Türkiye Devriminin Karakteri II-b



Bilimsel sosyalizm öğretisinin temellerini attıkları dönemde Marx ve Engels’in zihinlerinde canlanan devrim modeli haliyle bazı eksikler, dahası yanlışlar taşır


H. Selim Açan

“Bugün proletarya ve köylülüğün demokratik diktatörlüğünden başka bir şeyden söz etmeyen herkes, hayatın gerisinde kalmış, bu yüzden de pratik olarak küçük burjuvaziye katılmış demektir ve devrim öncesine ait ‘Bolşevik’ antikalar arşivine -‘eski Bolşevikler’ arşivi de denebilir- kaldırılmayı hak etmektedir.” (Lenin, Taktik Üzerine Mektuplar, abç)

Fakat Komün’den çıkardıkları dersler temelinde Marks ve Engels’in devrim anlayışlarında farklılaşan en az ilki kadar önemli bir değişiklik çoğu kez gözden kaçırılır: Siyasal devrim-toplumsal devrim basamaklandırmasının silinmeye yüz tutması. O güne kadar savundukları devrim anlayışlarında işçi sınıfının bilinçlenme sürecinin tamamlanıp toplumsal devrimi gerçekleştirebilecek güç ve yeteneği kazanabilmesi için öncelikle siyasal devrimin gerçekleştirilmesi gerektiğini vurgularlar. Bu yaklaşım, yapısı gereği siyasal devrimle toplumsal devrim arasında bir aralık bırakır.

Burada siyasal devrime öncelik verilmesinde bir problem yoktur, tersine bir devrimin temel göstergesi politik iktidarın ele geçirilmesidir, iktidarın ele geçirilmesi toplumsal devrim doğrultusunda adımlar atılabilmesinin de ön koşuludur. Hal böyleyken Marx ve Engels’in daha önceki devrim anlayışlarında bu ikisi arasında bir aralık bırakmaları, o kesitte proletaryayı henüz devrime öncülük edebilecek bir gelişkinlik ve olgunlukta görmemelerinden kaynaklanan mantıki bir sonuçtur.

Fakat kısa süren Komün deneyimi sırasında iktidarı ele geçiren proletaryanın eski devlet cihazını koruyarak değil paramparça ederek kendi iktidarını nasıl kurabileceğini görmekle kalmayıp toplumsal yaşamı yepyeni ilkeler temelinde örgütleme işine de bununla iç içe geçecek şekilde hemen başlayabileceği gerçeğini görmüşlerdir. Hatta Marx, olağanüstü saygıyla selamladığı Komünarları Merkez Bankası’na el koymamak başta olmak üzere burjuvaziyi mülksüzleştirip güçten düşürecek önlemleri almakta gösterdikleri tereddüt ve bıraktıkları boşluklar nedeniyle eleştirir.***

Siyasal devrimle toplumsal devrimi birbirinden ayırarak basamaklandırmak şurada dursun aralarında herhangi bir aralık bırakmadan derhal iç içe örmenin zorunluluğu Nisan Tezleri ekseninde süren tartışma sürecinde teorik açıklığa kavuşur, 1917 Ekim pratiğinde de somutlanır. Ekim’de iktidar ele geçirilir geçirilmez yayınlanan ilk kararnameler bunun göstergesidir. Gel gör ki Türkiye devrimci hareketinde aşamalı devrim kavrayışında ısrarlı demokratik devrim fetişistleri arasında bu ikisi arasında mesafe bırakmayı ‘devrimci netlik ve kararlılığın nişanesi’ olarak görebilen yaklaşımlara hâlâ rastlanabilmektedir.****

Bilimsel sosyalizm öğretisinin temellerini attıkları dönemde Marx ve Engels’in zihinlerinde canlanan devrim modeli haliyle bazı eksikler, dahası yanlışlar taşır. Kapitalizmin gelişiminin toplumdaki diğer bütün çelişkileri çözüp sadeleştirerek emek-sermaye çelişkisini biricikleştireceği düşüncesiyle proletaryanın devrimi başarabilecek güç ve olgunluğa yine kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin gelişmesine paralel biçimde kendiliğinden ulaşabileceği beklentisi bunların başında gelir. Bunlar elbette nesnel-tarihsel koşulların o kesitteki olgunlaşma düzeyinden kaynaklıdır. Zaten süreçlerin seyrinden çıkardıkları sonuçlar ışığında kendileri de ilk başlarda savundukları modeli kimi yönlerde gözden geçirip zamanla revize etmişlerdir. Fakat asıl kopuşu gerçekleştiren Lenin’dir. Lenin’in parti ve öncülük anlayışı, bu süreklilik içinde kopuşun tayin edici ilk halkasıdır. Marx ve Engels’in temellerini attıkları Marksizm’i Marksizm-Leninizm düzlemine yükselten (aynı anlama gelmek üzere “emperyalizm çağının Marksizm’i” haline getiren) bu parti ve devrim anlayışıdır. Proletarya devriminin kapitalizmin emperyalizm aşamasındaki yasallıklarının yeniden tanımı, bunu tamamlayıp yetkinleştiren adımı oluşturur.

Lenin’in parti -bir anlamda da devrim- anlayışını “mekanik kadercilikten ikili bir kopuş” olarak tanımlayan Lukacs, öznel-nesnel ilişkisinin parti-devrim ilişkisi bağlamında devrimci diyalektik kuruluşunu şöyle tanımlar:

“… bu örgüt anlayışı, hem proletaryanın sınıf bilincinin onun sınıfsal konumunun mekanik bir ürünü olarak kavranmasından, hem de bizzat devrimin kendisinde yalnızca kaderci biçimde harekete geçen ekonomik güçlerin mekanik işleyişinin -nesnel devrim koşulları yeterli olgunluğa eriştiğinde, bu mekanik işleyiş proletaryayı her nasılsa otomatik olarak zafere götürecektir-görülmesinden kurtulmak demektir. […] Böylece partinin örgütsel iç sorunları da yeni bir perspektif kazanır. Gerek devrimci eylemin önkoşulunu örgütün oluşturduğu yolundaki eski anlayışın -Kautsky tarafından temsil olunmaktadır- gerekse Rosa Luxemburg’un partinin, devrimci kitle hareketinin bir ürünü olduğu yolundaki düşüncesinin diyalektik değil, tekyanlı olduğu görülür. Partinin devrimi hazırlama görevi, partiyi, aynı zamanda ve aynı yoğunlukta devrimci kitle hareketlerinin yaratıcısı ve ürünü yapar, partiyi bu hareketlerin önkoşulu ve meyvası haline getirir. […] Leninist örgütün kendisi de diyalektik bir nitelik taşıdığına göre, kendi kendisinin aynı zamanda hem ürünü hem de yaratıcısı olduğu sürece, yalnız diyalektik tarihsel gelişmenin ürünü değil, aynı zamanda onun bilinçli ilerleticisidir...” (Lukacs, Lenin’in Düşüncesi/Devrimin Güncelliği, sf. 32-39, abç)

Lenin Farkının Kaynağı

Lenin’in parti ve devrim anlayışını farklı ve tarihsel kılan can alıcı nokta nedir? Devrimin nesnelliği sorununu tarihsel materyalist bir yaklaşımla ama devrimci diyalektik yöntemle ele alıp yorumlaması. Yani nesnelliğin üzerinden atlamamakla birlikte işçi sınıfının devrimdeki  rolünü nesnelliğe boyun eğip teslim olmak şeklinde yorumlamaktan kopararak devrimci proletaryanın tarihsel amaçlarını esas alan bir hedef bilinciyle hareket etmek, içinde bulunulan an’ın stratejisini bu yaklaşımla belirlemek.

Michael Löwy, bu sıçramayı ve onu mümkün kılan felsefi-düşünsel arka planı şöyle açıklar:

Gerçekliğin farklı duraklarının yalıtılması, sabitleştirilmesi, birbirinden ayrılması ve soyut bir karşıtlık haline getirilmesi bir yandan bütün kategorisiyle öte yandan da Lenin’in şu saptamasıyla aşılır: ‘Diyalektik, insan aklının karşıtları neden ölü ve taşlaşmış olarak değil de canlı, koşullara bağlı, devingen, birbirine dönüşür olarak kavranması gerektiğini… gösteren teoridir.’ Kuşkusuz burada bizi ilgilendiren, Defterler’in (Lenin’in Felsefe Defterleri kastediliyor -nba) ‘kendi içinde’ felsefi içeriğinden çok siyasal sonuçlarıdır. Defterler’in yöntemsel öncüllerini Lenin’in 1917’deki tezlerine bağlayan damarı bulmak güç değildir (abç): Bütün kategorisinden emperyalizmin en zayıf halkası teorisine; karşıtların birbirine dönüşmesinden demokratik devrimin sosyalist devrime dönüşmesine; nedenselliğin diyalektik olarak kavranışından Rus Devrimi’nin niteliğinin yalnızca ‘geri ekonomik temel’e dayanarak tanımlanmasının reddine (abç); bayağı evrimciliğin eleştirisinden 1917’de ‘süreklilik içinde kopuş’a (abç) vb…

 Ama en önemlisi şudur: Hegel’i eleştirel, maddeci bir gözle okuması Lenin’i açıkça ve düpedüz II. Enternasyonal’in sözde Ortodoks Marksizm’inin sıkı boyunduruğundan, onun kendi düşüncesine dayattığı teorik sınırdan kurtarmıştır. Hegel Mantığı incelemesi, Lenin’in Petrograd Finlandiya Tren İstasyonu’na varan yolu açmasını sağlayan alet olmuştur.

 1917 Mart-Nisan’ında diyalektik öncesi Marksizm’in temsil ettiği engelden kurtulmuş olan Lenin, olayların itişiyle kısa sürede kendini onun politik uzantısından da sıyırır: Bu, soyut ve dondurulmuş bir ilke olan ‘Rus Devrimi ancak bir burjuva devrimi olabilir- Rusya sosyalist bir devrimin gerektirdiği olgunluğa erişmemiştir’ ilkesidir. Bu sırat köprüsünü geçtikten sonra Lenin sorunu pratik, somut ve gerçekçi bir açıdan incelemeye girişir: Gerçekte sosyalizme doğru bir geçişi oluşturacak ve halkın çoğunluğuna, yani işçi ve köylü kitlelerine kabul ettirilebilecek olan önlemler nelerdir?” (Michael Löwy, Hegel’in Büyük Mantığından Petrograd Finlandiya Tren İstasyonuna, Sınıf Bilinci, sayı 14, Ocak 1994, sf. 26-27)

Lenin’i Lenin’in Karşısına Çıkarmak

Demokratik devrim fetişizmi, Leninizm’e bağlılığını gösterme ihtiyacı duyduğunda hemen İki Taktik’e sarılır. İki Taktik’in ruhuna nüfuz etmek yerine söyleminden hareketle tamamlanmamış demokratik devrimle sosyalist devrim arasında mekanik bir basamaklandırma ilişkisi kurar. Halbuki Lenin o tarihsel koşullarda Rusya’nın demokratik devrim aşamasında bulunduğunu reddetmemekle birlikte hem onu hızla sonuna kadar götürebilmek hem de bir an önce sosyalizme geçebilmek için her seferinde ısrarla o devrime proletaryanın öncülük etmesinin önemi ve zorunluluğu üzerinde durur.  Dolayısıyla İki Taktik dahil Lenin’in 1905 Devrimi sürecinde kaleme aldığı yazılarının ayırt edici yönünü demokratik devrimin zorunluluğunu vurgulaması değil proletaryanın öncülüğünü ısrarla vurgulaması oluşturur. Çünkü bu konu, Rusya’nın henüz burjuva demokratik devrim aşamasında bulunduğu gerekçesinden hareketle öncülüğün burjuvaziye bırakılmasını savunan Anayasacı Demokratlar ve Menşeviklerle Bolşevikler arasındaki temel ayrım noktasıdır. İki Taktik’i ve Lenin’in o tarihsel kesitte kaleme aldığı makalelerini aşamalı devrim anlayışının amentüsü olarak yorumlayan demokratik devrim fetişizmi onları bu tarihsel bağlamından kopararak ele aldığı için bu özgünlüğü de gözden kaçırır.

İkinci olarak, Marx ve Engels’in 1840’larda formüle ettikleri, belli revizyonlardan geçmekle birlikte sonraları II. Enternasyonal tarafından miras alınıp sürdürülen haliyle ‘aşamalı devrim’ anlayışı o yıllarda Lenin üzerinde de etkilidir. Zaten bu yüzden Marx ve Engels’in kapitalizm koşullarında proletaryanın bağımsız sınıf bilincinin ve devrimci inisiyatifinin demokrasi için mücadele okulunda edineceği deneyim sayesinde gelişip olgunlaşacağına dair vurgularına sık sık atıfta bulunur. Fakat aynı Lenin 1917 Şubat Devrimi’nin hemen arkasından Rusya’ya ayak basar basmaz hatta ondan da önce 21 ve 22 Mart tarihlerinde Pravda’da yayınlanan Uzaktan Mektuplar’ında yani proletarya bu okula henüz tam manasıyla kayıt bile olmamışken sosyalist devrimi gündeme getirir. İki Taktik ezbercisi demokratik devrim fetişistleri bu değişimin farkında değilmiş gibi davranırlar. İki Taktik’le Uzaktan Mektuplar ve Nisan Tezleri arasındaki diyalektik iç bağlantı ve sürekliliğin farkında değillerdir çünkü. Lenin’in başka bir vesileyle yaptığı tanımdaki gibi, “Hepsi de Marksist olduklarını söylüyorlar ama Marksizm’i mümkün olan en bilgiç biçimde anlayarak. Marksizm’in özünde yatan şeyi yani onun devrimci diyalektiğini hiç kavramamışlar(dır)” (Lenin, Devrimimiz Üzerine- N. Suhanov’un Anıları Üzerine)”

Lenin, daha sonra Nisan Tezleri’nde açımlayacağı görüşlerini 1917 Şubat Devrimi’nin hemen arkasından önce 11-26 Mart tarihleri arasında Parti’ye yolladığı Uzaktan Mektuplar’da ardından Rusya’ya ayak basar basmaz (3 Nisan gecesi) Petrograd İstasyonu’nda yaptığı konuşmada dile getirir. Kendisini karşılamaya gelen kitleye “Sosyalist devrim için sonuna kadar, proletaryanın tam zaferine kadar mücadele etmeniz gerekiyor” çağrısı yaptıktan sonra sözlerini “Yaşasın sosyalist devrim” sloganıyla bağlar.  Bu sadece o güne kadar Rus sosyal demokrat hareketinin geneli tarafından paylaşılan “Ortodoks Marksizm” anlayışından değil bir bakıma bizzat kendi geçmiş görüşlerinden de bir ‘kopuştur’. İki Taktik’in dogmatik yorumuna saplanıp kalmış Merkez Komite içindeki yoldaşları bile bu yüzden onun karşısına yine onun 1903’ten beri söyledikleriyle çıkarlar. Lenin’in sosyalist devrim çağrısı onlara bile ‘anarşist bir plan’ olarak görünür. Plehanov “Bunlar saçma sapan düşler…” diye tepki gösterir. (Aynı Plehanov, Ekim Devrimi’ni duyduğunda da “Ama bu bütün tarih yasalarının ihlali demek” der.) Tasfiyecilik yıllarında dinle Marksizmi birleştirmeye soyunan Tanrıkurcu idealizmin başını çekenlerden Menşevik Bogdanov, “Bu bir hezeyan! Bir delinin hezeyanı! Bu saçma sapan sözleri alkışlamak utanç verici! Sizin adınıza utanıyorum. Bir de Marksist olacaksınız!” çığlığını basar. Eski Bolşeviklerden I.P. Goldenberg, Bakunin’in yerini aldığını iddia ettiği Lenin’i “İlkel bir anarşizmin aşılmış gerekçelerini tekrarlayarak Rus sosyal demokrat hareketinin bağrına iç savaş bayrağı dikmekle” suçlar.

Parti içindeki yoldaşlarının tepkileri de farklı değildir. 4 Nisan günü Tauride Sarayı’nda hem Bolşeviklerin kendi aralarında hem de ardından Menşeviklerle yapılan birleşme amaçlı ortak toplantıda tezlerini “Bugünkü Devrimde Proletaryanın Görevleri” başlığı altında sunar. Bolşevik Petrograd Komitesi’yle yaptığı toplantıda 13 üyenin oylarıyla reddedilir görüşleri. Sadece Molotov ve Kollontay lehte oy kullanır, bir üye çekimser kalır. Partinin yayın organı Pravda’nın yöneticisi Kamanev, 8 Nisan tarihinde yayınlanan başyazısında “Lenin yoldaşın genel planına gelince: Bu plan, burjuva demokratik devrimi tamamlanmış gibi sunduğu ve bu devrimin hemen sosyalist devrime dönüşeceği varsayımına dayandığı ölçüde bize kabul edilir gelmiyor” diyerek Lenin’e kamuoyu önünde de karşı çıkar. Kamanev’in muhalefeti bu sınırlar içinde de kalmaz, daha sonra Zinovyev’le birlikte Ekim ayaklanmasını burjuvaziye ihbar ederler ama engel olamazlar.

İşin özü, Lenin, kendisine karşı çıkan yoldaşları dahil diğer herkesten farklı olarak Şubat Devrimi’nin ortaya çıkardığı tabloda henüz yerine getirilmemiş demokratik devrim görevlerinin eksikliğini değil sosyalist devrimi gerçekleştirme olanağının doğmuş olmasını esas alır. 23 Nisan’da Pravda’da yayınlanan Rusya’da Siyasal Partiler ve Proletaryanın Görevleri başlıklı makalesinde Lenin bu yaklaşım farkını şu şekilde tanımlar: “Menşevikler (de) ‘sosyalizm taraftarıdırlar ama sosyalizmi düşünmek ve onu gerçekleştirmeye yönelik pratik önlemleri şimdiden almak için henüz erken olduğu kanısındadırlar’; buna karşılık Bolşevikler ‘sosyalizmin zafere ulaşması için’ Sovyetlerin ‘pratikte gerçekleşebilecek olan her önlemi hemen alması gerektiğini’ düşünürler.” İki Taktik’le Nisan Tezleri arasındaki içsel bağlantı da bu yaklaşımda gizlidir.

Tabii ki bu kopuşun bir arka planı, bir birikim süreci vardır. Bu birikim sürecinin kilit halkalarını ise Felsefe Defterleri, emperyalizm çözümlemesi ve II. Enternasyonal çizgisine damgasını vuran ortodoks Marksizm’in rezilce iflasına tanık olmak oluşturur. Lenin’deki dönüşümü Löwy şöyle açıklar:

“Lenin’in sözleri üzerine kopan bu olağanüstü fırtınayı ve söylediklerinin koro halinde lanetlenmesini nasıl açıklayabiliriz? Suhanov’un (1917 sonrası Partiye katılan eski bir Menşevik -nba) safdil ama açıklayıcı betimlemesi bu sorunun yanıtını ima ediyor: Lenin gerçekten de ‘geçmişin bilimsel sosyalizmi’nden, Marksizm’in ‘temel ilkeleri’ne ilişkin belirli bir anlayıştan kopmuştu; bu anlayış, Rus Marksist sosyal demokrasisinin bütün akımlarının bir ölçüde paylaştığı bir anlayıştı. Gerek Menşevik gerekse Bolşevik parti önderlerinin Nisan Tezleri karşısında sergiledikleri şaşkınlık, kafa karışıklığı, öfke ya da hor görme, bu tezlerin ima ettiği bir şeyin, II. Enternasyonal’in ‘ortodoks Marksizm’ geleneğinden köklü bir kopuşun belirtileridir yalnızca. (Burada II. Enternasyonal’in radikal solundan -Rosa Luxemburg vb.- değil hegemonik olan akımdan söz ediyoruz.) Bu geleneğin mekanik-determinist-evrimci maddeciliği, katı ve felçleştirici bir tasım halinde billurlaşmıştı:

‘Rusya geri kalmış, barbar, yarı-feodal bir ülkedir.

Sosyalizm için gerekli koşullar burada yeterince olgunlaşmamıştır.

Rus devrimi bir burjuva devrimidir.’” (Michael Löwy, agk, sf. 20, abç)

(***) Komün deneyimi ile devrimin içinde bulunulan aşaması arasındaki ilişkinin kuruluşu, Lenin’in yaklaşımının bu konuda geçirdiği dönüşüm açısından da ilginç ve öğreticidir. Lenin, o güne dek geçerli Ortodoks Marksist anlayışın yoğun etkisini taşıyan İki Taktik’te Paris Komünü’nün model alınmasını açıkça reddeder. Ona göre Komün, “demokratik devrim ile sosyalist devrim ögelerini (siz bunu “siyasal devrim” ile “toplumsal devrim” olarak da okuyabilirsiniz-nba) ayırt etmeyi bilmediği, Cumhuriyet için mücadelenin hedefleriyle (bunu da “faşizmin yıkılması, siyasal özgürlüğün kazanılması” olarak okumak mümkün- nba) sosyalizm mücadelesinin hedeflerini birbirine karıştırdığı için” yanılgıya düşmüştür. “Dolayısıyla” Komün, “bizim hükümetin (yani gündemdeki demokratik devrim sırasında kurulacak işçi-köylü iktidarının-nba) benzememesi gereken bir hükümet” örneğidir.(alt çizmeler Lenin’e ait).

Aynı Lenin, 1917 Nisan günlerinde yaşanan tartışmalar sırasında “aynı zamanda hem bir demokratik devrimi hem de bir sosyalist devrimi gerçekleştirmeye çalışmış bir hükümet” olarak tanımladığı Komün’ü bu kez “model” olarak gösterir. İktidarın ele geçirilmesiyle “sosyalizme doğru ilerlemek” olarak tanımladığı “toplumsal üretimin ve ürünlerin bölüşümünün ve tek bir banka halinde birleştirilecek bankaların denetimi” gibi önlemleri hemen uygulamaya geçmek yerine hâlâ klasik demokratik devrim anlayışında çakılıp kalmış olanları kastederek şunu söyler: “Bugün proletarya ve köylülüğün demokratik diktatörlüğünden başka bir şeyden söz etmeyen herkes, hayatın gerisinde kalmış, bu yüzden de pratik olarak küçük burjuvaziye katılmış demektir ve devrim öncesine ait ‘Bolşevik’ antikalar arşivine –‘eski Bolşevikler’ arşivi de denebilir- kaldırılmayı hak etmektedir.” (Lenin, Taktik Üzerine Mektuplar, abç)

(****) Marksist Teori yazarı İbrahim Çiçek, sosyalist devrimi savunan herkesi ayrımsız aynı torbaya doldurup yine aralarında hiçbir ayrım yapmadan ağzına gelen yaftayı yakıştırdığı bir polemik yazısında ‘keskin devrimci’ görünebilmek için şunları söyleyebilmiştir: “Siyasi devrimin ve önceliğinin reddedilmesi ya da hemen ve doğrudan sosyalist devrim savunusuyla siyasal bakımdan sağa kayma arasındaki bağıntı, keza siyasi devrimin reddedilmesiyle ‘sosyalist devrim’ (veya ‘toplumsal devrim’) önceliği ile birleşen, buluşan ‘sınıfa kaçış’ olarak da kavramlaştırılabilecek yaygınlaşan uvriyerizm (günümüzde tasfiyeciliğin gelişen bir görüngüsü oluyor); dahası da var, siyasi devrimin reddedilmesinin Kürt ulusal sorunu yakıcı gerçekliğine yabancılaştırarak, ilgisizleştirerek aynı zamanda nesnel olarak sosyal şovenizme açılan bir kapı oluyor vb.” (İ. Çiçek, Marksizmin Bir Karikatürü ve ‘An’da Düşündürdükleri, 28 Kasım 2024, https://etha54.com/haberdetay/ibrahim-cicek-yazdi-marksizmin-bir-karikaturu-ve-anda-dusundurdukleri-198762

Demokratik devrimle sosyalist devrimi (aynı anlama gelmek üzere siyasi devrimle toplumsal devrimi) karşıtlaştırmakla yetinmeyip kaskatı kutuplar halinde birbirlerinin karşısına diken bu satırları okurken sizin aklınıza da Lenin’in bir önceki dipnotta aktardığımız “Bolşevik antikalar arşivi” önerisi gelmedi mi? Ayrıca “hemen ve doğrudan sosyalist devrim” savunusunun ve bunu savunan istisnasız herkesin “siyasi devrimi ve (onun) önceliğini reddettikleri” sonucunu İ. Çiçek nereden çıkarmış, bu uçuklukta bir saçmalığı kimler, nerede, ne zaman dile getirmiş belirsiz. Marksizmin en azından abc’sinden haberdar olan herhangi bir devrimcinin bu ölçüde saçmalayacağına ihtimal vermekle kalmayıp bir de bütün sosyalist devrim savunucularının ayrımsız bu anlayışta olduklarını iddia etmek ise tek sözcükle ayıp!..)

(Gelecek sayı: Ölçü Tartışması Işığında Türkiye’nin Sosyo-Ekonomik Gerçekliği)

Devrimci Proletarya