Salgın yönetimi stratejisini “İstediğimiz zaman açar, istediğimiz zaman kapatırız. Tek ölçütümüz kendi ideolojik-siyasi kodlarımız ve patronların özelde de yandaşlarımızın ekonomik çıkarlarıdır, çarkların dönmesidir” pratiğiyle gösteren AKP-MHP-Ergenekon faşist koalisyonu bir ay önce tüm uyarılara rağmen kontrolsüz şekilde gevşemeye giderken, beklenen oldu ve salgın hızla tırmandı. Bu arada lebaleb kongreler tamamlandı, her kongrenin ardından o illerdeki vaka sayılarında görünür bir tırmanma yaşandı. Kısacası salgın yayılımı artsın diye ne gerekiyorsa yaptılar. Aşı yoksa sürü bağışıklığı var dercesine…
Öncesinde de bu böyleydi elbette. Zaten hiçbir zaman salgını yönetmek gibi bir dertleri olmadı. Tek dertleri, çarkların dönmesiydi. Paranın akması, malların dolaşımı… Ha bir de özellikle alkolle anılan işletmeleri batırmak, küçük esnafı çaresizliğe sürüklemek ve aslında büyük bir mülksüzleştirme dalgasıyla sermaye merkezileşmesinde yeni bir dalga yaratmak oldu. Elbette ideolojik kodlu tutumlardı bunlar. Kendi tabanının konsolide etmek gibi kullanışlı ideolojik “kısıtlamalar”!
Fakat son bir ayda iş şirazesinden çıktı! O “lebaleb” kongreleri övüne övüne yaptılar bunu. Halka yüklediler yine sorumluluğu. Maske, mesafe, hijyen dediler. Sanki buna olanak varmış gibi!
Sonra bizzat kendileri sonuçları açıkladılar. Her zaman olduğu gibi rejimin dümenindeki tek adam çıkıp beklediğimiz ve bizzat kendilerince oluşturulmuş gerçekleri bir bir sıraladı. “Herkesin polisi kendi aklı ve vicdanı olmak zorundadır” deyiverdi bir kez daha. Sonra tablonun sorumluları kendileri değilmiş gibi, “Vaka, hasta ve vefat sayılarının artması, bizi mevcut uygulamaları gözden geçirmeye mecbur bırakmaktadır” şeklinde devam etti. Çok yüksek riskli grubu teşkil eden kırmızı kategorideki illerin sayısının nüfusun yüzde 80’nini oluşturan 58 şehre ulaştığını belirtti.
Yarattıkları bu tablonun ardından her biri son derece ideolojik-siyasi-ekonomik nitelikler taşıyan önlemleri sıraladı. Beklendiği gibi Ramazan ayı boyunca tüm illerde hafta sonları tam kapanma olacak diye belirtti. Çarkların döneceğini elbette yine vurguladı ve salgın boyunca o çarkların zaten hiç durmadığından övgüyle bahsetti!
Bu arada cumartesiye gelen 1 Mayıs’ı da bu kapsama almış oldu! Hoş cumartesiye gelmeseydi de alacaktı, belli. Sonuçlarını hep birlikte göreceğiz!
Sonra sıraladı aldıkları önlemleri. Ramazan ayı boyunca dışarda yemek yemenin mümkün olmayacağını “müjdeledi” tabanına. “Renk ayrımı yapılmaksızın” tüm lokantalar, kafeler… vs kapalı olacaktı, sadece paket servis yapabileceklerdi! Sahur ve iftar sofralarına koyacak katık bulamayan o tabanını bu “müjdeyle” yatıştırmış olacaktı böylece. İdeolojik hassasiyetlerine oynayarak prim yapmış olacağını baştan hesapladığı besbelli!
Esnafa ve çoğunluğu kayıtdışı çalışan lokanta-kafe işçilerine de güler misin ağlar mısın kabilinde bir destekten bahsetti. “Nisan ve mayıs aylarında normalleşme ve ücretsiz izin uygulaması kapsamında sigorta primi desteğinden yararlanamayan lokanta ve kafe çalışanlarımızın da prim yüklerini üstlenecek ve ayrıca bunlara kişi başı 1500 lira nakdi ödeme yapacağız” dedi.
Ramazan boyunca tüm illerde hafta sonunu yasaklayacağını önden haber verirken, daha ona haftalar varken sayıları 58’e çıkan ve son bir aydır sadece pazarları yasak olan kırmızılaşmış illerde cumartesiyi de yasakladıklarını belirtti. Belli ki bu yasak da İstanbul Sözleşmesi, kadın hareketi, … vs. vs.’nin kitlesel bir biçimde sokağa yansımasının kısıtlanması içindi!
Salgın önlemlerinin Ramazan’dan hemen sonra gevşeyeceğini müjdeleyerek, tabanına başka bir ideolojik iksir sunmuş oldu. ‘Ramazan’dan sonra bayramımızı yapacağız!’
Yeni Anayasa’dan dem vuran, kainata demokrasi dersi veren, burjuva muhalefete bir kez daha çatan Erdoğan “başkanlık rejiminin” kazandırdığı yeteneklerden bahsetti. Bunu “salgın sürecinde iyi gördük” dedi. “Sistemin özünü oluşturan, hızlı karar alma ve etkin şekilde uygulama mekanizmaları, ülkemizin bu dönemde pozitif yönde ayrışmasını sağlamıştır” diye sistemine övgüler dizerken, bu övdüğü sistemin 3 yıl geçmiş olmasına rağmen daha “olmamış” olduğunu itiraf etti. Elbette ki önümüzdeki günlerin onun “olmuşluğunu” tamamlama yani tahkimat süreci olduğunu ifade ederek.
Sözün kısası Ramazan’ı ideolojik konsolidasyon aracı olarak kullanan, bu arada 1 Mayıs’ı işçi ve emekçilere yasaklayan, kadın hareketinin kitlesel öfkesini yasak kararlarıyla sınırlamaya çalışan Erdoğan, pandemiye “Allah’ın lütfu” şeklidne yaklaşmaya devam etti!
“Açtım-kapadım” demekle bu işin bitmeyeceğiniyse toplumsal direniş dinamiklerinin kendi yasalarını-kurallarını fiili meşru mücadeleyle dayatmasıyla anlayacaktır!
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!