askerin öldüğü bu maceradan, bu gece geçerli olmak üzere ateşkes konusunda mutabakata varılarak çıkıldı.

Putin’in ağzını her açtığında ölen 33 (resmi rakamlara göre) askerin o bölgede olduklarının bilinmediğini hatırlattığı görüşmelerden sonuç itibariyle Rusya’nın başından beri belirttiği içerikte bir metin çıktı.

Erdoğan’ın bu koşullarda bile Rusya’yla ticaretten bahsedecek kadar taşralı bir tüccar havası ve süngüsü düşmüş bir vaziyette yaptığı açıklamalarında ne Putin’in “Türk askeri orada olmamalıydı, hiç kimse askerlerin orada olduğunu bilmiyordu” vurgularına yanıt vardı ne de “İdlip vatan toprağıdır” efelenmelerine uygun bir duruş… Açıklamalarının özü özeti “Suriye sivilleri hedeflediği için biz bu işe burnumuzu soktuk” “savunması” oldu.

Sonuç itibariyle Suriye ordusunun bu kesitte ele geçirdiği yerlerden çekilmeyeceği, Erdoğan’ın “bir daha Soçi’ye dönmeyiz” demesine rağmen Soçi’nin Suriye’nin ele geçirdiği yeni mevzilerle birlikte revize edildiği bir “mutabakat” ortaya çıktı.

Soçi’ye göre M4 ve M5 cihatçılardan alınarak açılacaktı, BM’nin “terörist” ilan ettiği cihatçılar silahsızlandırılacak, bölge “çatışmasızlık bölgesi” olarak ele alınacaktı. Süreç tersi yönde gelişince Suriye ve dayandığı Rusya İdlip’e dönük operasyonlarını genişletmişti. Anlaşma bu başlıkların altının yeniden çizildiği bir nitelik taşıyor ve bu da Suriye’nin İdlip konusundaki tutumunun meşruluğunun kabulü anlamına geliyor.

Varılan ateşkes belirttiğimiz gibi Soçi’nin Suriye’nin bu süreçte elde ettiği mevzilere göre revize edilmesi dışında bir anlam taşımıyor. Ayrıca onca atıp-tutulan Esad rejiminin de resmi olarak tanınmasını ifade eden satırlarla (Suiye Arap Cumhuriyeti gibi)  “O savaş tamtamları günlerdir neden yükseltildi, neden halklar birbirine bu düşmanlaştırılmak için bu denli kışkırtılıp, onca yığınak ve asker ölümüne neden olundu?” soruları yanıtsız kalıyor.

Bu böyleyken genelde Suriye özelde de İdlip sorununun önümüzdeki günlerde yeni biçimlerle devam edeceği de bir kez daha açığa çıktı.

Keza mevcut dengeler içinde dönem dönem tırmanan dönem dönem düşen bu gerilimde tüm güçler hassas dengeleri gözeterek hareket edecek bir temkinlilik içinde. Rusya ve bağdaşıkları (Suriye ve İran başta olmak üzere) daha fazla tırmanacak bir gerilimin yaratacağı bölgesel sonuçları gözetmek durumunda oldukları bilinciyle duruş belirliyor. Dönem dönem gerilimi tırmandırsalar bile bir noktada denge kurma ihtiyacı duyuyorlar. Öyle olmasa Türkiye gerilemiş olsa da işgal ettiği bir toprakta şu ya da bu düzeyde kalmaya devam edemezdi.

Aynı denge hesapları ABD ve AB’li emperyalistler açısından da geçerli. Hiçbiri şu kesitte tırmanan bir gerilimin doğrudan parçası olmak istemiyor. Türkiye ve devletin başındaki zat emperyalistler arası güç ve hegemonya savaşında konumunu da kullanarak yayılmaya çalışsa da sözkonusu “denge” ya da “fiilen taraf olmama” tutumunun duvarlarına çarpıp duruyor.

Elbette sınırlanmış olsa da Suriye’deki meşru olmayan varlığını koruyarak…

Dışişleri Bakanları Mevlüt Çavuşoğlu ve Sergey Lavrov’un okuduğu mutabakat metniyse şöyle:

– Türkiye Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu, Suriye Arap Cumhuriyeti’ndeki ateşkes rejiminin uygulanmasının garantörleri olarak (bundan sonra taraflar olarak anılacaktır),

 

– Suriye Arap Cumhuriyeti’nde Gerginliği Azaltma Bölgeleri Oluşturulmasına İlişkin 4 Mayıs 2017 tarihli Muhtıra ve İdlip Gerginliği Azaltma Bölgesindeki Durumun İstikrarlaştırılmasına İlişkin 17 Eylül 2018 tarihli Muhtıra’yı hatırda tutarak,

 

– Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenliğine, bağımsızlığına, birliğine ve toprak bütünlüğüne olan kuvvetli taahhütlerini yineleyerek,

 

– Terörizmin tüm tezahürleriyle mücadele ile Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından terörist olarak tanımlanan tüm grupların ortadan kaldırılması yönündeki kararlılıklarını  yinelerken, sivillerin ve sivil altyapının hedef alınmasının hiçbir şekilde mazur görülemeyeceğini kabul ederek,

 

– Suriye ihtilafının askeri çözümünün olamayacağının ve ihtilafın yalnızca Suriyelilerin öncülüğünde ve sahipliğinde, Birleşmiş Milletler’in kolaylaştırıcılığında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararıyla uyumlu siyasi süreç yoluyla sona erdirilebileceğinin altını çizerek,

 

– İnsani krizin daha da kötüleşmesinin önlenmesinin, sivillerin korunmasının, ihtiyaç sahibi tüm Suriyelilere önkoşulsuz ve ayrım gözetmeksizin koruma ve insani yardım sağlanmasının, keza ülke içinden yerinden edilmelerin önlenmesi ile mültecilerin ve ülke içinde yerinden edilen kişilerin güvenli ve gönüllü olarak Suriye’deki asıl ikamet yerlerine geri dönüşlerinin kolaylaştırılmasının önemini vurgulayarak,

 

– Aşağıdaki hususlarda mutabık kalmışlardır:

 

1- İdlib gerginliği azaltma bölgesindeki temas hattı boyunca tüm askeri faaliyetler 6 Mart 2020 tarihinde saat 00:01’den itibaren durdurulacaktır.

 

2- M4 karayolunun kuzeyinde 6 km ve güneyinde 6 km derinliğinde bir güvenli koridor tesis edilecektir. Güvenli koridorun işleyişine dair ayrıntılı esas ve usuller, Türkiye Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu Savunma Bakanlıkları arasında 7 gün içinde kararlaştırılacaktır.

 

3- Türk-Rus ortak devriyeleri, 15 Mart 2020 tarihinde M4 karayolunun Trumba’dan (Serakib’in 2 km batısı) Ain-Al-Havr’a kadar olan kesimi boyunca başlatılacaktır.

 

İş bu Protokol, imzalandığı anda yürürlüğe girer.

 

– Türkçe, Rusça ve İngilizce üç örnek olarak ve eşit yasal geçerliliği olacak şekilde 5 Mart 2020 tarihinde Moskova’da imzalanmıştır.